yeni-video_8673461-320_1280x720

Mübarek Üç Aylar ve Regaip Kandil’inin ülkemize ve tüm İslam Dünyası’na hayırlar getirmesini  Yüce Allah’tan dileriz

dyt. fatma bal

Özel Medikar Hastanesi Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Fatma Bal    Metabolizmayı hızlandıran besinler ile gün içinde dinlenir halde yaktığınız kalori miktarını arttırarak kilo vermek için avantaj sağlandığını belirterek” Bazal Metabolizma; organların çalışması için vücudun gün boyu ihtiyaç duyduğu minimum enerji (kalori) diyebiliriz. Metabolizma hızını yaş, cinsiyet, genetik yapı, hastalıklar, günlük tüketilen karbonhidrat miktarı, hava sıcaklığı gibi bir çok faktör etkilemektedir.

Metabolizma hızı yüksek olanlar düşük olanlara göre gün boyu daha fazla kalori yakar ve bu özellikle kilo verme döneminde önem kazanır.

 Yeşil Çay: Zayıflama diyetlerine ilave olarak günde 1-2 fincan içilen yeşil çay İyi bir antioksidan kaynağı ve içeriğinde kafein sayesinde metabolizmayı hızlandırırak, yağ yakımını artırmaktadır.Etken maddesi olan EGCG (epigallokateşin gallat) ile vücudun insüline olan gereksinimini azaltmakta, böylece yağ artışını önlemekte. Ayrıca idrar söktürücü özelliği ile vücuttaki fazla suyu da atmaktadır.

Türk kahvesi:Aynı şekilde kahve tüketimiyle de metabolizmamızı hızlandırmak mümkündür. Özellikle spor öncesi içilen kahveyle spor esnasında yakılan enerjiyi arttırdığı bilinmektedir. Metabolizmayı hızlandırmasının yanı sıra kafein tüketim miktarı 400 ml üstünde tutulmamalı tutulduğu takdirde çarpıntı,tansiyon problemi,uykusuzluk ve kadınlarda osteoporozu arttırdığı unutulmamalıdır.Herşeyde olduğu gibi azı karar çoğu zarar.

Acı Biber: Acı bibere “yakıcı” özelliğini veren “capsaicin” içeren yiyecekler metabolizmayı hızlandıran besinler arasında ilk sırada gelmektedir. Acı biber, yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 1.2-2 katına kadar yükseltebilir. Yemeklerinizde pul biber, acı toz biber, sivri biber kullanarak gün boyu yaktığınız kalori miktarını arttırmanız mümkün. Acı biberin bir diğer avantajı da iştahı azaltarak tokluk hissini uzatmasıdır.

Tarçın: Tarçının zayıflamaya yardımcı olan iki etkisi vardır. İlki kan şekerini düzenleyerek öğünler arasında yaşanan açlığı bastırır ve yemeklerden sonra daha uzun süre tokluk hissi sağlar. İkincisi ise sindirimi sırasında vücut sıcaklığını yükselterek termik etki yaratır. Bu termik etkiyle birlikte metabolizma hızlanır ve harcanan enerji miktarı artar.

Keten tohumu: Araştırmalar, iyi bir omega-3 kaynağı olan keten tohumunun tansiyon, kolesterol, kalp-damar sağlığına katkısının yanında bağırsak hareketlerini düzenleyerek metabolizmayı hızlandırdığını gösteriyor. Aynı zamanda keten tohumu B12 içeren tek bitkisel kaynak. 1 kase yoğurdun içine 1 tatlı kaşığı keten tohumu karıştırarak tüketebilirsiniz. Mutlaka arkasından 2 su bardağı su tüketin.

Ananas: Ananasın içeriğinde yer alan bromelain adlı proteinlerin sindiriminde görevli enzim sayesinde proteinlerin sindirimi hızlanır ve vücutta yıkım olayı artar buna bağlı olarak metabolizmayı hızlandırıcı etkisi vardır.Aynı zamanda ananas diüretik etkisiyle ödeme karşı birebirdir.

Protein: Protein, karbonhidrata göre daha uzun sürede sindirildiği için protein bakımından zengin bir yemekten sonra sindirim sistemi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve yakılan kalori miktarı artar.Balık, tavuk, hindi gibi kırmızı ete göre daha az yağ içeren protein kaynaklarını daha sık tüketebilirsiniz.

 

Narenciye ve ahududu, böğürtlen :Bu meyveler özellikle C vitamininden ve flavonlardan zengindirler. Flavonlar ise metabolizmayı ve yağ yakımını hızlandırmaktadır. Özellikle spor öncesi tüketilen C vitamininden zengin meyveler yağ yakımını %30 artırmaktadır.

Zencefil: Soğuk algınlığına karşı kış aylarının vazgeçilmezi olan zencefili, günlük beslenmenize dahil ederek yağ yakımınıza katkıda bulunabilirsiniz.Zencefili çay olarak tüketebileceğiniz gibi çorbalarınıza ve yemeklerinize de katabilirsiniz.

Kuşkonmaz: Kuşkonmaz lifli yapısıyla metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı, bağırsak dostu, aynı zamanda iyi bir idrar söktürücü olup ödem atmaya yardım eder. Yanı sıra düşük kalorisiyle diyetlerin vazgeçilmezidir.

