Batı Karadeniz’in merkezinde, tüm branşlarda hizmet veren, tam donanımlı bir sağlık merkezi olan Karabük Özel Medikar Hastanesinde başarılı burun estetiği operasyonu yapıldı. Aydın ilinden gelen 27 yaşındaki Özgür Soylu burun estetiği operasyonu için hastanemiz uzmanlarından Op. Dr. Gerçek İlker Şiriner’i tercih etti.


Kardemir Karabük Spor’un yeni transferleri Murat Akın, Leandro Rıta Dos Martıres ve Yusuf Akbulut Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçti.

Süper ligde ilimizi temsil eden Kardemir Karabük Spor, kamp dönemi sonuna yaklaşırken transferlerine devam ediyor.

Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçen başarılı futbolcular, Genel Cerrah Op. Dr. Mustafa Başar, Ortopedi Uzmanı Dr. Müfit Pehlivanoğlu, Dahiliye Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğluna muayene oldular.

Futbolcularımıza hoşgeldin diyor, Kardemir Karabük Sporumuza başarılar diliyoruz.

Süper ligde ilimizi temsil eden Kardemir Karabük Spor, kamp dönemi sonuna yaklaşırken transferlerine devam ediyor.

Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçen başarılı futbolcular, Genel Cerrah Op. Dr. Mustafa Başar, Ortopedi Uzmanı Dr. Müfit Pehlivanoğlu, Dahiliye Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğluna muayene oldular.

Futbolcularımıza hosgeldin diyor, Kardemir Karabük Sporumuza başarılar diliyoruz.

Karbonhidratları özellikle ekmek grubu besinleri daha az tüketmek kilo vermek isteyenlerin genelde ilk aklına gelen çözümdür. Son zamanlarda karbonhidrat oranı düşük, protein oranı yüksek besinlerle beslenme modası ön plana çıkmaya başlamıştır. Ancak yeterli ve dengeli beslenme programı içinde protein kadar karbonhidrat ve yağ da vücudumuz için çok önemlidir.

Proteini yüksek diyetler normal diyetlere göre daha kolay kilo vermeye yardımcı olabiliyor ancak diyetin genel planı içinde çok dengeli bir planlama yapılması gerekiyor. Protein vücuda dengeli bir şekilde alınmadığında içerisinde bulunan yağ ve kolesterolden kaynaklı kilo vermeye çalışırken karaciğer, böbrek ve damarlarımızın normalden daha fazla zarar görmesi riskiyle karşılaşabiliriz.
Bu diyetleri yaparken protein seçimi de çok önemlidir. Proteinleri yağsız besinlerden seçmeliyiz. En iyi protein kaynakları yağsız süt ürünleri, yağsız etler, balık gibi besinler tercih edilebilir.

Protein ile kilo vermek neden daha kolay?
Bedenimiz yüksek proteinli besinleri sindirmek, kullanmak için daha fazla çaba harcar. Bu da daha fazla kalori harcamamızı sağlar. Ayrıca, yüksek proteinli besinler midenizi daha uzun sürede terk ederler, böylece daha uzun süre kendinizi tok hissedersiniz.
Günlük alınması gereken protein miktarı vücut ağırlığının kilogramı başına 0.8-1.0 gram olmalıdır. Yaklaşık 70 kg olan bir kişinin günlük ortalama protein ihtiyacı 56 gr ila 70 gr arasında değişmektedir. Fakat proteinden zengin beslenildiğinde vücuda alınan protein miktarı 110g ila 140 arasında değişmektedir. Yüksek miktarda protein alındığında ve kişi iyi bir egzersiz yapmadığında proteinin fazlası vücutta yağa dönüşüyor. Her öğün için alınması gereken protein 27 -30 gramdan daha fazla olmamalıdır.

Ancak her protein içerik olarak birbirinin aynısı değildir. Örneğin fındıklar, tam tahıllılar, ve sebzeler de protein içerir ama yağsız kasları yapabilmek için bedende gerekli olan 9 amino asidin hepsini içermezler. Yağsız kasları yapabilmek için 9 amino asidi içeren yani tam protein olarak bilinen hayvansal ürünler tüketilmelidir. Bu hayvansal ürünler tavuk, hindi, deniz ürünleri, az yağlı süt ürünleri, yağsız biftektir.

Proteinden zengin diyetleri uzun süre uygulamak dengeli beslenme ilkelerine uygun değildir. Fakat spor yapan kişilerde bir beslenme uzmanı kontrolünde dengeli bir beslenme programı uygulanarak yapılabilir. Kilo vermek isteyen kişilerde kontrollü bir şekilde kısa süreli olarak, metabolizma hızını arttırmak için proteinden zengin diyetler yapılabilir. Ancak bu diyetleri alışkanlığa dönüştürüp, yaşam tarzı haline getirmeyecek şekilde, diyetisyen ve danışan ortak kararı ile sağlığa zarar vermeyerek dengeli bir beslenme programı oluşturularak uygulanabilir.

Özel Medikar Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Turan Tanrıkulu, “EEG, beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır” dedi.

EEG RADYASYON İÇERMİYOR
EEG, (Elektroensefalografi) hakkında bilgi veren Özel Medikar Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Turan Tanrıkulu, “Beynin normal elektriksel faaliyeti başta epilepsi (sara hastalığı) olmak üzere pek çok durumda bozulur. EEG’yi oluşturan beyin dalgalarının değerlendirilmesi ile bu bozukluğun yeri ve şekli hakkında bilgi edinilir. EEG tüm yaş gruplarında ve hamilelerde de çekilebilir. Radyasyon içermemektedir. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi EEG’ye göre daha sonradan geliştirilmiş olan inceleme yöntemleri beynin elektriksel faaliyeti konusunda bilgi vermezler. Özellikle epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verdirecek olan inceleme yöntemi EEG’dir” diye belirtti.

EEG NASIL ÇEKİLİR
Nöroloji Uzmanı Dr. Turan Tanrıkulu, beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrodlar aracılığıyla EEG aletine iletilirek, verilerin ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedildiğini, çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi sözkonusu olmadığını söyledi. Dr. Tanrıkulu, “Bu işlemler yapılırken hasta herhangi bir ağrı duymaz. Çekime gelirken tok olunmalıdır” dedi.

UYKUDA EEG NEDEN ÇEKİLİR?
Bazı durumlarda EEG’nin uyku halinde de çekildiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Turan Tanrıkulu, bunun nedenini şöyle anlattı: “Uyku, beyindeki anormal elektriksel faaliyetin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Epilepsi teşhisi için uyanıklık halinde 20 dakika süreyle yapılan EEG’nin yeterli bilgi vermediği durumlarda, gündüz 3-4 saat süreyle uykuda EEG çekilir. Çekim süresinin uzamasıyla anormal beyin dalgalarına rastlama olasılığı da yükseltilmiş olur.
Hastanın bu tür çekime gelmeden önceki gece uykusuz kalması, gerek gündüz uyumasını kolaylaştıracağı, gerek anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır.”

