1 DİŞ HEKİMİ

Özel Medikar Hastanesi Ağız ve diş sağlığı uzmanı Diş Hekimi Metin Cingöz her zaman dikkat edilmesi gereken ağız ve diş sağlığı, Ramazan ayında oruçluyken daha büyük önem kazandığını belirtti.

Diş Hekimi Metin Cingöz “ Oruç tutarken uzun süre aç kalınması, sıvı tüketilememesi nedeniyle ağız ve diş sağlığı olumsuz etkilenebiliyor. Bakteriler kolayca üreme ortamı bulabiliyor. Ağız kokusu ve kuruluk hissi ile birlikte dişlerde çürük gelişimi de istenmeyen durumlar olarak karşımıza çıkıyor.

DİŞLERİMİZİ İFTAR VE SAHURDAN SONRA FIRÇALAMALIYIZ

İftar ve sahurdan sonra dişlerin daha özenle fırçalanması gerekir. Dişimizi fırçalarken, dilimizi ve diş eti bölgesininde fırçayla iyice temizlenmesi gerekir. Dişlerin genellikle yüzeyleri fırçalanmaktadır. Uzun süre fırçalama yapılsada, dişlerin arayüz bölgeleri tamamen temizlenememektedir. Bu nedenle eksiksiz bir ağız bakımı için arayüz fırçaları ya da diş ipi kullanılması gerekmektedir.

ÇAY,KAHVE VE KOLA TÜKETİMİNİ SINIRLANDIRIN

Çay, kahve, kola gibi çok fazla kafein içeren içecekler az tüketilmelidir. Bu içecekler diüretik özellikleri nedeniyle idrar yoluyla vücuttan su kaybını arttırır ve ağızda kuruluk yapar. Bunların yerine taze sıkılmış meyve suları ile meyve, sebze ve tahıllı besinler gibi lifli gıdaların tüketilmesi ağızdaki tükürük akımını hızlandırmaktadır. Lifli besinlerin tüketilmesi, tükürük akımını hızlandırdığı gibi ağız içi temizliği bakımından da oldukça önemlidir.

AĞIZ KOKUSUNUN ÖNLENMESİ

Süt, peynir ve yumurta ağız kokusunu artırabilir. Ağız kuruluğunu artıran baharatlı yiyecekleri de az tüketmeliyiz. Dişlerin ve çevre dokuların temizlenmemesi yanında yediğimiz, içtiğimiz besinlerin ve ağızda bulunan diş çürükleri ve diş taşları ile kırılmış veya eskimiş dolgu ve köprüler de ağız kokusuna ve ağrıya neden olurlar.Bu sebeple ramazan öncesi diş hekimine giderek bu tedavilerin yaptırılması sizi oruçluyken ağız kokusu ve ağrı gibi istenmeyen durumları yaşamaktan alıkoyacağını belirtti

mesane tası2

mesane tası 3

mesane tası 1

mesane tasıjpgHastanemiz  Karabük ve Bölge halkına hastalıklarına şifa olmaya devam ediyor. İdrar yaparken yanma şikayeti ile hastanemize müracaat eden 85 yaşındaki Osman Onaran’ın mesanesinden  10cm boyutunda taş ve yaklaşık 220 gr ağırlığında prostat dokusu çıkarıldı. Karabük ilinde  ameliyatla çıkartılan en büyük mesane taşı olma özelliğini de  taşıyor.

85 yaşındaki  Osman Onaran isimli hasta 2 hafta önce  hastanemiz Üroloji uzmanı Op.Dr. Emin Coşkun’a  zor idrar yapma, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma şikayeti ile müracaat etti. Yapılan tetkiklerde hastaya BPH + Mesane taşı tanısı konuldu.

Yapılan başarılı bir operasyonla mesane yolunda böbrek taşını çıkardıklarını belirten Üroloji uzmanı Op.Dr. Emin Coşkun “ Hastamız 1 ay önce sık idrar yapma, zor idrar yapma ve idrar yaparken yanma şikayeti ile müracaat etti. Yaptığımız tetkikler de hastamıza BPH+ Mesane taşı tanısı koyduk. Yapılan başarılı bir operasyon ile mesaneden  yaklaşık 10 cm boyutunda taş ve yaklaşık 220 gr ağırlığında prostat dokusu çıkarıldı. 25 yıllık meslek hayatında bu kadar büyük taş görmedim. Hastamızı eski sağlığına kavuşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi

Öte yandan Batı Karadeniz Bölgesinde bugüne  kadar bir hastanın mesanesinden ameliyat ile çıkartılan en büyük mesane taşı olma özelliğini de taşıyor.

Hasta Osman Onaran ise kendisini bu sıkıntıdan kurtaran Üroloji Uzmanı  Op.Dr. Emin Coşkun’a ve ekibine teşekkür ederek” Bayağı sıkıntım vardı.Emin hocama geldim, beni ameliyat etti ve eski sağlığıma kavuşturdu. Taşı bende görünce şaşırdım.

Başta doktorumuz Emin Coşkun’a ve ameliyat ekibine, hemşirelerimize ve tüm personele teşekkür ederim. Medikar iyi ki var” dedi

dyt. fatma bal

Ramazan ayında beslenmemizin nasıl olacağı, nelere dikkat edileceği konusunda bilgi veren Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Bal muhakkak sahura kalkınmasını tavsiye etti.

Diyetisyen Fatma Bal ”İnsanların beslenme alışkanlıkları ve tercih ettiği besinler dönemsel olarak değişebilir. Ramazan ayı da bu değişimlerin en belirgin olduğu dönemlerden biridir. Onbir ayın sultanı Ramazan ayına gireceğimiz bugünlerde oruç tutanların dengeli ve sağlıklı beslenmeleri oldukça önemlidir.  Ramazan ayındaki beslenme değişiklikleri arasında en önemli fark öğün sayısının değişmesidir. Normal zamanda 5-6 öğün beslenen kişiler ramazanla birlikte öğün sayılarını 2-3 öğüne düşürmekte ve özellikle kişilerin hamur işleri, tatlılar, kırmızı et, pilav ve makarna tüketimleri artmaktadır. Oysa ramazan ayında bireylerin yaş, cinsiyet ve fiziksel aktivitelerine göre günlük almaları gereken enerji, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral oranlarının değişmediği ve bu süre zarfında da sağlığın korunması açısından yeterli ve dengeli beslenmenin gerekli olduğu unutulmamalıdır. Gün içerisinde yaklaşık 14-16 saat aç kaldığımız için vücudumuzda birtakım değişiklikler meydana gelmektedir. (Halsizlik, yorgunluk, mide asit salgısının azalması veya artması, tansiyon ve kan şekeri düşüklüğü vb.)

Sıvı tüketimine dikkat

Ramazan ayının yaza denk gelmesi ve oruç tutan bireyin gün boyu su tüketememesi nedeniyle vücut suyunda bir azalma olmaktadır. Bu durum orucun ilk haftasında belirgin şekilde görülmektedir. Kaybolan su ve mineral kaybını dengelemek için iftardan itibaren sahur vaktine kadar bol su (2-2,5 litre) ve sıvı (örneğin ayran, cacık, taze sıkılmış meyve suları, az şekerli limonata ve az şekerli kompostolar) tüketimine özen gösterilmelidir. Su tüketimi bağırsakların daha iyi çalışmasını sağladığı için de ramazanda kabızlık problemini engeller.

Uykuya yenilmeyin sahuru ihmal etmeyin

Yaz aylarına denk gelen Ramazan ayında kişiler uzun süre oruç tuttukları için  gün içerisinde kan şekeri düşebiliyor. Eğer kişiler sahura da kalkmıyor ise kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlayıp, daha düşük değerlere ulaşabiliyor. Bu da gün içerisinde halsizlik, yorgunluk, uyku hali ve enerji düşüklüğü ile sonuçlanabiliyor. Sahura kalkarak gün içerisindeki kan şekeri düşüklüğünün sebep olduğu bir çok durumu engellemiş olursunuz. Sahurda tercih edilen yiyeceklerde en az sahura kalkmak kadar önemlidir. Gece yenilen ağır yemeklerin yağa dönüşmesi daha yüksektir. Bu nedenle sahurda genel olarak midede uzun süre kalarak tok kalmanızı sağlayacak, kan şekerinde ani değişiklik yaratmayacak ve sıvı dengesini sağlayacak besinler seçilmelidir.