 

kardiyolog erden

Özel Medikar hastanesi Kardiyoloji uzmanı Dr. Murat Erdem tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kalp hastalıklarının belirtilerini hafife almamak gerektiğini ve en küçük bir işarette veya şüphede hemen uzmana başvurulmasını tavsiye ederken, kalp krizini haber veren belirtiler hakkında da bilgiler verdi.

Kardiyoloji uzmanı Dr. Murat Erdem Aşağıda yer alan belirtiler varsa kalp krizinden şüphelenmesi gerekir”

  • Göğüs ağrısı Kalp krizinin en belirgin özelliklerinden biri göğüs ağrısıdır. Göğüsteki ağrı mutlaka ciddiye alınmalıdır. Pek çok çalışmalar kalp krizinin ilk belirtisinin göğüs ağrısı olduğunu söylüyor. Fakat yapılan araştırmalar her göğüs ağrısının kalp krizi olmadığını da gösteriyor. Kalple bağlantılı ağrılar yirmi dakikadan uzun sürer. Kalp krizinin ağrısı göğüste iman tahtasının arkasında ve en az yumruk kadar bir alanı kaplar. Parmak ucu veya iğne başı kadar ağrılar kalp ağrısı değildir. Sırta, çeneye veya her iki kola yayılabilir. Genellikle daha önce yaşanmamış bir şekil ve şiddette olur. Baskı, sıkıştırma veya ağırlık tarzındadır. Bıçak tarzında batıp çıkan ağrılar kalp krizi değildir. Hareketle değişmez, devamlıdır. Beraberinde bulantı, soğuk terleme, baygınlık hissi olabilir. Bazen karnın üst kısmından da başlayabilir. Uyuşma veya karıncalanmalar kalp krizi ağrısı değildir. Kadınlarda ise kalp krizinin geldiğini gösteren belirtiler arasında göğüste bir yanma hissi de oluşur.
  • Baş dönmesi Kalp krizi belirtileri arasında baş dönmesi ve bilinç kaybı da görülebilir. Bunun nedeni kalp ritmindeki bozukluklardır.
  • Güçsüzlük Özellikle kadınlar kalp sorunlarında bir anda güçsüz hissettiklerini söylüyorlar. En hafif şeyleri bile kaldırmakta zorlandıklarını belirtiyorlar.
  • Nefes darlığı Astım ya da akciğerde sorun varmış gibi nefes alıp vermekte güçlük çekmek de kalp krizinin belirtileri arasındadır. Uzmanlar bazen kalp krizinin göğüste ağrıyla değil de nefes darlığıyla başlayabileceğini söylüyorlar.
  • Öksürük Devam eden öksürük kalp krizi belirtisi olabilir. Bunun sebebi ciğerlerdeki kan akışıdır. Bazı vakalarda öksürük kanlı da olabilir.
  • Şişkinlik Kalpteki sorun zaman zaman şişkinlik yapabilir. Aynı zamanda ani kilo alma ya da iştahsızlık olarak da kendini gösterebilir. Başka bölgelerde ağrılar Birçok kalp krizinde ağrı göğüste başlar ve oradan omuzlara, kollara, sırta, boyuna, çeneye ya da karın bölgesine sıçrar. Hatta bazen göğüs ağrısı olmasa da bu bölgelerde ağrı olabilir. Erkeklerde genelde sol kolda ağrı görülür. Kadınlarda ise her iki kolda ağrı ya da omuzla ağrı olabilir.
  • Huzursuzluk Kalp krizi genelde ölüm korkusuyla birlikte gelir. Nefes alamama, kendini iyi hissetmeme gibi belirtiler gösterebilir.
  • Yorgunluk Özellikle kadınlarda daha önce olmayan yorgunluk kalp krizi belirtisi olabilir. Her zaman yorgun hissedildiğinde şüphelenmek gerekir. Fakat her yorgunluk da kalp krizi belirtisi değildir. Ama sürekli alışık olmadığınız bir yorgunluğunuz varsa siz yine de doktora başvurun.
  • Terleme Soğuk soğuk terlemek de şüphelenilmesi gereken bir durumdur. Oturduğunuz yerde sebep yokken terliyorsanız kalp krizi belirtisi olabilir. Bu durumu hafife almamalısınız.
  • Mide bulantısı ve iştahsızlık Kalp krizinden önce mide bulantısı ya da kusma çok rastlanmayan belirtilerdendir. Kadınlarda daha sık görülebilir. Aynı zamanda yutkunma zorluğu ve iştahsızlık da belirtiler arasındadır.
  • Hızlı ya da düzensiz çarpıntı Kalp atışlarındaki düzensizliğin ciddiye alınması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca çarpıntıya yorgunluk, zayıflık ve kısa nefes alışlar eklendiğinde geç kalınmaması gerektiği konusunda doktorlar uyarıyor.
  • Ani kilo alma,  farklı bölgelerde ağrılar, göğüs ağrısı, göğüste ağrı, güçsüzlük, hızlı çarpıntı, huzursuzluk, iman tahtasında ağrı, iştahsızlık, kalp hastalıkları, kalp hastalıklarının belirtileri, kalp krizi ağrısı, kalp krizi belirtileri, kalp krizi işareti, kalp krizi şüphesi, kalple bağlantılı ağrılar, kanlı öksürük, karıncalanma, kendini iyi hissetmeme, mide bulantısı, nefes alamama, nefes almada güçlük, nefes darlığı, nefes vermede güçlük, öksürük, ölüm korkusu, ölüm nedenleri, şişkinlik, soğuk soğuk terlemek terleme uyuşma yorgunluk