EMG ( ELEKTROMİYOGRAFİ) NEDİR?
EMG’nin EEG’den farklı olarak beyin dalgalarının değil, vücudumuzdaki sinir ve kasların elektriksel yöntemle izlenmesi olduğunu söyleyen Dr. Tanrıkulu, “Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. İğne EMG’de ise kaslar elektrik uyarımı verilmeden, iğne aracılığıyla incelenir” dedi.
Vücudumuzdaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle incelendiği EMG’nin, sinir yaralanmaları, sinir sıkışmaları, sinirlerin fonksiyonlarını bozan hastalıkların teşhisi (Şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi), kas hastalıklarının teşhisi, kas erimeleriyle giden omurilik hastalıklarının teşhisi için yapıldığını söyleyen Dr. Tanrıkulu şunları kaydetti: “Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. Bunun için sinir trasesi boyunca cilt bölgelerine düşük şiddette elektrik akımı uygulanır ve sinirin veya cildin başka bir yerinden bu akım bilgisayarlı aletlerle toplanarak ölçüm yapılır. Böylece sinirin sağlıklı fonksiyon yapıp yapmadığı anlaşılır.”

BİR 30 İLE 60 DAKİKA ARASI SÜRÜYOR
Kasların içine de ince çaplı tek kullanımlık steril iğne şekilli elektrodlar konulmak suretiyle, incelenen kasın ya da sinirinin sağlıklı olup olmadığı, kaslarda oluşan elektrik aktivitenin EMG cihazı ekranından izlenmesi ve analiz edilmesi yoluyla anlaşıldığını belirten Dr. Tanrıkulu, “EMG incelemesi, değişebilmekle birlikte yaklaşık yarım ila bir saat arasında süren bir incelemedir” dedi.

EMG ÇEKTİRECEKLERE TAVSİYELER
Özel Medikar Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Turan Tanrıkulu, EMG çekimine gelirken hastaların şunları yapmasını istedi:
1-Hastanın aç olması gerekmez.
2- Düzenli olarak kullanmakta olduğu ilaçlar varsa bunları almasında sakınca yoktur.
3- Ancak, özel durumlarda bazı ilaçları kullanmaması gerekir, bu durumlarda hekim tarafından gereken uyarı önceden yapılır.
4- Rahat bir giysi giymesi, incelemeyi kolaylaştırır.
5- Kalp pili taşıyorsa inceleme öncesi hekimi uyarması önerilir.

Ağır çantalar çocukların sağlığını tehdit ediyor. Öğrencilerin daha küçük yaşlarda sırtına binen bu fazla yükler; sırt, bel ve ayak ağrılarının yanı sıra baş ağrıları ve uykusuzluğa neden olabiliyor. Her 10 çocuktan 1’i ise skolyoz yani omurga eğriliği tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Medikar Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Tayfun Güngör, hem aileleri uyardı hem de omurga sağlığı ile ilgili bilgi verdi.
Ağır çanta skolyoza neden oluyor.

Okula yürüyerek giden, ağır çantaları uzun süre taşımak zorunda kalan çocuklarda boyun, sırt, bel ve ayak ağrılarının yanı sıra gerilim tipi baş ağrıları ve uyku düzeninde bozulmalar görülebilmektedir. Eğer önlem alınmazsa ilerleyen süreçte başta skolyoz olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Okul çantalarının ağır olması ve tek taraflı taşınması, yanlış oturma pozisyonu, kas iskelet yapısına uygun olmayan egzersiz hareketleri skolyozu tetikler. Omurga eğriliği olan her 4 çocuktan biri tedaviye ihtiyaç duyarken, tedavi gereksinimi olan kız çocuklarının erkek çocuklardan 8 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Ayrıca çocuğun kas-iskelet yapısına uygun sportif aktivitelerde bulunmaması, okuldaki masa ve sandalyelerin çocuğun bedenine uygun olmaması ve yanlış pozisyonda oturma skolyoza neden olmaktadır.

Çocuğunuzun gövdesi bir yana doğru eğilmişse dikkat!
Skolyozun erken tanı ve tedavi ile önlenebilmesi için öncelikle farkındalığın artırılması gerekmektedir. Ailelerin çocuklardaki omurga eğriliklerini erken fark edilmeleri için mutlaka çocukları kontrol etmeleri gerekmektedir. Hızlı büyüme çağına giren 10-12 yaş arası kız çocukları ve 13-14 yaş arası erkek çocuklarının yılda 2 kez omurga muayeneleri yapılmalıdır. Gelişme çağının başlangıcında özellikle diş teli takan, esnek bağ yapısı olan, ayak problemleri ve yürüme güçlüğü çeken kilolu çocuklar skolyoz konusunda risk grubunda olduklarını için yakın çevrelerince daha sık gözlemlenmesi gerekmektedir. Gelişme çağındaki bir çocukta başın bir yana eğilmesi, yüz ve omuz asimetrisinde bozulma, sırtın bir bölümünde göze batan kabarıklık, gövdenin bir yana doğru yer değiştirmesi, pelvis ve kalça asimetrisi, bacak boyu farkı, ayak şekil bozukluğu ve yürüme dengesinde bozukluk gibi bulgular skolyozu akla getirmektedir. Bu durumda çocuğun vakit kaybedilmeden bir uzaman götürülmesi ve gerekli tedavi planlamasına başlanması gerekmektedir
Ağır ve albenili çantalar yerine hafif ama sağlam modelleri tercih edin
Okul çantası seçimi çocuklar için çok önemlidir. Kalın ya da ağır materyallerden uzak durularak hafif çantalar tercih edilmelidir. Mümkün olduğunca çok bölmeli olmasına dikkat edilerek kitap, defter gibi ağır materyaller sırta yakın bölmelerde taşınmalıdır. Alınacak çantanın çocuğun sırt ergonomisine uygun olmasına da dikkat edilmelidir. Çocuk evden çıkarken aileler mutlaka çantanın ağırlığını kontrol etmeli, çanta gereğinden fazla ağır ise hafifletilmeli ya da ağırlık dengeli değilse dengeli hale getirilmelidir. Ayrıca omuz kayışları da gevşek ya da gergin olmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Çantanın tek kolla değil her iki kolla taşınması gerekmektedir.

Hormonları adeta bir orkestra şefi gibi yöneten hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörler, “Dev hastalığı” olarak tanımlanan Gigantizm rahatsızlığına neden olabiliyor. Bir anda ayakkabı ve yüzüğün sıkmaya başlaması, adet düzensizliği gibi sorunlara neden olabilen hipofiz bezi tümörleri, hamile kalmada güçlük ve cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açabiliyor. Medikar Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Serkan ATASOY, hipofiz bezi tümörleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

Hormonları Orkestra Şefi Gibi Yönetiyor
Beynin tabanında, “Sella Turcica” yani Türk eyeri olarak bilinen kemiğin içerisindeki bölgede yer alan hipofiz bezi, yaklaşık 0,6 gram ağırlığında olsa da önemli görevleri bulunmaktadır. Buluğ çağına geldikten sonra biraz daha büyüyen hipofiz bezi, vücuttaki hemen hemen bütün hormonları kontrol etmektedir. Tiroitten büyüme hormonuna, böbrek üstü bezlerinin çalışmasından doğumda rahmin kasılmasını dek birçok fonksiyonda hipofiz bezi önemli rol oynamaktadır. Ayrıca östrojen ve testosteron salgısının kontrolünü de hipofiz bezi sağlamaktadır.