Vücudunuza birden yüklenmeyin

İftarda boş mideye birdenbire yüklenmek, çok hızlı yemek, midede ağırlık, bulantı, gaz, yanma ve kabızlık gibi sorunlara yol açar, yemek sırasında su içmek de mideyi aşırı derecede şişirir.   İftar öncelikle 1-2 bardak su ile açılmalıdır. İftariyelik olarak ise salam, sosis, sucuk, pastırma ve kavurma gibi işlenmiş etler yerine, az miktarda kuru hurma, tuzsuz zeytin ve peynir tercih edilebilir. Sonrasında mideyi rahatlatmak ve hazmı kolaylaştırarak mide gerginliğini engellemek adına ev yapımı bir çorba tüketilebilir. Bu küçük öğünden sonra mutlaka 15-20 dk beklenmeli ve sonrasında ana yemeğe geçilmelidir. Ana yemekte doyumu sağlamak için yağsız kırmızı et, derisiz tavuk, hindi, balık, kurubaklagil, zeytinyağlı sebze yemekleri ve salatayla devam edebilirsiniz. Ramazan pidesi bu ayın vazgeçilmezidir; ancak minimum miktarda tüketilmesi gerekir.

Bol sebze-meyve tüketin

Bağırsaklarınızın çalışmasını kolaylaştırmak ve kabızlık problemine yakalanmamak için mutlaka günde 2-3 porsiyon meyve tüketmeye özen gösterin. Haftada 1-2 kez 1 top dondurma ile meyve tatlısı (elma/armut tatlısı gibi) (tatlınızı toz tarçın ve karanfil ile lezzetlendirebilirsiniz) veya sütlü tatlı (kazandibi, sütlaç, tavuk göğsü, güllaç gibi) tüketebilirsiniz.

Kimler oruç tutmamalıdır?

– Özellikle anne ve bebek sağlığı açısından hamile veya emziren anneler

– Hipertansiyon ve ağır kalp-böbrek hastaları

– Uzun süre aç kalmaması gereken hipoglisemi ve şeker hastalığı olanlar

– Şiddetli mide ve sindirim(ülser, gastrit, kolit vs) sorunu yaşayanlar

– Karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlar

– Büyüme ve gelişmenin çok önemli olduğu gelişme çağındaki çocuklar

 

şerife bilgin

Özel Medikar Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Op.Dr. Şerife Bilgin Yıldırım anne ve adaylarına anne sütünün önemini ve emzirme konusunda bilgi vererek “Anne sütü besin ögeleri bileşimi bebeğin tüm gereksinimlerini karşılar.” dedi

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Op.Dr. Şerife Bilgin Yıldırım “Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

ANNE SÜTÜ İLE BEBEĞİN BESLENMESİ NASIL OLMALIDIR?

İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

BAŞARILI BİR EMZİRME NASIL OLMALI?

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir. Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.

SÜT YAPIMI ÜZERİNE ETKİLİ FAKTÖRLER NELERDİR?

Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Yorgunluk ve stres, ruhsal sıkıntılar ve en önemlisi emzirmeye isteksizlik, anne sütü miktarını azaltabilir. Meme büyüklüğü süt yapımında önemli değildir. Yine meme başlarının düz veya içe çökük olması bebek doğru teknikle emzirilirse sorun olmaz. Annenin yeterli sıvı alması ve dengeli beslenmesi yeterlidir. Aşırı kalorili, şekerli yiyecek ve içeceklerin süt yapımına katkısı yoktur. Sıvı alımının aşırısı da sakıncalı olabilir. Sebze ve meyveler, yeşil salatalar bolca tüketilmelidir. Anne yeterli süt ve süt ürünleri ile protein ve demir içeren gıdaları dengeli bir şekilde almalıdır. Gebelikte olduğu gibi, kalsiyum ve demir desteği sürdürülmelidir.

Yeni doğan doğumdan sonra en kısa zamanda memeye verilmeli ve devamında emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır. İlk emzirmelerde süt hemen gelmeyebileceğinden, bebeğe başka bir besin vermeden emzirmeye devam edilmelidir. Özellikle ilk 2 ay her istediğinde bebeğe meme verilmelidir. Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalıdır. Bu süre genellikle 10-15 dakika kadardır. İlk dönemden sonra emzirme aralıkları 2-3 saate uzayabilmektedir.

ACABA SÜTÜM YETERLİ Mİ?

Bebeğin yeterli beslendiği, günde en az beş kez idrar yaparak bezini ıslatması, en geç 15. günde doğum kilosuna ulaşması ve ayda en az 500-600 gram alması ile anlaşılır. Bebeklerde ilk günlerde görülen doğal tartı kaybının nedeni vücutta su oranının azalması ve suyun yer değiştirmesidir; anne sütü yetersizliğine bağlanmamalıdır. Dışkılama sayısı, bebeğin huzursuzluğu, uyku düzensizliği veya aşırı ağlaması anne sütü miktarı açısından güvenilir kriterler değildir.

EMZİRMEDE SIK YAPILAN HATALAR NELERDİR?

Emzirmeden önce meme başının karbonatlı su, sabunlu su veya çeşitli kremler ile temizlenmesi meme başı çatlağına ve bebeğin memeyi tutmasında çeşitli güçlüklere neden olabilir. En iyi meme bakımı anne sütü ile olur. Özel silikon başlıklar bebeğin memeyi doğru kavramasını engeller. Ortamda aşırı kalabalık ve gürültü, aile içi gerginlikler, aşırı sıcak, sıkı giysiler ve örtüler bebeğin emmesini olumsuz etkileyebilir. Eldiven giydirilmesi bebeğin parmaklarını emmesini engelleyerek huzursuzluğuna neden olabilir. Bebeğin doymadığı kaygısı ile biberon kullanılarak ek besin verilmesi, emziğin şekerli sıvılara ve bala batırılması, bebeğe şekerli bitki çayları verilmesi memeye isteksizlik yaratabilir. Görüldüğü gibi, başarılı bir emzirmenin birinci kuralı istemek ve gerisini bebeğe bırakmaktır.

ANNE SÜTÜNÜN ÖZELLİKLERİ

– Her zaman steril ve bebeğe uygundur.

– Besin ögeleri bileşimi bebeğin tüm gereksinimlerini karşılar.

– Koruyucu etmenleri içerir.

– Sindirime yardımcı aktif enzimler içerir.

– Enfeksiyonu önleyen bağışıklık ögeleri (IgA, IgG ve IgM) içerir.

– Hormonlar ve büyüme etmenleri içerir.

– Solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonların görülme oranını düşürür.

– Çene ve diş gelişiminde rolü vardır.

– Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır. (Tip I diyabet, çölyak, şişmanlık, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon)

– Alerjiye karşı koruyucudur.

– Emzirme bebeğin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur ve bebeğin sosyal ilişkilerinde güçlü bir erişkin aday olmasını sağlar.

Emzirme, anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi sağlar. Annenin sağlığını korur, göğüs kanseri, yumurtalık (over) kanseri ve osteoporoz riskini azaltır.

HEM1

Özel Medikar hastanesi Hemşireler haftasını kutladı. Hastanemizde düzenlenen hemşirelik haftasına Genel Koordinatör  Op.Dr. Gürol Şahin, Mesul Müdür Dr. Mehmet Coşkun, Baş hemşire Heldan Demiralay Oğuzkağan ve tüm hemşire personelimiz katıldı.

Genel Koordinatör Op.Dr. Gürol Şahin yaptığı konuşmada hemşirelik mesleğinin kutsallığını dile getirerek, hastanemizde görev yapan hemşirelerinin bu kutsal mesleği öz verili bir şekilde icra ettikleri için kendilerine teşekkür ederek, Başhemşire Heldan Demiralay Oğuzkağan’a tüm hemşireler adına çiçek takdim etti.