 

Kalp Krizinde Acil Müdahale

Bu konuda eğitimli yada deneyimli değilseniz müdahale etmemelisiniz. Hastaya kendisine ait olmayan kalp ilaçları verilmemelidir. Hızlı bir şekilde sağlık ekiplerine haber vermeli ve profesyonel yardımı beklemelisiniz. Beklerken kalp krizi geçiren kişinin ayaklarını kalp seviyesinden yukarda tutmalısınız.

Yanınızda kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçiriyorsanız telefonla yakınlarınıza haber vermelisiniz. Yardımın size ulaşması için kapınızı aralık bırakmalısınız. Uygun bir pozisyonda uzanarak yada oturarak yardımı beklemelisiniz. Bir bardak suyla birlikte aspirin içebilirsiniz. Bunun haricinde bir şey yiyip içmemelisiniz.”

OP.DR. MUSTAFA BAŞAR (2)

Özel Medikar Hastanesi Genel Cerrah uzmanı Op.Dr. Mustafa Başar safra kesesi hastalıkları hakkında bilgi verirken Safra kesesi taşı bulunan kişilerin büyük çoğunluğunda herhangi bir belirti görülmez. Bu nedenle safra taşları “sessiz” bir  sağlık  sorunu olduğunu belirtti.

Genel Cerrah uzmanı Op.Dr. Mustafa Başar “Karnın sağ üst kısmında bulunan, küçük bir armut şeklindeki   safra kesesi   kanallarla karaciğer, pankreas ve bağırsaklara bağlanır. Öğünler arasında karaciğer tarafından üretilen safra sıvısını depolayan safra kesesi yemek sırasında bu sıvıyı safra kanalı (ödyolu) aracılığıyla bağırsaklara gönderir ve bu sıvı gıdalar yoluyla alınan yağı sindirmek için kullanılır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen   safra kesesi taşı   yiyeceklerden alınan yağın sindirilmesinde sorunlara yol açar. Bu nedenle özellikle yağlı bir yemek sonrası yaşanan aşırı şişkinlik ve karın bölgesinden başlayarak omuza vuran ağrılar safra kesesi taşı belirtisi olabilir.

Safra kesesi taşı bulunan kişilerin büyük çoğunluğunda herhangi bir belirti görülmez. Bu nedenle safra taşları “sessiz” bir sağlık sorunu olarak kabul edilir. Ancak safra taşı olan hastaların %20-30’u bazı belirtiler yaşayabilir ve belirtiler ortaya çıktığında şiddetlenme eğilimindedir. Safra kesesi taşının neden olduğu ağrılar genellikle karnın sağ üst köşesinde (kaburgaların alt bölgesinde) veya karnın hemen üstünde orta bölgede yoğunlaşır.

Ağrı şiddetlendikçe sırt bölgesine ve karnın geneline yayılabilir. Bu ağrılar süreklidir ve 10-15 dakikadan 1-2 saat varan sürelerde devam edebilir. Eğer ağrı 4-5 saatten uzun sürdüyse bu durum çoğunlukla safra kesesinin tahriş olduğu anlamına gelir. Ağrının şiddeti vücudun pozisyonu değiştikçe azalıp artmaz. Ağrının şiddetlenmesiyle birlikte kusma görülebilir. Bunlara ek olarak kişi aşırı terleyebilir, ateşi yükselebilir ve titreyebilir. Safra taşı nedeniyle gıdalarla birlikte alınan yağın sindirimi zorlaştığı için özellikle yağlı yiyecekler yedikten sonra aşırı şişlik oluşabilir.

Safra kesesi taşı tedavisi

Safra kesesi taşının tedavisi için izlenecek yol büyük oranda taşın büyüklüğüne ve bulunduğu bölgeye bağlıdır. Taş safra kanallarını, safra kesesini tıkayacak kadar büyükse, safra akışını engelliyorsa, şiddetli ağrılara yol açıyorsa ve bulunduğu bölgenin iltihaplanmasına neden oluyorsa tedavi edilmesi gerekir.

Safra kesesi taşlarının tedavisinde doktor hastanın genel sağlık durumuna, yaşına, taşların büyüklüğüne ve neden olduğu komplikasyonlara göre aşağıdaki tedavi yöntemlerinden birini veya birkaçını kullanabilir.

Beslenmenin Düzenlenmesi:   Yağlı gıdalar ve süt ürünleri kısıtlanabilir ya da bir süre tüketilmez.

İlaç Tedavisi:   Safra taşı için ilaç tedavisi sık kullanılan bir yöntem değildir çünkü başarı oranı diğer yöntemlere göre daha düşüktür ve bu tip ilaçların güçlü yan etkileri bulunmaktadır. Ancak kişinin sağlık koşulları diğer tedavi yöntemleri için uygun değilse ilaç tedavisi düşünülebilir.