Hamile Kalmanızı Engelleyebilir

Hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörlerin nedeni tam olarak bilinmemektedir. İyi huylu olan hipofiz bezi tümörleri kansere yol açmamaktadır. Tüm beyin tümörleri arasında üçüncü sırada yer alan hipofiz bezi tümörleri, kadınlarda neden olduğu yumurtlama problemleri nedeniyle gebelik üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir. Hipofiz bezi tümörleri ayrıca;
• Baş ağrısı
• Görme bozukluğu veya kaybı
• Adet veya hormon bozuklukları
• Göğüsten süt gelmesi
• Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu gibi değişik belirtilerle ortaya çıkabilmektedir.

Hipofiz bezi tümörlürü bazen çok büyüyerek kendi içinde kanama yapabilmektedir. “Hipofizer apopleksi” yani ani hipofiz yetmezliği durumunda hasta aniden şoka girerek, hormonların yetersiz kalması sonucu tansiyon düşüklüğü, şok, çift görme gibi bulgularla acile başvurabilmektedir.
Ayakkabınız bir anda sıkmaya başlayabilir

Hipofiz bezi tümörleri en sık el ve ayaklarda büyümeyle kendini göstermektedir. Çocukluk çağında hızlanan büyüme devlik de denilen Gigantizm hastalığına neden olabilmektedir. Erişkin kişilerde herhangi bir sorun yokken, bir anda ayakkabılar ayağa olmamaya veya yüzük parmağa küçük gelmeye başlayabilmektedir. Genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkan hipofiz bezi tümörleri bazen de Cushing hastalığı belirtisi olan; ani tansiyon ya da şeker, özellikle karın ve ense yağlanmasıyla ortaya çıkabilmektedir.

Erken Dönemde Teşhisle Tamamen Tedavi Edilebiliyor

Hipofiz bezi tümörleri iyi huylu olmasına rağmen, hormon salgıladıkları için insan vücudunu yorarak yaşam kalitesi ve süresini azaltmaktadır. Detaylı bir muayene ve hasta hikayesinin ardından hormon tetkikleri ve gerekli görüldüğü durumlarda MR çekilerek teşhis rahatlıkla konulabilmektedir. Geçmişte sadece cerrahi yöntemler kullanırken artık tümörün türüne göre hem cerrahi hem de medikal tedavi uygulanabilmektedir. Prolaktinoma yani süt hormonu salgılayan tümörlerde nadiren cerrahiye başvurulurken çocukluk çağında devlik ya da erişkin çağda el ve ayaklarda büyüme olması, Cushing sendromu ve non sekretuar adenomların tedavisinde ise ilk tercih cerrahi olmaktadır. Cushing sendromu, akromegali veya prolaktinomada cerrahiyle başarı sağlanamazsa ilaç ile ayda bir yapılan enjeksiyonlar da kullanılabilmektedir. Cerrahi yöntemde, hastanın durumuna göre mikroskop eşliğinde ya da endoskopik yollar tercih edilmektedir. Erken teşhis ve tedaviyle hastalar sağlığına kavuşarak normal yaşantısına dönebilmektedir. Tekrarlama riski bulunan hipofiz bezi tümörlerinin düzenli kontrollerle takip altında tutulması gerekmektedir.

İdrar Kaçırma Önemli Hastalıkların Belirtisi Olabilir

Kadınlarda idrar kaçırma, hayat kalitesini olumsuz etkileyen ve hastayı sosyal yaşamdan uzaklaştıran önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle kadınlarda ileri yaş, çok sayıda doğum yapmak ve aşırı kilo gibi nedenlerle ortaya çıkan idrar kaçırma, önemli hastalıkların belirtisi de olabilir.

Kadınlarda İdrar Kaçırma Sebepleri Ve Tedavisi

Mesane Nedir?

Mesane, böbreklerden gelen idrarın biriktiği yerdir. Erkeklerde bağırsakların önünde bayanlarda ise rahmin altında yer alır. Böbreklerden gelen idrar yavaş yavaş mesaneye dolmaya başlar. Bu işlem sırasında beyine sinyal gider ve beyin mesanenin kasılmasını engelleyecek ve idrar tutmayı sağlayacak olan sinyali gönderir. Mesanede biriken idrar kişiyi zorlayacak konuma geldiğinde beyin tuvalete gitmek için kişiyi uyarır. Böylece kişi tuvalete gidip mesane torbasının boşalmasını sağlar. Normal bireylerde mesanede 350 ile 500 ml arasında idrar birikebilir.

İdrarı Nasıl Tutarız? İdrar Tutmayı Sağlayan Faktörler Nelerdir?

İdrar birikirken mesane elastik olduğundan genişlemeye başlar, bu sayede mesane içerisinde basınç artışı olmaz, böbreklerden gelen idrar rahatlıkla mesaneye girebilir. Ayrıca, mesanenin hemen altında idrar tutmaya yarayan ve devamlı kasılı olarak duran kaslar idrar torbasında biriken idrarın kaçmasına engel olur. Kadınlarda anatomik olarak idrar borusu erkeklere göre daha kısadır. Kadınlarda salgılanan bazı hormonlar idrar borusuna (üretra) destek sağlar. İdrar yaparken mesane bir miktar aşağı doğru hareket eder.

İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?

İdrar kaçırma nedenleri birçok sebebe bağlı olarak meydana gelebilmektedir. Mesanede oluşabilecek enfeksiyonlar, vajina enfeksiyonları, mesane taşları, zorlu doğumlar, hormonsal değişimler, mesane tümörleri, sinirsel hastalıklar, mesane çıkışı tıkanıklıkları idrar kaçırmanın nedenleri olabilir.

Kadınlarda İdrar Kaçırma Nelerden Kaynaklanır?

İdrar torbasının böyle bir enfeksiyon kapması durumunda idrar torbası sinirleri aşırı şekilde uyarılır ve bu da idrar kaçırmaya neden olur. Bunun dışında gebelik idrar kaçırmaya neden olan hallerden birisidir. Bebeğin idrar torbanıza yaptığı baskıdan dolayı böyle bir durum oluşabilir. Ama bu genelde geçici bir durumdur. Normal doğumla doğum yapan ve fazla çocuğa sahip olan bayanlarda bu olasılık daha fazla olmaktadır. Çünkü pelvik kasları doğum esnasında zarar görmüş olabilir. Bunun dışında pelvik kaslarının zayıflamasına ve de yavaş çalışmasına neden olan bir diğer etken ise yaşlılıktır. Genelde idrar kaçırma şikâyeti bayanlarda belirli bir yaştan sonra başlar. Hiç doğum yapmamış kadınlarda idrar kaçırma görülme olasılığı vardır. Bunun nedeni ise kronik kabızlık ve aşırı kilolu olmaktır. Aşırı kilo pelvik taban kaslarını zorladığından dolayı bu bir süre sonra idrar kaçırmaya neden olabilir.