Kutlama programı  Başhemşire Heldan Demiralay Oğuzkağan’ın  hemşirelerimizin çalışmaları ve hemşirelik mesleği ile ilgili hazırladığı slayt sunumu ve ikram ile devam etti.HEM3 HEM 2 HEM

11549,igneyi-kendine-batirmajpg

İş kazaları, ülkemizde sosyal ve ekonomik sonuçları itibariyle çok önemli bir problem olarak ehemmiyetini korumaktadır. İş kazaları binlerce insanın yaşamını yitirmesine, sakat kalmasına ve ciddi ekonomik kayıpların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu nedenle iş yerlerinde eğitimli personellerin istihdam edilmesine yönelik çalışmalar hız kazanmaktadır. Şuanda ağır ve tehlikeli işler sınıfında yer alan büyük işletmeler iş güvenliği anlamında ön planda olmasına karşın küçük ve orta çaplı işletmelerinde bu kapsama alınması hususunda devletin çalışmaları bulunmaktadır.

Karabük yerleşim itibariye geçiminin büyük kısmını demir çelik fabrikası veya haddanelerden sağlamakta olması nedeniyle iş kazalarına maruziyet riski fazla olan iller arasında yer almaktadır. Risklerin bu derece yüksek olduğu bir ilde iş güvenliği ile ilgili düzenlemelerin geç gelmesi Karabük halkı için ciddi bir kayıptır. Özellikle fabrikalardan çıkan gazlar kaynaklı mesleki hastalıkların sayıları aslında iş güvenliği önlemlerin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Karabük’te yaşanılan toplam iş kazaları oranlarına bakıldığın kazaların %11 oranında artmış olduğu gözlenmektedir.

Hastaneler bu kapsamda değerlendirildiğinde en fazla teknolojinin ve iş sirkülasyonun fazla olması yaşanılan iş kazaları oranı Türkiye genellemesinde üst basamaklarda yer almaktadır. Özellikle eğitim alan stajyerlerin çalışmış staj yapmış olduğu kurumdaki personelleri örnek alarak çalışmasına bağlı olarak kazanılan yanlış alışkanlık ve bu alışkanlıkların mezun olduktan sonra devam ettirilmesi ve sonraki kuşağa aktarılması sebebiyle iş kazaları azaltılamamaktadır. 
ÖZEL MEDİKAR HASTANESİ olarak iş güvenliğine verilen önem neticesinde personeller sürekli olarak gerek mesleki anlamda gerek iş güvenliği anlamında sürekli eğitimler ve saha kontrolleriyle yaşanabilecek iş kazalarının azaltılması hedeflenmektedir.

Sağlık sektörü de, içinde pek çok riski barındırmaktadır. İş kazaları  meydana gelmekte, meslek hastalıklarına rastlanmaktadır. Diğer sektörlerden çok farklı olarak bu sektör çalışanlarının zaten işlerinin çoğu zaman bulaşıcı enfeksiyonlar ya da virüsler olduğu düşünüldüğünde hastanelerde iş güvenliğinin nedenli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

xxx

Özel Medikar Hastanesi Diş Hekimi Aynur Kalyoncu halk arasında diş gıcırtıma olarak bilinen Bruksizm rahatsızlığın en önemli nedeni kişinin yaşadığı duygusal stres olduğunu belirtti.

Diş Hekimi Aynur Kalyoncu” Bruksizm,genellikle uyku esnasında çene hareketlerinden kaynaklı dişlerin sıkılmasıdır. Halk arasında diş gıcırdatma olarak da bilinir.Toplumda sık rastlanan bir sorundur fakat çoğu zaman kişi bunun farkında bile değildir. Bruksizmin en önemli nedeni kişinin yaşadığı duygusal strestir. Stresin bruksizmin hem oluş sebebi hem de şiddetini artıran bir faktör olduğu belirtilmiştir.Ayrıca dişlerdeki çapraşıklık veya diş kayıpları yüzünden oluşan kapanış bozuklukları da bir diğer nedendir.

Belirtileri Nelerdir?                                                                                                                              

Hastalarda kronik baş ağrısı ve yüz ağrısı belirgindir.Bunlar çene ekleminde çiğneme kasları ve dişlerin bulunduğu bölgedeki dengesizlikten oluşur.Hastalar sabahları çene eklemi,çiğneme kasları ve kulaklarda ağrı ve yorgunluk hissedebilir.Dişlerin aşırı sürtünmesi ile çiğneyici yüzeylerde aşınmalar meydana gelir.Dişlerdeki istemsiz hareketler nedeni ile meydana gelen kuvvetle birlikte dişlerde mikroçatlaklar hatta bazen belirgin kırılmalar olabilir.Aşınma ve çatlaklar nedeni ile çürüksüz dişlerde bile sıcak-soğuğa karşı hassasiyet ve ağrı olabilir.Ayrıca diş eti çekilmesi,dişlerde sallanma ve çene ekleminde de problemler gözlenebilir.

Bruksizmin Tedavisi                                                                                                                                   

Bruksizm nedeni ile oluşan hassasiyet ve ağrının giderilmesi için ‘ gece plağı’ olarak adlandırılan silikon içerikli maddeden yapılmış diş plakları kullanılır.Bu çoğu zaman gerekli tedavi sağlamasına rağmen tek başına yeterli olmayabilir.Kişinin yaşadığı duygusal stres durumuna göre psikoterapişkas gevşetici ilaçlar ve gerekirse anti-depresan ilaçlar tedaviye dahil edilebilir.Hastada kapanış bozukluğu varsa ortodontik tedavi,eksik dişlerin protez ile tamamlanması,kapanışı tam olmayan veya kapanışı bozan restorasyonların(eski veya hatalı kron-köprüler ,dolgular) değiştirilmesi gerekebilir.

Bruksizm tedavi edilmediğinde çene ekleminde de problemlere neden olabilmektedir.Ağzı açıp kapatırken çene ekleminden ses gelmesi,kulağa başa ve şakaklara yayılan ağrı,sabahları veya gün içinde çenelerin kilitlenmesi,çenenin kısıtlı açılabilmesi veya hiç açılamaması gibi daha ileri düzey eklem rahatsızlıklarında ise daha sert ve yüksek plakların yapımı ve hatta eklem kapsülünün yıkanarak tedavisi olabilmektedir.

Gece plağının düzenli kullanımı hasta şikayetlerini azaltan basit ve ekonomik bir yöntemdir.

hemsireler-haftasi-kutlama-mesajlari-5

Birey, aile, grup ve toplumun sağlığının geliştirilmesi, korunması, hastalık durumunda iyileştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla ;Mesleki eğitimle kazanılan bilgi, beceri ve karar verme yeteneklerini kullanarak, insanlara yaşadıkları ve çalıştıkları her ortamda doğum öncesinden başlayarak yaşamın tüm evrelerinde meslek standartları ve etik ilkeler çerçevesinde sunduğu hemşirelik bakımından, zor şartlar altında büyük fedakarlıklarla görevlerini yerine getiren,  tüm hemşirelerimizin 12-18 Mayıs Hemşirelik haftasını kutlarız.

333

Özel Medikar Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Tayfun Güngör bazı engelli kişilerin fizik tedavi ver rehabilitasyon ile tedavi olabileceklerini belirtti.

Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Tayfun Güngör ”Engellilik doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamama olarak tanımlanmaktadır.

Engelliliğin nedenleri araştırıldığında, büyük çoğunluğunun önlenebilir nedenler olduğu görülmektedir. Genetik etkenler, akraba evliliği, gebelik sırasında yaşanan sorunlar (hastalıklar, ilaç kullanımı, radyasyona maruz kalmak, alkol ve madde kullanımı, beslenme bozuklukları) gibi sorunlar tümü önlenebilir süreçlerdir. Doğum sonrasında kazalar, insan eliyle bilerek ya da kaza sonucu oluşan psikososyal travmalar, doğal felaketler engelliliğe yol açmaktadır. Engelliliğin bir yazgı olmadığı, geliştirilecek sosyal politikalar ve her alanda korucu-önleyici uygulamaları içeren düzenlemelerle önleneceği kesindir.