Safra Kesesi Taşı Ameliyatı: Safra kesesi taşı bulunan hastaların %80’i ameliyatla tedavi edilmektedir. Ameliyat için doktorun kararına göre bölgede açılan küçük bir delikten içeri sokulan ve ucunda kamera bulunan tüple yapılan “laparoskopik ameliyat” veya açık ameliyat yöntemleri kullanılabilir. Hangi ameliyat yönteminin seçileceği daha çok taşların ne büyüklükte olduğu ve hangi bölgeleri etkilediğine bağlıdır. Hastanemizde her hastaya bu  işlem laparoskopik olarak başlanmakta ve kamera ile safra kesesi görüntüsü sağlandıktan sonra eğer safra kesesinde yapışıklık ve iltihabi durumlar yoksa kapalı yapılmaktadır.

DSC_3147

Sarı nokta hastalığı hakkında bilgi veren Özel Medikar Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Op. Dr. Emre Hayırcı en başta hiç bir bulgu vermeyen hastalık ilerki evrelerde ani görme kaybına yol açabildiğini belirtti.

Göz Hastalıkları uzmanı Op. Dr. Emre Hayırcı “Sarı nokta hastalığı yaşlanma belirtisidir. Gözün arkasındaki sarı nokta denilen (makula) görme merkezi, bütün ışığa duyarlı hücrelerin en yoğun olduğu tabakadır. A tabaka da denilen bu tabakada çok fazla ışığa duyarlı hücre vardır ve bunların artıkları yaşla beraber gözde birikir. Özellikle 80 yaşından sonra 3 kişiden birinde sarı nokta hastalığı belirtileri görülür. Sarı nokta hastalığının şu belirtileri vardır:

. En başta hiçbir bulgu vermeyebilir. Daha sonra hastalık ilerlediğinde ani gelişen görme kayıpları ortaya çıkabilir. Örneğin hasta bir binanın çizgilerini eğik ve kırık görür.

. Gözün önünde sinekler uçuşmaya başlar; özellikle okumada zorlaşma olur.

. Yaşı 60’ın üzerindeki kişilerde genellikle ailenin ve kişinin ilgisi sistematik hastalıklara yoğunlaşır; hipertansiyon, kalp problemleri, diyabet, romatizma gibi ve göz ihmal edilir. Yaşlıların gözle ilgili şikayetleri de çok önemsenmez.”

. Gözler, hangi yaştan itibaren ne sıklıkta muayene ettirilmelidir?

“Doğuştan itibaren her yaşta göz muayenesi önerilir. Hastalığın tipine göre tedavi sıklığı değişir. Hasta şeker hastasıysa altı ayda bir, sarı nokta hastasıysa altı ay aralıklarla muayene edilmesi gerekir. Sarı nokta hastalığının, kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki tipi vardır. Kuru tipi yüzde 90 yaş tipi ise yüzde 10 oranında görülür.”

SARI NOKTA HASTALIĞININ TEDAVİ SEÇENEKLERİ

“Kuru tipin özelliği çok yavaş ilerlemesidir ve yaş ilerledikçe ani görme kaybına yol açabilir. Yaş tipte ise gözün arkasında yeni damarlar oluşur. Bu damarlardan kanamalar ve sızıntılar meydana gelir; bu da hastalarda bir gün içerisinde denilebilecek kadar hızlı görme kayıplarına yol açar. Hastalar genellikle çift gözle gördüklerinden tek bir gözde, yaş tip makule dejenerasyonu olduğunda farkına varamayabilirler. O yüzden hastalardan gözlerini ayrı ayrı kapatarak tetkik etmeleri istenir. Bunların takibinde amsler-grid kartı denilen kareli kağıt testi yapılır. Hasta, bu kareli kâğıttaki çizgilerde eğilme, kırılma görürse doktora hemen başvurmalıdır. Çünkü kuru tipin yaş tipe dönme olasılığı vardır. Kuru tipin tedavisinde, A, C, E vitaminleri verilir. Beslenme çok önemlidir. Hastalara omega 3 açısından haftada iki kere mutlaka balık yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca yeşil sebzeli bitkilerle beslenmeli, kilo vermeli ve şeker, tansiyon ve kalp hastalığı gibi hastalıkları kontrol altına almalıdırlar. Çünkü sarı nokta hastalığında kalıtım, genetik faktörler çok önemlidir. Hastalar sigarayı da mutlaka bırakmalıdır.

Sarı nokta hastalığının yaş tipinde göz içi enjeksiyonlar uygulanır. Son zamanlarda özellikle molekül olarak da göz içerisine verilen enjeksiyonlar vardır. Hastalar ilk üç ayda, 4-6 hafta ara ile birer enjeksiyon alırlar. Üçüncü enjeksiyondan sonra hastanın durumuna göre, oradaki yeni damarlanmanın sızıntısına göre enjeksiyonlar tekrarlanır. Bu sayede en azından görme kayıpları engellenebilir ve hastanın daha kötüye gidişi durdurulabilir. Görme kazanımı olan hastalar da olmaktadır.”

Yaşlılarda hem katarakt hem sarı nokta hastalığı varsa önce hangi hastalığı tedavi edersiniz?