Normal Doğum Neden İdrar Kaçırma Riskini Arttırır?

Mesanenin sabit durmasını sağlayan kaslar normal doğum esnasında yırtılır veya zarar görür. Normalde hapşırırken, öksürürken mesane aşağı doğru hareket eder. Mesanenin aşağı doğru daha fazla hareket etmesini alttan gelen destek kas dokusu engeller ve kişi idrar kaçırmaz. Ancak, çevredeki kasların zarar görmesi veya yırtılması nedenleriyle özellikle hapşırırken, öksürürken mesane sabit duramayarak aşağı doğru yer değiştirir, alttaki destek kas dokusu hasarlı olduğu için yeterli desteği sağlayamaz ve mesane aşağı doğru daha fazla sarkar ve kişi idrarını kaçırır. Bu nedenle normal doğum altına kaçırma riskini artırır.

İdrar Kaçırma Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Cerrahi Dışı Yöntemler

Egzersiz; Egzersizlerin herhangi bir yan etkileri yoktur. Hastanın kendi kaslarını nasıl kontrol etmesi gerektiği öğretilir. Hastalar kendi kaslarını doğru şekilde kasmayı öğrenirler. İdrar kaçırma tedavi yöntemi olarak uygulanan yeni çözümlerden birisi de manyetik pelvik taban stimülasyonudur. Bu yöntemin oldukça iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Uygulanması basittir ve hastada ağrı hissi uyandırmaz. Haftada iki veya üç kez yirmi dakika süreyle uygulanmaktadır. Hastanın durumuna göre uygulama süresi değişmektedir. Genelde sekiz ya da on hafta devam eder bu uygulama. Hasta tedavi sandalyesine günlük giydiği kıyafetlerle oturur. Uygulamada hastaya pasif egzersiz yaptırılır ve pelvik taban kaslarının etkili bir şekilde çalışması sağlanır.

Cerrahi Yöntem

İdrar kaçırma ameliyatı 2000’li yıllara gelinene kadar daha farklı yöntemlerle uygulanmaktaydı. Uygulanan idrar kaçırma tedavi yöntemi çok iyi sonuçlar vermemekteydi. Yapılan araştırmalarda idrar kaçırmanın asıl sebebinin pelvis tabanındaki kas dokusunun yetersizliği olduğu anlaşıldı. Bu sebebin anlaşılmasından sonra idrar kaçırma ameliyatlarında mesanenin yukarı çekilmesi yöntemi terk edildi. Ameliyat günü birlik olarak yapılabiliyor. Ve genel anestezi kullanımına gerek kalmadan da lokal anestezi yöntemiyle yapılabiliyor. Hastanede çok fazla yatmayı gerektirmeyen bu yöntem yüzde doksanlara varan çözüm oranıyla hastaların yüzünü güldürüyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen yüzde seksenlerde başarı sağlayan bu yöntem hastalara umut veriyor.

Huzursuz Bacak Sendromu Nedir Nasıl Tedavi Edilir?

Huzursuz bacak sendromu (HBS) otururken veya bacaklar uzatıldığında; baldır, bacak ve ayaklarda karıncalanma, ağrı, uyuşma ve hareket ettirme ihtiyacı olarak tarif edilen bir rahatsızlıktır.
Bu rahatsızlık, kalkıp dolaşma ya da en azından bacakları hareket ettirme isteği uyandırır. Bu yapılırsa rahatsızlık geçici olarak kaybolur. Genellikle her iki bacağı da etkileyen HBS daha çok kadınlarda görülür.

Huzursuz bacak sendromunun belirtileri nelerdir ?
Baldırlarda, bacaklarda ve ayaklarda hissedilen ağrı, yanma, zonklama uyuşukluk en sık rastlanan belirtilerdir. Hissedilen rahatsızlık genellikle tam olarak tarif edilemeyebilir. Şikayetlerdeki ortak bulgu, bacakları hareket ettirme isteği duyulması ve hareket sonrasında bir süre için de olsa rahatlama hissedilmesidir.

Belirtiler ne zaman başlar ?
Belirtiler oturmaya başladıktan bir süre sonra hissedilmeye başlar. Özellikle uzun süre oturmak gereken araba, otobüs veya uçak yolculuklarında veya sinema, tiyatro gibi belirli bir süre kalkmadan oturulması gereken ortamlarda bulgular ortaya çıkar. Günlük hayatta ise genellikle işten eve geldikten sonra akşamları dinlenirken hissedilir.

Huzursuz bacak sendromu nasıl tedavi edilir ?

Tedavi öncesi HBS’na sebep olabilecek etmenler araştırılır. Eğer bunlar mevcutsa, önce bunların tedavisinin yapılması HBS’nu azaltmaktadır. Bunun dışında doktorunuz size “dopamin” gibi bazı ilaçlar önerebilir. Bu ilaçların yanında basit ağrı kesiciler ağrılarınızı azaltabilir. Aşağıdaki uygulamalar rahatsızlıklarınızın azalmasında faydalı olabilir;

  • Sıcak bir banyo alıp bacaklarınızı sıcak su içinde bir süre tutmak kaslarınızı gevşeteceğinden rahatsızlığı azaltabilir.
  • Bacaklarınıza yapılacak masaj da sizi rahatlatacaktır.
  • Bacaklarınıza sıcak ve/veya soğuk uygulama yapmak da iyi gelecektir.
  • Stres, rahatsızlığınızı artıracağından, stresten uzak durmaya çalışılmalıdır.
  • Yorgunluk HBS gelişimini tetikler. Bu yüzden, uykusuz kalmamaya, kaliteli bir uyku çekmek için gerekli şartları sağlamaya özen gösterilmelidir.
  • Her gün aynı saatte yatmaya ve uyanmaya çalışılmalı, rahat bir ortamda yeterli bir süre uyumalıdır.
  • Düzenli bir şekilde her gün egzersiz yapmak HBS bulgularını azaltacaktır. Ancak, egzersizi abartıp, aşırıya kaçmamak gerekir.
  • Çok kahve içiliyorsa, azaltmakta fayda vardır.
  • Alkol ve sigara kullanımının azaltılması ve hatta kesilmesinin HBS’na bağlı şikayetleri azaltacağı düşünülmektedir.

Karabük Özel Medikar Hastanesi 18-24 Kasım Ağız ve Diş Sağlığı Haftasında Özel Hatem Okulları, Final Okulları ve Bahçşehir Okullarında Diş Taraması Gerçekleştirdi.