Ülke genelinde engelliliğin önlenmesi amacı ile doğumdan itibaren tüm bebeklere; yeni doğan işitme taraması, fenilketonüri taraması, biyotidinaz enzim eksikliği ve tiroid hormon eksikliği taraması, gelişimsel kalça çıkıklığı erken tanı ve tedavisi, hemoglobinopati taramaları, erken yaş taramaları (kırma kusurları, işitme taramaları) yapıldığı bilgisinin yer aldığı açıklamada, evinde sağlık hizmetine ihtiyacı olan engelli bireylere muayene, tetkik ve tahlil, tedavi, tıbbi bakım, takip ve rehabilitasyon hizmetleri verilmektedir.

Ülke olarak engelli bireylerin sosyal ve iş hayatına katılması engelliliğin kaldırılması açısından birincil hedef olmalıdır. Yine engellilerin engelliliğinin kaldırılması için yaşam alanlarında uygun alanların oluşturulması gerekir. Engelli rampası, engelli asansörü, akülü tekerlekli sandalye engelli birinin sosyal hayata katılabilmesi için çok şey ifade etmektedir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ekibi olarak biz işin neresindeyiz? Yemek yeme, banyo yapma, tuvalete gitme, giyinme ve temizlik bir insanın yaşamı için olmazsa olmaz günlük yaşam aktiviteleridir. Bu aktivitelerin yapılabilmesi için kol ve bacaklarımızın normal fonksiyonlarını yerine getiriyor olması gerekmektedir. Serebral palsi(beyin felci), beyinde kanama ve tıkanıklık gibi durumlarda uzuvlarda gelişen yetersizlik nedeniyle günlük yaşam aktivitelerinde engellilik gelişir. Kişinin uzuvlarının fonksiyonlarının geliştirilmesi, oturma ve yürüme yetilerinin geliştirilmesi ile günlük yaşam aktivitelerinde ve sosyal yaşamda bağımsızlık gelişir. Biz fizik tedavi ve rehabilitasyon ekibi olarak bireylerin bu fonksiyonlarını ve yetilerini kişinin potansiyeline göre geliştirmeye çalışmaktayız.

Engelli bireylerimizin Engelliler haftasını kutlar; sevdikleriyle engelsiz bir ömür dileriz” dedi.

yeni-video_8673461-320_1280x720

Bu mübarek gecenin ülkemize, İslam âlemi ve tüm insanlığa huzur, mutluluk ve hayırlar getirmesini Yüce Rabbim’den dileriz.

Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

şöhret hoca

Halk arasında Akdeniz Anamesi olarak bilinen Talasemi hastalığı hakkında bilgi veren Özel Medikar Hastanesi İç Hastalıkları uzmanı Dr.zmanı Şöhret Gedirli evlenecek çitlerin sağlıklı bebek dünya getirmek için, evlilik öncesi testleri yaptırmasını tavsiye etti

Ülkemizde genetik hastalıklar arasında ilk sırada geldiğini ve Hemoglobinopati hastalığı olarak bilindiğini belirten İç Hastalıkları uzmanı Dr. Şöhret Gedirli” İnsanlarda bir özelliğe ait genlerden iki adet bulunur, biri anneden, diğeri babadan geçer. Talasemi için anne ve babadan geçen globin geni normalse çocuk normal, biri değişikliğe uğramışsa çocuk taşıyıcı, ikisi de değişikliğe uğramışsa çocuk hasta olur. HBA (Alfa,Beta) olarak 2 tipten oluşur. HBH(alfa),HBA2 (beta) Talasemi.

Talasemi nasıl ailesel geçiş gösterir?

Talasemi taşıyıcısı, taşıyıcı olmayan normal bir kişi ile evlenirse doğacak her bir çocuk için %50 taşıyıcı, %50 normal olma olasılığı vardır. Bu durumda hastalık ortaya çıkmaz, korkulacak bir durum yoktur; ancak çocuklarda taşıyıcılık olup olmadığı araştırılır. Taşıyıcı olanların ileride sağlıklı çocukları olması için gerekli bilgi verilir, taşıyıcı biri ile evlenirse çocuklarında hastalık olabileceği anlatılır.

Bir toplumda taşıyıcılık oranı ne kadar yüksekse rastlantısal olarak iki taşıyıcının evlenme ve hasta çocuk sahibi olma olasılığı o kadar yüksektir. İki taşıyıcının evlenmesi sonucunda her bir çocuk için %25 oranında hastalıklı doğma, %50 taşıyıcı olma ve %25 normal doğma ihtimali vardır. Özellikle akraba evliliklerinde hastalıklı çocuk doğma riski yüksektir, bu kişilerin evlilik öncesi gereken tetkikleri yaptırmaları çok önemlidir.

Talasemi taşıyıcılığı ve hastalığı nasıl saptanır?

Hasta veya taşıyıcı olduğu bilinen ailelerde tarama sonucu veya kansızlık nedeniyle getirilen çocuklarda tanı konur. Taşıyıcı kişiler hafif kansızdır, demir tedavisinden yarar görmezler. Tam kan sayımının iyi değerlendirilmesi ve hemoglobin elektroforezi yapılmasıyla tanı kolayca konur. Hasta olanlarda ağır kansızlık vardır; anne, baba ve çocuğun tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi ve genetik tetkikleri yapılarak kesin tanı konur.

Talasemili hastanın tedavi ve izlemi nasıldır?

Talasemili hasta ömür boyu her 3-4 haftada bir kan desteğine ihtiyaç duyar. Ayrıca Vitamin B12 (Siyano Kobalamin desteği uygundur) Talasemili hastanın hemoglobini 9,5 g/dl’nin üzerinde tutulmalıdır. Kansızlığı düzeltmek için verilen kan transfüzyonları vücutta demir birikmesine yol açar ve kalp, karaciğer, tiroid, pankreas ve dalak gibi organlarda hücre hasarına yol açar. Hastalarda kalp yetmezliği, şeker hastalığı, gelişme geriliği ve hormonal yetersizlik gibi problemler gelişir. Bunların gelişmemesi için demir birikimini önlemek amacıyla hastalara genellikle 3 yaş civarında özel bir pompa ile haftanın en az 5 günü, 8-12 saat süren deri altı infüzyonu ile verilen bir ilaç (desferrioksamin) başlanır. Son yıllarda ağızdan alınan tablet şeklindeki ilaçlar da doktorun uygun gördüğü hastalarda kullanılmaya başlanmıştır.

Talasemili hastalarda tam kan sayımı, kan demir düzeyi, kalp, karaciğer ve hormonal sistem düzenli olarak değerlendirilir; kan yolu ile bulaşan hastalıklara dikkat edilir. Yıllık kan tüketimi normalin 1,5 katını aşmışsa ileri yaşlarda dalak alınır(Splenektomi). Dalağın çıkarılması kan ihtiyacını azaltır ancak kesin çözüm değildir.

Kemik iliği nakli hastalığı tamamen düzeltebilen bir tedavi yöntemidir. Özellikle iyi tedavi edilen, karaciğerde hasar oluşmamış hastalarda, doku tipi uygun sağlıklı kardeşten yapılan kemik iliği nakli başarılı olmaktadır. Ancak bazı olgularda kemik iliği nakli sırasında veya sonrasında çeşitli ciddi problemler ortaya çıkabilmekte veya nakil başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

Demir İlaçlarına dikkat edilmelidir. İç organlarda Demir birikimi açısından tehlikelidir.

 Talasemili hastalarda beslenme nasıl olmalıdır?

Bu bireylerde verilen kanlarla demir birikmesi yanı sıra barsaktan emilen demir miktarı da arttığından demirden zengin gıdalarla beslenmekten kaçınılmalıdır. Ancak bu durum talasemi taşıyıcıları için geçerli değildir; talasemi taşıyıcılarında gereksinimin arttığı durumlarda demir eksikliği anemisi de gelişebilmektedir.