“Önce sarı nokta hastalığı tedavi edilir. Göz içine enjeksiyonlar yapılır. Katarakt, kuru tipin yaş tipe dönmesini hızlandırabilir. Kontrol altında olduğu sürede hastanın görmesinde düşme olursa o zaman katarakt ameliyatı da kaçınılmaz hale gelir.”

 

111

Özel Medikar Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Tayfun Güngör topuk dikeninin, topuk bölgesindeki yumuşak dokunun iltihaplanması olduğunu belirterek” Topuk dikeni topuk kemiğinin altında oluşan sert çıkıntıdır. Bu çıkıntının şekli dikene benzediği için topuk dikeni olarak adlandırılır. Boyu 1.5-2 cm’ye kadar olan bu çıkıntılar röntgen filminde rahatlıkla görülebilir. Yaygın olarak bilinenin aksine topuk dikeninin tek başına ağrıya yol açma oranı oldukça düşüktür. Sadece 20 topuk dikeni olan kişilerin 1′ inde topuk dikeni nedeniyle topuk ağrısı görülür. Topuk bölgesinde şiddetli ağrıya yol açan durum “plantar fasiit” adı verilen, topuk bölgesindeki yumuşak dokunun iltihaplanmasıdır.

Aşırı egzersiz, uzun süre ayakta kalma, kilo alma veya düz ayakkabı giyme topuk dikeni sebepleri arasındadır. Topuk dikeni varsa özellikle yataktan kalkıp yere bastıktan sonraki ilk adımlarda ayak topuk tabanında ağrı meydana gelir. Bunun sebebi gece boyunca gerginleşen ve sertleşen plantar fasyadır. Bazı durumlarda birkaç adım attıktan sonra bu ağrı rahatlar. Gün içinde de bir süre oturup kalktıktan sonra ilk adımlar benzer şekilde ağrılı olabilir. Bu hastalıkta ağrı, genellikle yürüme ile oluşur.

Topuk dikeni ağrısı basit tedavi yöntemleri ile genellikle geçmektedir. Tedavide ilk olarak ağrı kesiciler, topuk bölgesine buz uygulanması ve tabanlık tedavisi önerilir. Bu tedavilerle birlikte hastaların fizik tedavi uzmanının önerdiği egzersizleri yatarken ve ilk kalktıklarında uygulamaları daha rahat etmelerine ayrdımcı olacaktır. Bu tedavilere cevap vermeyen hastalarda halk arasında topuk kırma olarak bilinen aslında o bölgedeki yapıların iyileşmesine yardımcı olan ESWT tedavisi uygulanır. ESWT cevapsız hastalarda ise topuk bölgesinde ağrının giderilmesine yardımcı kortizon enjeksiyonları denenebilir. Kortizon tedavisi istemeyen yada cevapsız hastalarda ise kişinin kendi kanından alınarak uygulanan PRP tedavisi uygulanabilmektedir. Tüm bu tedavilere cevapsız hastalarda ise ameliyat tedavisi gündeme gelmektedir.

dr emin coşkun

Böbrek yetmezliğinde başlangıçta herhangi bir belirti görülmeyebilir fakat böbreklerin çalışma kapasitesi zarar gördükçe vücuttaki su ve elektrolit dengesi bozulmaya başlar ve güçsüzlük, nefes darlığı gibi ilk belirtiler hissedilir. Bu noktada ayaklar ve bacaklar başta olmak üzere vücut genelinde şişlik meydana gelir. Böbrekler yeterli kapasitede çalışmadığı için idrar çok azdır. Başlangıçta sık görülen diğer böbrek yetmezliği belirtileri ise iştah azlığı, mide bulantısı ve kusmadır. Bunun dışında böbrekler her türlü duruma kolay uyum gösteren güçlü bir organ olduğu için, böbrek yetmezliğinin ciddi belirtileri, böbrekler geri döndürülemez şekilde hasar görene kadar ortaya çıkmayabilir.

Böbrek yetersizliğinin başlangıç belirtileri nelerdir?

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği ileri aşamaya gelinceye kadar genellikle ciddi belirti vermeyebilir. Bununla birlikte aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçına sahip olan kişilerde kronik böbrek hastalığı / yetmezliği olabileceği akla gelme ve gerekli testler yapılmalıdır;

Halsizlik, çabuk yorulma ve enerji kaybı

Konsantrasyon bozukluğu

İştahsızlık

Uyku bozuklukları

Geceleri kas krampları

Ayak ve bacakta şişlik olması

Özellikle sabahları göz çevresinde şişlik olması

Ciltte kuruluk ve kaşıntı

Özellikle geceleri daha sık idrar çıkma.

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Bununla beraber aşağıdaki durumlardan birisine sahip olanlarda böbrek hastalığı ve yetmezliği gelişmesi olasılığı daha fazladır. Diğer bir deyişle bu durumlardan birisine sahip olanlarda böbrek hastalığı riski yüksektir;

Şeker hastalığı

Tansiyon yüksekliği (tansiyon yüksekliği)

Şişmanlık

Yaşlılık

Ailesinde diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastalığı bulunması

Sigara içenler

Böbrek yetmezliğinin nedenleri nelerdir?