 

Karabük Özel Medikar Hastanesi ağız ve diş sağlığı haftasında Safranbolu’da bulunan Özel Hatem Okulları, Final Okulları ve Bahçeşehir Okullarında öğrencilere ücretsiz diş muayenesi yaptı. Dt. Aynur Kalyoncu ve Dt. Metin Cingöz tarafından gerçekleştirilen muayenede, minik öğrencilere dişlerin nasıl fırçalanacağı, ağız sağlığı, diş ve diş eti bakımının ne kadar önemli olduğu maketler üzerinde uygulamalı olarak anlatıldı. Diş tarama sonrasında, miniklere özel diş fırçaları hediye edildi.

Dişlerimizi çocukluk yıllarından itibaren düzenli olarak fırçalamalı ve ağız sağlığına özen göstermeliyiz. Bu yaşlarda edinilen alışkanlıklar ilerde bizi birçok hastalıktan koruduğu gibi dişlerde çürük oluşumunu da önler.  Gerek küçük yaşlarda gerek olgunluk dönemlerinde bazılarımız dişçiden korkarız. Bu problemi yaşayan hastalarımız için Karabük Özel Medikar Hastanesi bünyesinde ameliyathane şartlarında anestezi ile tüm diş tedavileri yapılabilmektedir.

Unutmayın, geciktirdiğiniz her diş problemi yanındaki başka bir dişe de zarar vermektedir. Korkunuzu yenemiyorsanız hiç problem etmeyin. Karabük Özel Medikar Hastanesi Diş Kliniğinde her yaş grubu ve her tip hasta için uygun çözümler bulunmaktadır.

AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanseri; akciğer dokularında bulunan anormal hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalıktır. Vücudumuzdaki herhangi bir kanser, hücrenin genetik materyalini taşıyan DNA’sının yapısındaki bir hata veya mutasyon nedeniyle başlar. DNA’daki mutasyonlar normal yaşlanma süreciyle veya çevresel faktörler nedeniyle (sigara içimi, asbest lifleri solunması, radon gazına maruz kalınması) oluşur. Sonraki aşamada kontrolsüz çoğalan bu hücreler çevre dokulara ve akciğer dışındaki organlara yayılabilir (metastaz).

Tütün sarma makinasının keşfinden sonra tütün ürünlerinin tüketimi giderek artış göstermiş ve sigara içme alışkanlığındaki artışa paralel olarak akciğer kanseri sıklığı da giderek artmıştır. GLOBOCAN verilerine göre son birkaç dekattır dünyadaki en sık kanser türü olan akciğer kanseri, 2012 yılında 1.8 milyon yeni vaka ile tüm yeni saptanan kanserlerin %12.9’unu oluşturmuştur.

Türkiye’nin Akciğer Kanseri Haritası Projesi’nden alınan verilere göre akciğer kanseri erkelerde 100 binde 75, kadınlarda 100 binde 10 olup, yıllık beklenen yeni hasta sayısı yaklaşık 30 bindir.

Akciğer kanseri hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli bir ölüm nedenidir. Dünya genelinde ve Amerika’da hem erkeklerde hem de kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni olup, tüm kanser ölümlerinin kabaca 1/5’inden (%19.4) sorumludur. Bu sayı her yıl meme, kolon ve prostat kanserinden dolayı kaybedilen hasta sayısı toplamından daha yüksektir.

RİSK FAKTÖRLERİ

Akciğerlerimiz dışarıya açılan bir organdır ve dış ortam havasını kullanır. Bu nedenle nefes ile alınan havadaki her türlü madde sağlığımızı etkileyebilir.

Sigara

Sigara kullanımı akciğer kanserinin en sık görülen nedenidir (%90’dan fazla). Günlük içilen sigara sayısı, sigara içme süresi, erken başlama yaşı, dumanı derin çekme ve katran miktarı ile kanser gelişme riski artar. Sigara dumanında 4000’den fazla kimyasal ve 70’den fazla kanser oluşumuna neden olan madde olduğu bilinmektedir. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalınması da akciğer kanseri riskini arttırmaktadır. Pasif içicilik kalp hastalıkları ve diğer rahatsızlıklara neden olabileceği gibi akciğer kanseri riskini de artırır. Kendileri sigara içmedikleri halde ev veya işyerlerinde pasif olarak dumana maruz kalan kişilerde akciğer kanseri gelişme riski % 20-30 artmaktadır. Düşük tar içeren ‘’light’’ sigaraların kullanımının kanser riskinde azalmaya neden olduğu kanıtlanmamıştır. Puro içenlerde risk 3 kat, pipo kullananlarda 8 kat artmaktadır. Akciğer kanseri hiç sigara kullanmamış kişilerde de görülebilmektedir. Tüm akciğer kanserleri hastaların %15’ini sigara içmeyenler oluşturmaktadır.

Sigaranın bırakılması durumunda akciğer kanseri olasılığı zamanla azalmakta ve sigara bırakıldıktan 10-20 yıl sonra hiç içmemişlerin düzeyine yaklaşmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigara karşıtı kampanyalarla sigara kullanım oranlarının başarılı bir şekilde azaltılması bu ülkelerde akciğer kanseri sıklığını azaltmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle kadınlarda, sigara içme alışkanlığındaki artışa paralel olarak akciğer kanseri sıklığı giderek artmaya devam etmektedir.

Akciğer kanseri riskini arttıran diğer etkenler

  • Uranyum, berilyum, vinil klorid, nikel kromat, kömür ürünleri, hardal gazı, klormetil eterler, petrol ürünleri, asbest gibi kansere yol açan kimyasallara maruziyet
  • Akciğer kanseri aile öyküsünün olması
  • Yüksek düzeyde hava kirliliği
  • İçilen suyun yüksek oranda arsenik içermesi
  • Akciğerlere radyasyon tedavisi uygulanması
  • Akciğerde bazı hastalıklar sonrasında kalan yara izi (skar)

BELİRTİLER

Akciğer kanseri tanısı konulan hastalarda belirtiler tümörün akciğer içindeki yerleşimine, büyüklüğüne, yayılım yerine ve yayılma derecesine bağlı olarak çeşitlilik gösterir.

Tümörün kendisinin ve göğüs içi yayılımına bağlı en sık görülenler;

  • Devamlı yoğun öksürük
  • Göğüs, omuz ve sırt ağrısı
  • Balgam miktar ve renginde değişme
  • Kanlı balgam ve kan tükürme
  • Nefes darlığı
  • Ses kısıklığı
  • Yutma bozukluğu
  • Boyun ve yüzde şişlik
  • Göz kapağında düşme
  • Hışıltılı solunum
  • Tekrarlayan bronşit veya zatürre atakları

TEDAVİ

Cerrahi

KHDAK tedavisinde erken evrelerde (evre 1 ve 2 ile bazı evre 3) önerilen tedavi cerrahidir (ameliyat). İlerlemiş veya başka organlara yayılmış hastalığı olan çoğu hastada cerrahi uygun bir tedavi yöntemi değildir. Ameliyat akciğer lobunun sadece bir bölümünün, bir lobun tamamının veya tüm bir akciğerin çıkarılması şeklinde yapılabilir. Tümörün boyutuna, yerleşimine ve yaygınlığına göre ameliyatın büyüklüğüne karar verilir.