Talasemili hastalar evlenip çocuk sahibi olabilir mi?

Düzenli kan transfüzyonu ve demir birikimi için tedavi uygulanan hastalar evlenip çocuk sahibi olabilirler. Beta talasemi hastası olan bir kişi taşıyıcı olmayan, normal bir kişi ile evlenirse çocukları taşıyıcı olur, hasta olmaz; taşıyıcı bir kişi ile evlenirse her bir çocuk için %50 hasta, %50 taşıyıcı olma ihtimali vardır.

Talasemi hastalığından nasıl korunulur?

Toplum eğitimi: Toplum talasemi konusunda eğitilmeli ve akraba evliliklerinin riskleri açısından bilgilendirilmelidir.

Taşıyıcıların tespiti: Özellikle taşıyıcılığın yüksek oranda görüldüğü bölgelerde hasta ve taşıyıcı bireylerin tüm akrabalarının kan tetkiki ile taranması ve evlenecek çiftlerin taşıyıcılık açısından değerlendirilmesi çok önemlidir.

Genetik danışma: Eşlerin ikisinin de taşıyıcı olması durumunda eşlere danışmanlık verilmeli, genetik tanı merkezlerine yönlendirilmeli ve gebelik öncesinde gerekli tetkikler tamamlanmalıdır (örnek mutasyon analizi).

Prenatal (doğum öncesi) tanı: İki taşıyıcının evliliği söz konusu ise çiftler mutlaka her gebeliğin erken döneminde (ilk 2 ay) doktora başvurmalı ve gerekli tetkikleri yaptırmalıdırlar.

Günümüzde prenatal ve preimplantasyon (in vitro fertilizasyon) tanı yöntemleri ile talasemik hasta çocuğun doğması önlenebilir.

salih-eryilmaz

Günümüz de kalp hastalıklarının giderek artış gösterdiğini belirten Özel Medikar Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr.Salih Eryılmaz  Sağlıklı beslenme, aşırı tuz kullanımının önüne geçilmesi, düzenli sağlık kontrolleri, spor, kan değerlerine dikkat edilmesi kalp sağlığını koruma tedbirleri arasında olduğunu belirtirken, kalp krizi geçiren bir kişiye ilk müdahale hakkında da bilgi verdi.

Kalp ve damar hastalığının getirdiği problemlerden kurtulmanın en iyi yolu koruyucu önlemler olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr.Salih Eryılmaz” Özellikle ailelerinde kalp veya damar hastalığı olanlar için bu koruyucu önlemler hayati öneme sahiptir.  Yaşam tarzının iyileşmesiyle; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, damar kireçlenmesi riski belirgin olarak azalmakta ve bunun sonucu olarak da kalp krizi, beyin kanaması, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği ve ölüm risk azalmaktadır.” dedi.

Kalp hastalığı riskini azaltacak öneriler;

– Sigara içme, içiyorsan hemen bırak: Sadece sigara değil tütünden üretilen tüm ürünler (nargile, light sigara vs) zararlıdır ve mutlaka terk edilmelidir.

– Şişmanlıklamaktan  (obezite) kaçın: Toplumumuz maalesef gittikçe şişmanlıyor. Obezite sıklığı iç Anadolu’?da en fazla olup şeker hastalığı başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Obezite aynı zamanda kolesterol ve yüksek tansiyona da neden olmaktadır. Bu nedenle obeziteyle mücadele edilmelidir. Ekmek tüketiminizi sınırlandırın, lifli gıdalar tüketin

– Şişmansanız diyet yapın: Obez kişiler mümkünse bir diyetisyenin önerilerine göre sağlıklı bir yeme alışkanlığı kazanmalıdır.

– Hareketsizlikten kaçın: Günümüzdeki yaşam şeklinin değişmesiyle, daha çok oturan, yürümeyen, hareket etmeyen bir yaşam şekline sürüklenmiş durumdayız.

– Düzenli eksersiz yap: Mümkünse her gün en az bir saat kadar yürüyüş yapalım, arabayı daha az kullanalım, en azından yakın mesafelere gidiş gelişleri araç yerine yaya olarak yapalım.

-Akşam geç saatlerde yemek yemeyi bırakın. Tok bir mideyle yatmak, özellikle bilinmeyen kalp damar hastalıklarını tetikleyerek kalp krizine neden olabilir.

-Düzenli sağlık kontrolü yaptırın

Kalp krizi anında yapılacaklar

-Telefonla mutlaka yakınlarınızı arayarak durumu haber verin.

-Bulunduğunuz yerin kapısını aralayın ve böylece yardıma gelecek olan kişinin işini kolaylaştırmış olursunuz.

-Bir bardak su ile aspirin için. Bunun dışında kesinlikle bir şey yiyip içmeye kalkmayın.

-Kuvvetli öksürük geçici olarak kan akımını artırır. Bu nedenle burun deliklerinizi kapatarak kuvvetli biçimde öksürmeye çalışın.

-Pencerenizi açın ve odaya oksijen girmesini sağlayın.

-Yardım gelmesini, yatarak ya da oturarak bekleyin, ayakta beklemeyin.

-Eğer kişi düşerek başını çarpmışsa, kalp krizi ile ilgili yapılacak tedaviler, başa alınan darbe nedeniyle yapılamayabilir. Soğuk ya da sıcak suyun altına kesinlikle girmeyin. Özellikle soğuk su böyle durumlarda çok tehlikelidir. Çünkü kalp damarlarını büzer ve mevcut durumu daha da kötüleştirebilir.

irem-pehlivanoglu_2fce3c

Özel Medikar Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. İrem Pehlivanoğlu mevsim geçişlerinde sıkça rastlanan Vertigo (Baş Dönmesi) hastalığı hakkında halkımızı bilgilendirdi.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. İrem Pehlivanoğlu”Baş dönmesi denilince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır.Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir. Baş dönmesi ve denge bozukluğu, oldukça sık rastlanan yakınmalardandır.Hareket ederken dengenin sağlanmasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kasların uyum içinde çalışması gerekmektedir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

BAŞ  DÖNMESİ  NASIL  HİSSEDİLİR

Baş dönmesi farklı şekil ve şiddetlerde hissedilebilir: etraftaki cisimlerin dönüyor veya hareket ediyor gibi hissedilmesi, kişinin kendini dönüyor, düşüyor veya bir yöne doğru savruluyor gibi hissetmesi, yerin kayıyor veya sallanıyor gibi hissedilmesi, başta boşluk veya sersemlik hissi gibi. Baş dönmesi ile birlikte bulantı, kusma, halsizlik, göz kararması, deride solukluk, terleme gibi belirtiler görülebilir, baş dönmesine neden olan hastalığın etkilediği sisteme göre işitme kaybı, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk hissi, çift görme, okuma güçlüğü, baş ağrısı, bilinç bozukluğu, his bozuklukları, kuvvet kaybı gibi ek şikayetler de eşlik edebilir.

BAŞ  DÖNMESİNİN  SEBEPLERİ  NELERDİR

Baş dönmelerinin büyük bir kısmı kulağa bağlıdır.Pozisyona bağlı baş dönmesi  en sık rastlanan nedendir.Hemen hemen bütün hastalarda, başın hareketleri ile artan baş dönmesi yakınması mevcuttur. Tanısı, iç kulaktaki yarım daire kanallarının, bazı manevralara verdiği yanıtlara bakılarak konulur. Tedavisi, yarım daire kanallarının içerisinde yer değiştirmiş olan kristallerin tekrar yerine oturtulmasına dayalı özel manevralardır.

Meniere hastalığı; işitme kaybı, kulakta çınlama, dolgunluk hissi ve baş dönmesi atakları ile karakterizedir.İç kulaktaki sıvıların dengesizliğinden kaynaklanır. Kulağın akıntılı kronik hastalıkları, işitme kaybı ile giden kulak hastalıkları, viral bir enfeksiyon sonrası denge sinirinin etkilenmesine bağlı kulak hastalıkları, ileri derecede damar tıkanıklığı yaşayan insanlarda oluşan iç kulağa daha az kan gitme durumu, bazen hiç bir nedene bağlı olmaksızın iç kulaktaki zarların yırtılmasına bağlı baş dönmesi atakları oluşabilir.