Genel olarak KBH nın en sık görülen nedenleri şeker hastalığı (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), nefritler (glomerülonefritler, intersitiel nefritler vs), ürolojik nedenler (idrar yolu taşları ve idrar yolu tıkanmaları) ve kistik böbrek hastalıklarıdır. Ülkemizde son dönem böbrek yetmezliğine yol açan hastalıklar arasında ilk üç neden şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği ve glomerülonefritler olup bunları ürolojik hastalıklar, kronik tubülointerstisiyel hastalıklar ve pyelonefritler izlemektedir. Çocukluk yaş grubundaki hastalarda ise böbrek yetmezliğine götüren en önemli nedenler ise vezikoüreteral reflü, tekrarlayan üriner infeksiyonlar ve kronik glomerülonefritlerdir.

Böbrek yetmezliğine nasıl teşhis edilir?

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği genellikle son dönemde kadar belirti vermediği için hastalığın belirlenmesi ancak yapılacak idrar ve kan testleri ile mümkün olur. Bu amaçla kanda kreatinin ölçümü ve glomerüler filtrasyon hızı (GFH) hesaplanması ve idrarda protein / albumin tayini ile teşhise ulaşılabilir. Ultrasonografik tetkik ile de böbreklerde yapısal anormallikler ortaya konulabilmektedir.

Böbrek yetmezliği tedavisi

bobrek-tasiSon 10 yılda yapılan klinik araştırmalar ACE inhibitörleri /ARB lerin kullanılması ile RAS ın bloke edilmesinin KVH, diabet, tansiyon yüksekliği ve KBH na bağlı hastalık yükünü anlamlı düzeyde azalttığını göstermiştir. Bu ilaçların maliyetleri ise nispeten düşüktür. ACE inhibitörleri /ARB leri böbrek hastalığının ilerlemesini önlemekte veya yavaşlatmakta ve albüminüriyi azaltmaktadır. Böbrek hastalığının erken teşhisi ve önlenmesinin teşvik edilmesi  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen hedeflerin başarılması için önemli ilk adım olacaktır; bu girişimlerle dünyada kronik hastalıklara bağlı ölümlerin (gelecek 10 yılda beklenen 36 milyon önlenebilir ölümde) %2 oranında azaltılması mümkün olacaktır.

Emre-Hayirci

Özel Medikar Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Op.Dr. Emre Hayırcı yaşlılıkta en sık görülen üç göz hastalıkları şunlardır: Katarakt, Glokom, Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (AMD) olduğunu belirtti.

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emre Hayırcı” Bazı görme zorluklarının asıl nedeni ciddi göz hastalıkları olabilir. Katarakt, Glokom ve Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonudur (AMD). Erken teşhis ve tedavi çok önemlidir, çünkü bu hastalıklar körlüğe neden olabilir.”

Katarakt

Göz merceğinin matlaşması, şeffaflığını kayıp etmesi ile teşhis edilen göz hastalıklarına katarakt adı verilir. Günümüzde yaklaşık her yaşlı insanda Katarakt oluşmaktadır. Katarakt dünyada körlüğe yol açan önde gelen hastalıklardan biridir. Aşırı ışık yansımaları ve gittikçe artan görme bozuklukları bu hastalığın habercisidir. Hastalığın ileri safhalarında hasta çevresini buzlu camdan bakar gibi algılar. Çok yavaş ilerleyen bir süreçtir bu. Bu yüzden hastanın göz doktoruna gitmekte gecikebilir. Doktor hastaların görme yeteneğini ölçer. Göz Mikroskobu ile Katarakt’ı kolayca görebilir. Pupilayı açmak için, ölçümden önce damla kullanabilir.

Katarakt hastanın görme simülasyonu

Katarakt hastalığının tedavisi ilaç ile mümkün değildir, ancak ameliyat ile tedavi edilir. Katarakt ameliyatı günümüzde en az risk taşıyan yöntemlerden biridir ve lokal anestezi ile en fazla 15 ile 20 dakika arasında sürer. Bu ameliyatta şeffaflığını kaybeden göz merceği çıkartılıp yerine yapay bir mercek yerleştirilir.

Daha farklı göz rahatsızlıkları mevcut değilse, tam görme gücünü tekrar kazanma şansı çok yüksektir.

Kataraktı önlemenin yolu olup olmadığı henüz kesin tespit edilmemiştir. Ancak, birçok faktörün Katarakt gelişimini etkileyebileceği kesindir. Çoğunlukla yaşlanma sebebi ile gelişir.

Glokom

Glokom ile Katarakt tamamıyla farklı hastalıklardır. Glokomun en önemli farkı: Glokom hastalığı yüzünden kayıp edilen görme yeteneği bir daha asla yerine getirilemez. Bu yüzden erken teşhis tedavi için çok önemlidir. Glokom görme sinirinin dejenerasyonuna yol açar. Bunun sebebi çoğunlukla yüksek göz tansiyonudur. Göz tansiyonunun oluşması ise göz içindeki sıvının akmaması ve sürekli yeni sıvının oluşmasından kaynaklanmaktadır. Bu sıvı göz içindeki basıncı arttırır ve çok hassas olan görme sinirinin tahribine yol açar.