Radyoterapi

Radyasyon tedavisi yüksek enerjili X ışınının kanserli hücrelerin yok edilmesi ve tümörün küçültülmesi için kullanılmasıdır. Erken evre KHDAK hastalarında cerrahi tedavinin uygulanamadığı durumlarda veya medikal olarak operasyonun mümkün olamadığı hastalarda küratif amaçlı radyoterapi uygulanabilir. Ancak sonuçlar cerrahi tedavi kadar iyi değildir. Cerrahi tedavi uygulanan Evre III olgularda cerrahi sonrası tedaviye radyoterapi eklenebilir.

İleri evre akciğer kanserinde birçok bölgede görülen bası ve metastazlara bağlı semptomların tedavisinde radyoterapiden yararlanılabilir. Bu evrede radyoterapi tedavi edici değil, semptomları gidericidir.

KHAK’de radyoterapi tümörün beyine yayılımının önlenmesi amacıyla da kullanılır. Bu ‘’koruyucu beyin ışınlaması’’ olarak adlandırılmaktadır.

Kemoterapi

Kemoterapinin ana ilkesi hastanın normal hücrelerine zarar vermeden tümör hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını durdurmaya yöneliktir. Tümör hücrelerine yönelik bir uygulama olsa da özellikle hızlı çoğalmakta olan normal sağlıklı hücreler de bu uygulamadan zarar görebilir. Tedaviye bağlı istenmeyen bu yan etkiler arasında bulantı-kusma, ishal, kemik iliği hücrelerinin baskılanması, saç dökülmesi, böbrek ve karaciğer fonksiyon bozuklukları, cilt döküntüleri, güneş ışığına hassasiyet vb sayılabilir. Kemoterapi uygulanacak bütün hastalara tedavi öncesi verilmesi düşünülen ilaçların yan etkileri ve bu yan etkilerle baş etme yöntemleri hakkında bilgi verilir. Hasta bu tedavi boyunca yakından izlenip gözetim altında tutulur.

Bu tedavi tümörün büyümesinin ve yayılımının kontrolünde yardımcı olmaya yöneliktir. KHDAK’de kemoterapi rezeksiyonun mümkün olduğu evre III hastalarda cerrahi öncesinde, rezeke edilemeyen lokal ileri evre (evre IIIA/B) hastalarda radyoterapi ile birlikte ve evre IV hastalarda tek başına uygulanmaktadır. Rezeke edilemeyen Evre III hastalarda eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi ile hastalarda sağ kalım avantajı elde edilmiştir. Evre 4 hastalarda ise kemoterapi sadece destek tedavisine göre sağ kalım avantajı ve yaşam kalitesinde artış sağlamıştır.

ÜRTİKER (KURDEŞEN)

Ürtiker halk arasında bilinen adıyla kurdeşen, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Bir hastalık değil, belirtidir. Ürtikerde görülen deriden kabarık döküntüler 24 saatten  kısa süre içinde kaybolur ancak vücudun başka yerinde tekrar çıkar. Her dört kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez ürtiker geçirmiştir.

Ürtiker, vücutta bulunan bazı hücrelerden (mast hücresi) salınan histamin adlı maddenin etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artmasına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda derimizde kabarıklıklar ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

Ürtiker süreye bağlı olarak akut ürtiker ve kronik ürtiker olarak ikiye ayrılır. Akut ve kronik arasında süre farkı olmakla beraber nedenleri de birbirinden oldukça farklıdır. Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırılmaktadır.

Akut ürtiker besin veya ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer. Ancak bazı hastalarda 6 haftadan uzun sürerek kronikleşebilir.

Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ve  basınca maruz kalınması ya da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

Ürtiker Semptom ve Bulgular

Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte anjioödem yani dudak, göz çevresi ve genital bölgede şişlik bulguları görülebilir.

Şikayetler geceleri daha çok artar. Yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

Ürtiker Tanı

Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin 24 saat içinde düzelmesi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası  nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

Tetkiklerde kan sayımı dışında alerjik reaksiyon düşünülüyorsa allerji testi (deri prick testi) yapılabilir. Karaciğer, böbrek ve tiroid fonsiyon testleri, idrar analizi, total IgE ve sedimentasyon bakılmalıdır. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri de yapılabilir.

Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

Ürtiker Tedavi

Ürtikerin nedeni tespit edilebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

Tedaviye rağmen şikayetler kontrol edilemiyorsa ilaçlarda yeniden düzenleme yapılmalıdır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Diğer sağlık sorunları nedeniyle kullanılan  ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacın sorunu takip eden hekim tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

Beslenme uzmanı ve Diyetisyen Yasemin Demirsoy diyabet hastalarının beslenmesi konusunda bilgi verdi.

Pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan ömür boyu devam eden bir hastalıktır.

Besinler, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüşmek üzere parçalanırlar. Daha sonra bu şeker kana geçer ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli bireylerde insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kanda miktarı yükselir. Buna hiperglisemi denir. Kan şekeri belli bir düzeyi geçince idrarla şeker atılmaya başlar. İdrardaki şeker miktarının artması ile sık idrara çıkma, aşırı susama ve çok su içme görülür.

İnsülin eksikliği veya yetersizliğine bağlı olarak hücreler glikozu kullanamaz; gerekli olan enerji yağlar ve proteinlerden sağlanır. Bunun sonucu diyabetli birey hem zayıflar, hem de idrarda keton (aseton) oluşur.

Diyabetin Tipleri:

Tip 1 diyabet : Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapmaz.

Tip 2 diyabet : Vücut insülin yapar fakat yeterli kullanılmaz.

Nedenleri

Tip 1 diyabet:

-Kalıtım

-Pankreasa zarar veren virüsler

-Vücudun kendi savunma sisteminde oluşan ve pankreastaki insülin yapan hücrelerin tahribi ile sonuçlanan sorunlar

Tip 2 diyabet:

– Yaş (25 yaş üzeri) – Obezite – Kalıtım – gebelik sırasında diyabet gelişim

– Stres – Hipertansiyon – 4.5 kg’ dan ağır bebek doğuranlar

Diyabet Kontrolü:

Diyabette tedavinin amacı kan şekerini normal sınırlarda tutarak diyabete bağlı gelişebilecek sağlık sorunlarının ortaya çıkışını engellemek veya önlemek, yaşam süresini ve kalitesini yükseltmektir. Diyabeti kontrol altına almanın ilk adımı onu öğrenmektir.

Eğitim, fiziksel aktivite, beslenme tedavisi, insülin ve/veya ilaç diyabet tedavisinin birbirini tamamlayan parçalarını oluşturur.

Diyabette Beslenme Tedavisi:

Diyabetin kontrolünde temel yapı taşlarından biri beslenme tedavisidir. Beslenme tedavisinin amacı arzu edilen metabolik kontrolü sağlamaktır.