Başa alınan sert darbelerle, kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında baş dönmesi ile beraber bulantı ve kusma oluşabilir. Bazen kafa travması sonrası, herhangi bir kafatası kırığı olmadan iç kulak yapılarında sarsıntı ya da iç kulak kristallerinde yer değiştirmeye bağlı olarak baş dönmesi oluşabilir.

Beyin, beyincik gibi organlardan oluşan merkezi sinir sistemindeki kanama veya kan damarlarındaki tıkanıklıklara bağlı beslenme bozuklukları, multipl skleroz (MS), , çeşitli beyin tümörleri, parkinson hastalığı, migren v.b. hastalıklar dengenin bozulmasına neden olabilirler

Kalp yetmezliği, kalp krizi, diabet, tiroid bezi hastalıkları, kansızlık, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon,  düşük tansiyon, kalp ritim bozuklukları, ani ve şiddetli su kaybı(ishal,kusma) baş  dönmesine  yol  açabilir

Panik atak, anksiyete(huzursuzluk), stres, depresyon denge  bozukluğuna sebep olabilir.

BAŞ  DÖNMESİNDE  HANGİ  TETKİKLER  YAPILABİLİR

Denge bozukluğu veya baş dönmesi olan her hastaya bazı tetkikler yapılabilir.. Bu tetkikler arasında en sık  odiometri adı verilen ve hem işitme hem de iç kulak fonksiyonları hakkında bize bilgi veren test uygulanır. Ayrıca yine kulakla ilgili, bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR’ ile bile birşey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır.

Baş dönmesi ve dengesizlik yakınması olan hastanın mutlaka sistematik muayeneye tabi tutulması gerekir. Bu da ekip çalışması (kulak burun boğaz, nöroloji,kardiyoloji) gerektiren bir durumdur.

dr-ali-nihat-tokgonul-gogus-hastaliklari-uzm-2

Özel Medikar Hastanesi Göğüs hastalıkları ve Tüberküloz hastalıkları uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül Dünya Astım günü nedeniyle Astım hastalığı hakkında halkımıza bilgi verdi.

Göğüs hastalıkları ve Tüberküloz hastalıkları uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül “ Astım, hava yollarının ataklar (krizler) halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren bir hastalıktır. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar (adeleler) kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir müküs (ifrazat-balgam) salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Bu durum kendini artan öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ile kendini gösterir. Astım her yaştan bireyi etkileyebilen ve kontrol altına alınamadığında günlük aktiviteleri ciddi olarak sınırlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

Astım tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir. Öksürük (genellikle kuru, yani balgamsız), nefes darlığı, göğüste baskı hissi ve hırıltılı-hışıltılı solunum gibi belirtiler olur. Belirtiler tekrarlayıcı olup nöbetler halinde gelir. Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkar. Kendiliğinden veya ilaçlar ile düzelir. Bireye göre değişen bazı nedenler belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Belirtiler mevsimsel değişiklik gösterebilir.

Bireyi hekime götüren belirtiler ve bireye ait tıbbi öykü tanı aşamasının ilk basamağını oluşturur. Öyküde önemli noktalar şu şekilde özetlenebilir:

Belirtilerin (öksürük, nefes darlığı, göğüste baskı hissi, hışıltılı solunum) tekrarlayıcı olması

Ataklar dışında bireyin kendini iyi hissetmesi

Belirtilerin özellikle gece veya sabaha karşı olması

Bireye özgü allerjen ya da iritanlar ile belirtilerin ortaya çıkması

Egzersiz sonrası öksürük ya da hışıltılı solunum olması

Soğuk algınlığının “göğsüne iniyor” olması

Belirtilerin kendiliğinden ya da uygun astım tedavisi ile düzelmesi

Ailesinde astım veya allerjik hastalık öyküsünün bulunması

Astım hastalığını ortaya çıkarabilecek bir kan tahlili yoktur. Röntgen bulguları genellikle normaldir. Solunum fonksiyonu cihazları ile nefes ölçümleri (ilaçlı-ilaçsız) yapılarak tanı kesinleşebilir veya hastalığın ağırlığı belirlenebilir.

 

                Astım tedavisinin amacı hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihabın ilerlemesinin engellenmesi ve iyileştirilmesidir. Bu hedeflere ulaşabilmek için tedavinin bileşenlerini aşağıdakiler oluşturur:

Hasta/hekim işbirliğinin geliştirilmesi,

Risk faktörlerine maruziyetin tanımlanması ve azaltılması,

Astımın değerlendirilmesi ve tedavisi, eşlik eden hastalıkları ortaya konması ve tedavisi, tıbbi tedavinin izlenmesi

Astım tedavisinde kullanılan ilaçların hemen tümü nefesle alınan ilaçlardır. Bu şekilde ilaç akciğere daha hızlı, istenilen dozda ulaşır ve yan etkilerinden kaçınılmış olur. Kullanılan ilaçlar iki gruptur:

Astımı Kontrol edici ilaçlar: Esas olarak hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihap üzerine etkili ilaçlardır. Bu ilaçların etkileri yavaş ortaya çıktığından ve kesildiğinde iltihap tekrar ettiğinden astım hastalığının kontrol altında tutulabilmesi için her gün ve uzun süreli (doktor tarafından kesilene kadar) kullanılması gereklidir.

Rahatlatıcı ilaçlar: Kullanıldığında hızla etki ederek hava yolundaki kasların kasılmasını azaltan, hava yollarını genişleten ve buna bağlı belirtileri  (nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissi) gideren ve düzenli değil sadece gerektiğinde kullanılan ilaçlardır.

Hastanın hangi ilaçları kullanacağına astımının ağırlığı ve hastalık kontrolüne göre doktoru karar vermelidir. Astım belirtilerini tetikleyen risk faktörleri bireylere özgü olarak tanımlanmalı ve bu faktörlere maruz kalmaktan kaçınarak ya da en azından maruziyeti azaltarak astım belirtileri ve ataklarının gelişmesini önlemeye yönelik önlemler mümkün olduğunca her yerde yaşama geçirilmelidir. Hastanın eğer varsa allerjisi olduğu şeylere maruziyetten kaçınılmalıdır. Astımlı hasta sigara içmemeli veya maruziyetinden kaçınılmalıdır.

Her hasta güncel tedavi planı, bu tedaviye uyum ve astım kontrol düzeyinin belirlenmesi açısından düzenli olarak değerlendirilmelidir. Muayene ve değerlendirmelerin sıklığı astımın başlangıçtaki şiddetine göre değişir. Tipik olarak hastalar ilk tedavi başlandıktan sonra 1-3 ay arasında ve daha sonra her 3-4 ayda bir değerlendirilmelidir.

Astımlı hastaların en çok dikkat etmesi gereken konu ilaçlarını düzenli kullanmaları ve doktorları önermediği sürece kesmemeleridir. Hastalıkları ve tedavi ile ilgili kendilerini endişenlendiren herşeyi doktorlarına sormaları tedaviye uyum göstermeleri açısından önemlidir. Ayrıca astımlarını kötüleştiren etkenlerden kaçınmaları da önemlidir.

111

Özel Medikar Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı  Dr. Tayfun Güngör menisküs yırtıkları ve tedavisi konusunda halkımızı aydınlattı.

Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Tayfun Güngör”Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir. Diz eklemi 3 kemikten oluşmaktadır. Yukarıda uyluk (femur) kemiği aşağıda bacak (tibia) kemiği ve öndeki parça diz kapağı (patella) kemiğidir. Eklem yüzleri birbirlerine çok uygun olmadığı için eklem yardımcı dokularla güçlendirilmiştir. Bunlar diz eklemi bağları (Ligamentler) ve çukur şeklindeki kıkırdaklar (Menisküsler)’dir. Menisküslerin şok abzorbe edici görevi, eklem kıkırdaklarının beslenmesine yardımcı diz stabilitesini sağlar ve yükün daha geniş bir alana dağılmasını ve eklem kıkırdaklarının yüksek basınçtan korunmasını sağlar.