Glokom hastasının görme alanı simülasyonu

Görme sınırındaki ve retinadaki kan dolaşımı da sebep olabilir. Göz tansiyonu normal olan Glokom hastaları da vardır.Sinir dokularının bozulması ile tipik görme alanlarının kaybı oluşur. Hastalığın teşhisini zorlaştıran kritik durum; hastalar ancak görme siniri ciddi tahribata uğradıktan sonra görme alanlarının kaybını fark eder. Beyin görme engelini uzun zaman dengeleyebilir. Glokom hastalığına yakalanan hasta bir yıl içerisinde kör olabilir.

Risk yaş ile artmaktadır. 40 yaş ve üzeri kişiler senede bir kez göz muayenesi yaptırmalıdırlar. Özellikle ailede Glokom görünen kişiler ve miyopla için geçerlidir. Göz doktoru göz içi tansiyonu ve görme alanını kontrol ediyor. Göz siniri bir kere zarar gördüyse, bir daha iyileştirilemiyor. Ancak göz damlalarıyla, ilaçlarla, lazerle veya cerrahi müdahalelerle hastalığın ilerlemesi engellenebilir veya durdurulabilir.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (AMD)

Endüstri ülkelerinde ileri yaşta görünen ve merkezi görmeyi etkileyen en sık göz hastalığı “Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu”dur. 80 yaş ve üzeri kişilerin yaklaşık yarısında görülmektedir. Makula Dejenerasyonu ileri safhalarda dahi körlüğe sebep olmaz. Ancak hastalar araç kullanma yeteneğini ve okuma yeteneğini kaybeder ve kişileri tanımakta zorluk çekerler. AMD önce bir gözde oluşur fakat birçok kişide hastalık beş yıl içerisinde diğer gözde de oluşur.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonun iki çeşidi vardır: ıslak ve kuru tipi. Islak Makula Dejenerasyonu genellikle çok hızlı gelişir. Retinada kontrolsüz bir şekilde sürekli yeni kan damarcıkları oluşur ve bu damarcıkların oluştuğu yer de görmenin en net oluştuğu yerdir, makula. Kan damarlarından çıkan sıvılar makulanın hassas dokularına zarar verir. İlk olarak retinada oluşan resim deforme olur, yani hasta düz çizgileri eğimli görmeye başlar. AMD hastalarının yaklaşık % 15’i bu şeklinden etkilenir. Bazı durumlarda yeni oluşan damarlar lazer yöntemi ile yakılarak tedavi edilir.

AMD’nin kuru tipi, yaklaşık %85’inde görünmektedir. Çok yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Zamanla retinanın merkezindeki dokular ölür ve bu da görmenin zamanla bozulmasına yol açar. Henüz etkili bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. Yeni ve ümit veren bir metot ise, makulayı retinanın sağlam bir bölgesine taşımaktır, ancak bu yöntem henüz deneme aşamasındadır.

Görme gücü azalmadan önce başlayan bir makula dejenerasyonunu tanıyabilmek için kişinin kendini çok iyi analiz etmesi gerekir. En geç 55 yaştan sonra iki veya üç haftada bir Makula testi Amsler Testi ile yapılması gerekir. Böylece görme alanlarındaki değişiklikler erkenden teşhis edilebilir.

KIRK YAŞ ÜSTÜ BİREYLERDE GÖZ MUAYENESİ

Sağlıklı bireylere 40 yaşında ayrıntılı göz muayenesi yapılmalıdır. Kırk-54 yaş arasında olup, herhangi bir yakınması veya risk faktörü yoksa (sistemik hastalık, aile öyküsü), hastalar 2-4 yıl arayla muayene olmalıdır. Elli beş-64 yaş arasında önerilen muayene sıklığı 1-3 yıldır. Altmış beş yaşından büyük bireyler ise her 1-2 yılda muayene olmalıdır.

 

dr emin coşkun

Özel Medikar Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Emin Coşkun yaşlılarda idrar kaçırma, son derece yaygın olarak görülen problemlerden biri olduğunu belirterek nedenleri ve tedavisi konusunda bilgi verdi.

Üroloji Uzmanı Op. Dr. Emin Coşkun “Birçok zaman kişinin istemsiz bir şekilde idrarını kaçırması ile sorunlar meydana gelir. Kişi her ne kadar yaşlı da olsa idrar kaçırma sorunu bu kişinin yaşam kalitesini oldukça düşürür. Bir boşaltım sistemi problemi olan idrar kaçırma günümüzde en çok çocuklarda ve yaşlılarda meydana gelen bir durumdur. Fakat bu sorun çocuklarda aslında herhangi bir hastalık yerine alışkanlıklarından dolayı meydana gelse de yaşlılarda bu durum farkında olduğu halde istemsiz olarak meydana gelmektedir. Yaşlılarda idrar kaçırma probleminin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu nedenlerden bazıları sağlık üzerindeki problemler diğer nedenler ise dış etkenlerdir. Yani idrar kaçırma problemi görülen kişilerde bu durum farklı etkenlere dayandırılmaktadır. Yaşlılarda idrar kaçırma problemi daha çok sağlık nedenleri ile meydana gelen bir durumdur. Boşaltım sistemindeki organların görevlerini tam olarak yapamamasından dolayı meydana gelen bu durum böbrekler, idrar yolları, mesane, üreter sistemi olmak üzere birçok organdan kaynaklanabilmektedir. Böbreklerden kan içerisinden süzülen atıklar mesaneye gönderilir. Sürekli olarak gönderilen bu atıklar yani idrar mesanede biridir. Mesanede biriken idrar ise kişinin uygun bir zamanda lavaboya gitmesi ile boşaltılır. Fakat yaşlılarda bu durum sinirsel olarak anlaşılamadığı için mesanenin doluluğu beyin tarafından algılanamaz ve bu durumda kişiler idrar kaçırabilir.