Açlık kan şekeri (AKŞ) : 70-120 mg/dl

Tokluk kan şekeri (TKŞ) : < 140 mg/dl

HbA1c : < % 6.5

Total kolesterol : < 200 mg/dl

LDL kolesterol : < 100 mg/dl

Trigliserit : < 150 mg/dl

Diyabetin ileri dönemde ortaya çıkabilecek kronik komplikasyonlarını önlemek ve tedavi etmek için; diyabetli bireylere yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırıp, yaşam süresini ve kalitesini yükseltmek amaçlanmaktadır.

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, boyuna, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından hazırlanır. Beslenme programı kişiye özeldir. Diyabetli bireyler yeterli ve dengeli beslenebilmeleri için enerji ve tüm besin ögelerinden önerilen miktarlarda almaları gerekir.

Yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim zamanları da büyük önem taşır. Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipoglisemiyi ve hiperglisemiyi önlemektedir.

İdeal öğün aralığı ve miktarı bireysel kan glikoz takibine yardımcı olur. 3 ana, 2-3 ara öğün tüketilmesi kan şekeri takibi açısından uygun olacaktır.

Diyabetli Bireyler İçin Öneriler

  • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli
  • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli
  • Öğün atlanılmamalı
  • İnsülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli
  • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli
  • Sigaradan uzak durulmalıdır.

12 kasım Dünya Zatürre günü nedeniyle hastanemiz Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül Zatürre hakkında bilgi verdi.

Zatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımı varlığında daha sık görülür.

     Belirtileri nedir ?

 

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. Ağır zatürre durumlarında bir hastada deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

 

Nasıl Tedavi Edilir

 

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok ağır zatürre durumlarında yoğun bakımda yatış, solunum desteği uygulanma zorunluluğu doğabilir.
Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi çoğu kez mümkün olmayabilir. Ancak zatürre tanısı konduktan sonra en kısa zamanda antibiyotik tedavinin başlanması gereklidir. Bu nedenle hastanın yaşı, kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak antibiyotik tedavi başlanır. Balgamda herhangi bir mikrobun izlerinin saptanması ve bu mikrobun hangi antibiyotikle tedavi edilebileceğine dair veriler 72 saat içinde sonuçlanır. Sonuçlara göre antibiyotik tedavi yeniden düzenlenebilir.
Hastanın yaşı, hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir.

Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalığın olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Genellikle ateşin düşmesini takiben 5-7 gün daha antibiyotiğe devam edilmesi önerilmektedir. Ancak bazı mikrop türlerine bağlı zatürre durumlarında tedavi süresini 10-14 güne bazen 21 güne kadar uzatmak gerekebilir.

 

Korunmak İçin Ne Yapmalı

Altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması, dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, pnömokok ve yıllık influenza aşıları ile pnömoni’ nin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir. Aktif veya pasif sigara içmek pnömoni’de bağımsız bir risk faktörüdür ve  tanısı alan olgulara sigarayı bırakma konusunda tıbbi destek verilmelidir.
En sık zatürreye neden olan mikrop pnömokoklardır. Pnömokoklara karşı yapılan pnömokok aşısı (zatürre aşısı) aşağıdaki durumlarda önerilir.

Pnömokok aşısı yapılması öneriler kişiler:

* 65 yaş ve üzeri
*Kronik hastalık (FEV1 %40 olan KOAH’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerarahi olarak yerinden tamamen çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı olanlar)
* Kronik alkolizm
* Dalak disfonksiyonu veya dalağı alınmış olanlar
• Bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullanımı
• Beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlar
• Pnömokok hastalığı veya komplikasyon riskinin artmış olduğu şartlarda yaşayanlar
Aşı, koldan kas içine yapılır. Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli olur.
Grip (influenza) de zatürreye zemin hazırlaması açısından tehlikeli olabilir. Her yıl en fazla gribe neden olan mikropların belirlenmesi ile her yıl yeni aşı hazırlanır ve grip aşısının her yıl tekrarlanması gereklidir. Aşı, Eylül, Ekim, Kasım aylarında yapılabilir.

Burun estetiği hakkında bilgi veren KBB uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner burun estetik ameliyatı olacak kişinin alanında iyi bir bir hekime  başvurması gerektiğini belirtti.

 

KBB uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner “Burun, koku ve nefes almanın başlangıç organı olması ve yüzümüzün ortasında,  yüz güzelliğinin küçük bileşenlerinden biri olmasına rağmen, iyi yapılan bir burun estetiği, solunum fonksiyonlarını arttırıp, hem de yüze ahenk ve uyum vererek , yüz güzelliğini ortaya çıkarır. Burun estetiğinde altın oran ile yüzdeki ahenk sağlanır.

Her hastada tam bir burun estetiğine ihtiyaç yoktur.

Aynı şekilde yüze uyumlu, yüzün güzelliğini ortaya çıkartacak burun ucu estetiği de yapılır. Hastanın isteğine göre estetik görünümden, doğal görünüme kadar değişebilen burun estetiği uygulamaları yapılmaktadır.

Burun estetiğinde başarı, hastanın hekimle karşılıklı olarak istenilen değişikliği birlikte konuşarak kararlaştırması ve doktorun da tecrübesiyle istenilen değişiklikleri ameliyatla ortaya çıkartması ile mümkündür ” dedi.

92 yaşındaki hastamıza 6 Bel omurga vidası, 2 adet bel disk protezi koyularak bel ağrılarından kurtuldu.

Türkiye’de ve bölgemiz de ilklere imza atan hastanemiz  yaptığı omurilik ameliyatı ile bir ilke daha imza attı. Uzun yıllardır bel ağrısı çeken 92 yaşındaki Durmuş Karaağaç isimli hastanın omurgasına,  6 adet bel omurga vidası, 2 adet bel disk protezi koyuldu. 2 saat süren ameliyat sonrası hasta aynı gün ağrısız bir şekilde yürümeye başladı.

Hastanın 1 ay önce  şiddetli bel ağrısı şikâyeti ile geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy” Yaptığımız muayeneden sonra ileri derece de 2 bölgede bel kayması, 2 yerde kopmuş,  omurilik kanalına baskı yapan ileri derecede bel fıtıkları, belinde osteoporoz ( kemik erimesi) ne bağlı çökme kırığı ve  omurilik kanal daralması tespit ettik. Hastamızın yaşı nedeniyle ilk etapta 15 günlük bir ilaç tedavisi uyguladık. Rahatsızlığı geçmeyip,  ağrıları daha da artması üzerine, anestezi uzmanlarımızın da onayını  alıp  hastamızı ameliyat yaptık.”

Omurga hastalıklarının mahkûmiyet olmadığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy” Bu yaşta bir hastaya uygulanan bu tedavi belki Türkiye’de bir ilk. Tabi şifa ilk olarak Allah’tan, tüm ameliyat ekibi olarak biz vesile olduk. Ameliyat sırasında yardımcı olan tüm ameliyathane ve anestezi ekibine  teşekkür ederim.Ameliyatımız 2 saat sürdü ve aynı gün öğleden sonra korse ile hastamızı ağrısız bir şekilde yürüttük” dedi

Hiçbir ağrısı kalmadığı belirten 92 yaşındaki Durmuş Karaağaç” Bel ağrılarım çoktu, çok şükür kurtuldum. Ağrısız bir şekilde yürüyorum, sadece ayaklarımda çok az bir güçsüzlük var. Oda geçecekmiş. Doktorumuzdan, herkesten Allah razı olsun.Hiç bir ağrım kalmadı,yürürken ağrım olmuyor” dedi.