Genç insanlarda menisküs dokusu sağlam olduğundan ciddi travmalar sonucu yırtılırlar. Menisküs yırtığına neden olan travma ve zorlamaların kapsül, yan ve çapraz bağlarda yaralanmalara neden olduğu unutulmamalıdır. İleri yaşlarda menisküs dejenerasyondan dolayı zayıflar ve çok basit diz hareketlerinde bile yırtılabilir. İç menisküsün daha geniş kalın olması ve medial yan bağa sıkıca yapışmış olmasından dolayı daha hareketli olan dış menisküse göre 5-7 kat daha sık olarak yaralanır ve yırtılır.

Menisküs yırtıklarının büyük çoğunluğunda ağrı, şişlik ve kitlenme gibi üç ana belirti vardır. Ağrı en önemli belirtidir ve sıklıkla yırtık olan menisküs tarafında eklem hizasında olur. Kitlenme yırtık olan menisküs parçasının eklem aralığına sıkışması ile olur ve bükülen diz uzun süre açılamaz.

En iyi tanı aracı manyetik rezonanstır. Menisküs yırtıklarını %80-93 arasında gösterir, ayrıca beraberinde diğer eklem yapıları da görülür. Eğer tanı konulamazsa artroskopi ile dizin içine bakılarak tanı konulmaya çalışılır.

Menisküs yırtığı olan hastalarda öncelikle konservatif tedavi denenmelidir. Konservatif tedavide ağrı kesiciler, fizik tedavi uygulamaları ve egzersiz tedavileri önerilir. Tedaviye cevapsız veya kilitlenme veya ciddi ağrısı olan menisküs yırtıklarında cerrahi tedavi gündeme gelir. Menisküste damarlı bölge dış kısımda olduğu için iyileşme ancak bu bölgede olur.Bu nedenle son yıllarda artroskopik cerrahinin gelişmesiyle periferik menisküs yırtıklarının onarımı başvurulan onarım yöntemlerinden biri olmuştur.”  Dedi.

web sayfa

3 Nisan KARDEMİR A.Ş. nin temellerinin atılışının ve Karabük’ün kuruluşunun 80.yılı nedeniyle Dünya Gazetesinin hazırladığı Karabük ekinde hastanemizin haberi de yer aldı. Hastanemiz Genel Koordinatörü Op. Dr. Gürol Şahin tarafından yapılan açıklamaya göre;  Hastanemiz, özel üniversite hastanesine dönüştürülecek.”

polis-haftasi-sozleri

AZİZ MİLLETİMİZİN HUZUR VE GÜVEN İÇERİSİNDE YAŞAYABİLMESİ İÇİN GECESİNİ GÜNDÜZÜNE KATARAK  ÇALIŞAN POLİS TEŞKİLATIMIZIN 172. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜNÜ KUTLAR, TEŞKİLAT MENSUPLARINA SAĞLIK VE MUTLULUKLAR DİLERKEN, ŞEHİT POLİSLERİMİZE DE CENABI ALLAH’TAN RAHMET DİLERİZ.

 

dyt-yasemin-demirsoy

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Demirsoy insanların bahar yorgunluğunu üzerlerinden atabilmeleri için beslenmelerine de dikkat etmeleri gerektiğini belirtti

Beslenme ve Diyet Uzmanı Demirsoy” Soğuk ve kasvetli kış aylarının yerini bıraktığı ılık ve canlı bahar aylarında, insan metabolizmasında oluşan bazı değişiklikler beraberinde yorgunluğu da getiriyor. Isınan havalarla birlikte birçok kişide özellikle halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler görülüyor ve bu yakınmaların temeli bahar yorgunluğuna bağlanıyor. Üstelik önlem alınmaması durumunda bu yorgunluk kronikleşebiliyor.

Yaşam şeklinde ve beslenme alışkanlıklarında yapılacak birkaç küçük değişikle bahar yorgunluklarını azaltıp, yazı daha rahat karşılamak mümkündür. Bahar yorgunluğunun üstesinden gelmek için kış mevsimindeki beslenme hatalarımızı düzeltme ile işe başlayabiliriz.

Daha iyi hissetmek, hastalıklardan korunmak ve bahar yorgunluğunu hafifletmek için bağışıklık sisteminizi güçlendiren, vitamin ve mineral ihtiyacınızı karşılayan düzenli ve dengeli beslenme büyük önem taşır. İşte bahar yorgunluğunu önlemek, bahar aylarını daha zinde, enerjik, keyifle ve neşeyle karşılamak için öneriler…

  • KAHVALTIYLA ZİNDE KALIN: Uzun süreli zindelik hissi için güne kahvaltısız başlamayın. Tam buğday ekmeği ve yağsız peynirle hazırlanmış bir tostun yanı sıra yulaf, yağsız süt ve meyveyle hazırlanmış yağ oranı düşük, lif oranı yüksek bir kahvaltı sizi öğle saatlerine kadar tok tutmak için iyi birer alternatif olabilir.
  • ÖĞÜN ATLAMAYIN: Her 2,5-3 saatte bir, düzenli öğün yapmaya çalışın.(Azami günde 5-6 öğün mutlaka yapın)
  • KIZARTMA MİDEYİ YAKAR: Kızartma ya da yağlı besinler mide yanmasına neden olabilir, sindirim problemi yaşatabilir. Beslenmenizde bu tip gıdalara yer vermeyin.
  • HAMUR İŞİ HALSİZ BIRAKIR: Karbonhidrat oranı düşük beslenme alışkanlığı halsizliğe neden olur. Mutlaka her öğünde sebze, meyve ve tahıl tüketmeye özen gösterin.
  • TATLI KRİZİNİ TARÇINLA BASTIRIN: Gün içinde tatlı krizleri yaşıyor, saldırırcasına yiyor ve akabinde yine uyku hali çöküyorsa glisemik indeksi düşük gıdalardan oluşan bir ara öğünü ihmal etmeyin. Örneğin; yağsız süt veya yoğurtla birlikte lif oranı yüksek bir meyveyi karıştırabilir, yanında biraz da tarçın kullanarak kan şekerlerinizi dengede tutabilirsiniz.
  • MAKARNA UYKU GETİRİR: Öğününüzün temelini makarna, tatlı, patates kızartması gibi kan şekerinde anormal dengesizliklere yol açan besinler oluşturuyorsa, bu uyku haline yol açabilir. Bu gıdaların yerine düzenli sebze ya da et tüketiminiz daha enerjik olmanıza yarar sağlar.
  • ALKOL KİLONUZA KİLO KATAR: Alkol tüketmemeye özen gösterin. Merkezi sinir sistemini baskılayan alkol, bir kaç saat sonra aşırı yorgunluğa yol açmasının yanı sıra kışın alınan kiloların daha da artmasına neden olabilir.
  • İLAÇLI MEYVE YORGUNLUK YAPAR: Mevsimine uygun meyve ve sebzeleri tüketmeye çalışın. Tarım ilaçları ve pestisitlere maruz kalan sebze ve meyveleri arıtmaya çalışan vücudumuz bir süre sonra yorgunluk sinyalleri vermeye başlıyor. Bu nedenle mevsiminde yetişen sebze ve meyvelere yer verin.
  • SUSAMADAN SU İÇİN: Mutlaka düzenli bir şekilde su için, susamayı beklemeden su tüketin. Suyu tek başına tüketmek zor geliyorsa, suyun içerisine taze meyve parçaları, nane, limon, kabuk tarçın ekleyin. Şekersiz olarak meyvenin kendi tadıyla pişmiş kompostolar, limonata, ayran, kefir ve soda en doğru seçimlerdir. Çay, kahve gibi kafeinli içecekler su kadar etkin değildir. Unutmayın ki, aşırı kafeinli içecek tüketimi vücut suyunu azaltabilir.
  • YEŞİL ÇAYLA RAHATLAYIN: Yeşil çayda bulunan kateşin adlı antioksidan maddenin kilo kaybını hızlandırdığı, vücudun rahatlamasına yardımcı olup, metabolizmayı hızlandırdığı araştırmalarca desteklenmektedir. Günde 2 fincan yeşil çayı mümkünse limonlu içmeye çalışın.
  • YÜRÜYEREK D VİTAMİNİ ALIN: Kış aylarında özlediğimiz güneşi her gördüğünüzde, mutlaka D vitamini depolamak için dışarı çıkıp yürüyüş yapın. Unutmayın ki en iyi D vitamini kaynağı güneş.

YORGUN DÜŞMEMEK İÇİN TAKVİYE ÖNERİLERİ:

Bahar yorgunluğunu aşarken bu süreci kısaltacak doğal besinlerin yanı sıra, hekim önerisiyle birtakım öğelerle de beslenme desteklenebilir:

  • Magnezyum, potasyum, çinko: Doğru planlanmış bir magnezyum, potasyum, çinko destek programı iyi sonuç verebilir.
  • B grubu vitaminleri: B kompleks vitaminleri; karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki diğer metabolik reaksiyonlarda, zihinsel yorgunluk ve streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, anemide, büyümede, sinir sistemi, kalp ve cilt sağlığında oldukça önemli bir gruptur. Özellikle B12 vitamini bağışıklık sistemini destekleyerek kan hücresi üretimini artırır.
  • C vitamini: Böbrek üstü bezini destekler, bağışıklığı güçlendirir.
  • Ekinezya: Yorgunluk sorunu olanlarda, özellikle bağışıklık sistemi sorunlarının eşlik ettiği gözlenirse bu bitkisel destekten de yararlanılabilir.

SPOR SİZİ YORMAZ AKSİNE ENERJİ VERİR!

Spor, vücudun enerji üretmesine sebep olur, yorulmasına değil. Çalışan kaslar, metabolizmanızı hızlandırır, hareket anında salgılanan hormonlar mutluluk ve zindelik getirir. Kendi performansınızı çok zorlamadan, düzenli yapılan makul yoğunluktaki spor en ideal olanıdır.

Baharda canlanan doğayla birlikte siz de canlanın ve aktif olun. Spor izlemekten çok yapmaya gayret edin. Ağır egzersizler yapmanız şart değil; amacınız bir anda mükemmeli yapmak değil, zamanla mükemmele ulaşmak olsun. Haftanın 3 4 günü 40-45 dk yapılacak olan tempolu yürüyüşler iyi bir başlangıç olabilir. “

 

yeni-video_8673461-320_1280x720

Mübarek Üç Aylar ve Regaip Kandil’inin ülkemize ve tüm İslam Dünyası’na hayırlar getirmesini  Yüce Allah’tan dileriz

dyt. fatma bal

Özel Medikar Hastanesi Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Fatma Bal    Metabolizmayı hızlandıran besinler ile gün içinde dinlenir halde yaktığınız kalori miktarını arttırarak kilo vermek için avantaj sağlandığını belirterek” Bazal Metabolizma; organların çalışması için vücudun gün boyu ihtiyaç duyduğu minimum enerji (kalori) diyebiliriz. Metabolizma hızını yaş, cinsiyet, genetik yapı, hastalıklar, günlük tüketilen karbonhidrat miktarı, hava sıcaklığı gibi bir çok faktör etkilemektedir.

Metabolizma hızı yüksek olanlar düşük olanlara göre gün boyu daha fazla kalori yakar ve bu özellikle kilo verme döneminde önem kazanır.

 Yeşil Çay: Zayıflama diyetlerine ilave olarak günde 1-2 fincan içilen yeşil çay İyi bir antioksidan kaynağı ve içeriğinde kafein sayesinde metabolizmayı hızlandırırak, yağ yakımını artırmaktadır.Etken maddesi olan EGCG (epigallokateşin gallat) ile vücudun insüline olan gereksinimini azaltmakta, böylece yağ artışını önlemekte. Ayrıca idrar söktürücü özelliği ile vücuttaki fazla suyu da atmaktadır.

Türk kahvesi:Aynı şekilde kahve tüketimiyle de metabolizmamızı hızlandırmak mümkündür. Özellikle spor öncesi içilen kahveyle spor esnasında yakılan enerjiyi arttırdığı bilinmektedir. Metabolizmayı hızlandırmasının yanı sıra kafein tüketim miktarı 400 ml üstünde tutulmamalı tutulduğu takdirde çarpıntı,tansiyon problemi,uykusuzluk ve kadınlarda osteoporozu arttırdığı unutulmamalıdır.Herşeyde olduğu gibi azı karar çoğu zarar.

Acı Biber: Acı bibere “yakıcı” özelliğini veren “capsaicin” içeren yiyecekler metabolizmayı hızlandıran besinler arasında ilk sırada gelmektedir. Acı biber, yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 1.2-2 katına kadar yükseltebilir. Yemeklerinizde pul biber, acı toz biber, sivri biber kullanarak gün boyu yaktığınız kalori miktarını arttırmanız mümkün. Acı biberin bir diğer avantajı da iştahı azaltarak tokluk hissini uzatmasıdır.

Tarçın: Tarçının zayıflamaya yardımcı olan iki etkisi vardır. İlki kan şekerini düzenleyerek öğünler arasında yaşanan açlığı bastırır ve yemeklerden sonra daha uzun süre tokluk hissi sağlar. İkincisi ise sindirimi sırasında vücut sıcaklığını yükselterek termik etki yaratır. Bu termik etkiyle birlikte metabolizma hızlanır ve harcanan enerji miktarı artar.

Keten tohumu: Araştırmalar, iyi bir omega-3 kaynağı olan keten tohumunun tansiyon, kolesterol, kalp-damar sağlığına katkısının yanında bağırsak hareketlerini düzenleyerek metabolizmayı hızlandırdığını gösteriyor. Aynı zamanda keten tohumu B12 içeren tek bitkisel kaynak. 1 kase yoğurdun içine 1 tatlı kaşığı keten tohumu karıştırarak tüketebilirsiniz. Mutlaka arkasından 2 su bardağı su tüketin.

Ananas: Ananasın içeriğinde yer alan bromelain adlı proteinlerin sindiriminde görevli enzim sayesinde proteinlerin sindirimi hızlanır ve vücutta yıkım olayı artar buna bağlı olarak metabolizmayı hızlandırıcı etkisi vardır.Aynı zamanda ananas diüretik etkisiyle ödeme karşı birebirdir.

Protein: Protein, karbonhidrata göre daha uzun sürede sindirildiği için protein bakımından zengin bir yemekten sonra sindirim sistemi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve yakılan kalori miktarı artar.Balık, tavuk, hindi gibi kırmızı ete göre daha az yağ içeren protein kaynaklarını daha sık tüketebilirsiniz.

 

Narenciye ve ahududu, böğürtlen :Bu meyveler özellikle C vitamininden ve flavonlardan zengindirler. Flavonlar ise metabolizmayı ve yağ yakımını hızlandırmaktadır. Özellikle spor öncesi tüketilen C vitamininden zengin meyveler yağ yakımını %30 artırmaktadır.

Zencefil: Soğuk algınlığına karşı kış aylarının vazgeçilmezi olan zencefili, günlük beslenmenize dahil ederek yağ yakımınıza katkıda bulunabilirsiniz.Zencefili çay olarak tüketebileceğiniz gibi çorbalarınıza ve yemeklerinize de katabilirsiniz.

Kuşkonmaz: Kuşkonmaz lifli yapısıyla metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı, bağırsak dostu, aynı zamanda iyi bir idrar söktürücü olup ödem atmaya yardım eder. Yanı sıra düşük kalorisiyle diyetlerin vazgeçilmezidir.

 

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

Şehidimiz var!

CCC-sehid

KAPAT
btnimage