 

Özel Medikar Hastanesi düzenlediği aile yemeğinde 5 yıldır görev yapan doktorlarına plaket verildi. Yemeğe Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Güleç,Uğur Bostancıoğlu, Sadık Özdemir,Yusuf Kalyoncu , doktorlarımız ve aileleri katıldı.

Plaket töreninden önce kısa bir konuşma yapan Genel Koordinatör Op. Dr. Gürol Şahin, yemeğe iştirak eden yönetim kurulu üyeleri  ve doktorlara teşekkür ederek” Bölgemizde ilklere imza atıyorsak, doktor ve çalışanlarımızın sayesindedir. Özverili çalışmalarından dolayı herkese teşekkür ederim. Nice 10- 15- 20 yıllarda plaketlerimizi vermek dileyile” dedi.

5 Yıldır hastanemizde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Erdinç Ateş ve Şakir Polay,  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğlu, Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Müfit Kemal Pehlivanoğlu, Üroloji Uzmanı Op.Dr. Emin Coşkun, Başhekim Yardımcımız ve Hemodilayiz Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun, Acil Hekimi Dr. Hayati Demir, Diş Tabibi Dt. Metin Cingöz, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden,  Anestezi Uzmanı Dr. Alper İynem ve  Biyokimya uzmanı Dr. Hacer İynem’e  plaketlerini yönetim kurulu, eşleri ve Genel Koordinatör Op. Dr. Gürol Şahin tarafından takdim edildi.

Hastanemiz Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Dr. Hüseyin Avni Aksoy çocuklarda Lösemi(Kan Kansei) hakkında bilgi verdi.

Tüm çocukluk çağı kanserleri göz önüne alındığında hastalıkların yaklaşık yüzde 30’unun lösemi olduğunu görülmektedir. Bir milyon nüfuslu bir popülasyonda her yıl yeni kanser görülme sayısı 120’dir. Bunun da yüzde 30’u lösemi olacağına göre, bir milyonluk bir popülasyonda her yıl 40 çocuk lösemiye yakalanmaktadır. Çocukluk çağı kanserlerinin çok kapsamlı klinik bulguları olsa da bazı belirtilerden şüphelenilerek araştırma yapılmalıdır.

Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

* Hızlı kilo kaybı
* İştahsızlık
* Renkte solukluk
* Vücutta morluklar ya da beklenmedik bezelerin uzun süre devam etmesi veya giderek büyümesi
* Karında şişlik
* Eklem ağrıları
* Uzun süre devam eden ve 5 günün üzerinde süren inatçı ateş

  • SEBEPLER
    * Tablet ve cep telefonu gibi teknolojik cihazların uzun saatler çocuklar tarafından kullanılması
    * Hava kirliliği
    * Gıda maddelerindeki katkılar
    * Kimyasal maddeler
    * Çürümüş gıdalar
  • ÇOCUKLAR KANSERİ DAHA KOLAY YENİYOR!

KREŞ VE OKUL ENFEKSİYONUNA DİKKAT!

Bebeklerin doğumdan sonra anneden aldığı bağışıklık sistemi yaklaşık 6-8 ay bebeği korumaktadır. Bu dönemden sonra ise çocuk kendi bağışıklık sistemini oluşturmaya başlar. Çocukların 2 yaşa kadar bağışıklık sistemi tam oturmadığı için yılda en az 5 kez enfeksiyon geçirirler. Özellikle kreş çağındaki çocuklar çok daha sık hastalanırlar. Sık enfeksiyon geçirme durumunun yani viral enfeksiyonların kanseri tetiklediği unutulmamalıdır.

3 ayda bir Çocuk Sağlığı ve hastalıkları uzmanına kontrol yaptırılmalıdır.

Özel Medikar hastanesi 26.Bölge Kastamonu Eczacılar odasına kapısını açtı. Odanın Rehber Eczane kapsamında verdiği “Diyabet Eğitimi” hastanemizin 8.katındaki toplantı salonunda yapıldı.

Karabük merkez ve ilçelerin de bulunan 55 eczacı bu eğitime katıldı. Eğitimden önce hastanemizin Kulak Burun Boğaz uzmanı Op. Dr. Gerçek İlker Şiriner hastanemizdeki “KBB Tedavileri ve Estetik Uygulamaları” hakkında bilgi verdi.

Eğitime katılan eczacılara sertifika dağıtımı ve toplu fotoğraf çekimi ile program sona erdi.

26. Kastamonu Bölge Eczacılar Odası her türlü etkinliklerinde kendilerine kapılarını açan Özel Medikar Hastanesine teşekkür etti.

Karabük de yaşayan ve 1 senedir şiddetli baş ağrısı, balgam, burun tıkanıklığı ve akıntısı şikayeti olan 30 yaşındaki Kifah Khudhaır İstanbul’da bir çok hastanede hastalığına çare bulamadı.İstanbul da büyük bir hastanede polip çıkarması ameliyatı olmasına rağmen, şikayetleri devam edince yaşadığı ilde doktor arayışına girdi.

Hastanemizde görev yapan Kulak Burun ve Boğaz uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner’e muayene olan Khudhaır yapılan endoskopik sinüs ameliyatı ile eski sağlığına kavuştu.

Hastanın daha önce ameliyat olmasına rağmen şiddetli baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve akıntısının olduğunu söyleyen Kulak Burun ve Boğaz uzmanı Op.Dr.Gerçek İlker Şiriner”Hastamız İstanbul’da büyük bir hastanede polip çıkarma ameliyatı olmuş. 1 ay geçmesine rağmen şikayetleri aynen devam etmiş.Bize gelen hasta, yapılan muayene sonucu, endoskopik sinüs ameliyatına karar verdik.1.5 saat süren ameliyat sonun da hastamız eski sağlığına kavuştu ve 1 gün sonra taburcu ettik.Sinüslerin fonksiyonların sürdürmelerini sağlamak için sinüs ağızlarının riskli bölgedeki poliplerin temizlenmesini sağladık.Bölgemizde de ilk defa yapılan bir ameliyattır.

Endoskopik sinüs ameliyatlarının, alanında tecrübeli olan hekimler tarafından yapılmasını tavsiye eden Şiriner” Bu ameliyat bu konuda eğitim almış, tecrübesi olan ve özel aletlerle yapılan bir ameliyattır.Şikayeti olan hastaların özellikle tecrübesi iyi olan uzmanlara ameliyat olmalarını tavsiye ettiğini sözlerine ekledi.

Kifah Khundhaır taburcu olurken, kendisini sağlığına kavuşturan Özel Medikar Hastanesi Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ederim” dedi.

Özel Medikar Hastanesi olarak, hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, ağrısız ve sağlıklı bir yaşam dileriz.

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

btnimage