Yaşlılarda idrar kaçırma aslında kişinin psikolojik olarak da önemli bir şekilde etkilenmesine neden olmaktadır. Bu durum özellikle kişide öz güven kaybına ve utanma duygusunun artmasına neden olmaktadır. Özellikle kişinin yaşı nedeni ile utanma duygusu çok artabilir. Tabi ki bu durum kişiyi psikolojik yönden oldukça etkiler. Kronik olarak görülen idrar kaçırma durumları aileyi hem maddi olarak hemde manevi olarak rahatsızlıklara sokabilmektedir. Bu durum bazen aile içinde huzursuzluk sorunlarına bile neden olmaktadır.

Günümüzde gelişmiş olan tıp sayesinde idrar kaçırma problemlerine birçok tedavi bulunmuştur. Cerrahi olarak yapılan müdahaleler sayesinde birçok hastanın sorunu çok kolay bir şekilde çözülür ve hastalar birkaç gün içerisinde sağlığına kavuşurlar. Bu durum tabi ki teknoloji ve bilim alanında gelişmiş tıbba bağlanabilir. Yaşlılarda idrar kaçırma problemi yapılan araştırmalara göre Kadınlarda erkeklerin on katı kadar daha fazla görülmektedir. Bu durumun nedeni ise aslında kadınların doğurganlıklarıdır. Kadınlar doğurdukları zaman vajinal kaslar son derece gevşer. Bu durum tabi ki idrar torbası ve etrafındaki kasları da etkilediği için yaşlılıkta bu gibi problemler görülebilir. Fakat belirtmek isterim ki çok doğum yapıp yaşlılıkta idrar kaçırma problemi ile karşılaşmamış insanlar bulunmaktadır.

Yaşlılarda idrar kaçırma nedenleri:

Bazı tıbbi ilaçlar: Günümüzde yaşlı insanlar farklı sağlık problemleri nedeni ile farklı türden ilaçlar kullanmaktadır. Bu ilaçlar genellikle sürekli olarak kullanıldığı için kişilerde küçükte olsa bazı etkilere neden olabilmektedir. Bu nedenle idrar kaçırma sorununun kişinin kullandığı ilaçların yan etkisi olduğu söylenebilir.

Aşırı kilo: Yaşlanma ile birlikte aşırı kilolu olan vücut çok zor yükler altında kalır. Bu durumda kişilerde idrar kaçırma sorunu kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle sizlerde aşırı kilolarınızdan kurtularak bu ve daha birçok hastalıktan korunabilirsiniz.

Prostat: Aslında idrar kaçırma probleminin en önemlisi ve en çok görülen nedeni bu durumdur. Prostat hastalıkları erkeklerde görülen idrar kaçırma sorununun en önemli nedenidir. Bu durum oldukça önemli tedaviler gerektirse de aslında günümüzde gelişmiş teknolojiye rağmen tedavilerden cevap alınamamaktadır.

Böbrek hastalıkları: Kimi zaman kişinin idrar yapamaması kimi zamansa kişinin idrar kaçırması sorunu genellikle bu giib durumlardan dolayı meydana gelmektedir. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için sık sık muayene olun.” Dedi.

8mart

Fedakarlıkları,emekleri, sevgileri ve mücadeleleriyle insanlığın umudunu yeşerten kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik eder, sağlıklı, mutlu günler dileriz.

4

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Demirsoy sporcular için önerilen mucize bir beslenme şekli veya besin olmadığını önemli olanın nasıl beslendikleri ve bu beslenme biçimi olduğunu belirtti.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Demirsoy “Fiziksel hareket veya egzersiz sağlıkla ve performansla ilgili olmak üzere iki amaca yöneliktir. Sağlıkla ilgili egzersizler bütün vücut fonksiyonlarının ahenk içerisinde çalışmasını amaçlar. Performansla ilgili egzersizler ise kasların daha hızlı güçlü ve dengeli hareket etmesini, dolayısıyla sporla ilgili yeteneklerin gelişmesini amaçlar.

Spor yapan herkes için sağlık ve mutluluklarını korumanın yanı sıra performanslarını maksimum düzeye çıkarmak başlıca amaçtır. Sporcuların nasıl beslendikleri ve bu beslenme biçiminin performanslarını nasıl etkilediği önemlidir. Sporcuların enerji ve besin öğeleri gereksinimleri yaş, cinsiyet ve spor dalları açısından farklılık göstermekle birlikte, temel beslenme kuralları tüm sporcular için benzerdir. Beslenme; sporcunun gereksinimi olan enerji ve besin öğeleri ile yeterli sıvı alımını içermelidir. Sporcular için önerilen mucize bir beslenme şekli veya besin yoktur. Genel olarak sporcuların karbonhidrattan zengin diyetle beslenmesi önerilirken, protein, vitamin ve mineralleri yeterli tüketmesi, yağdan sağlanan enerjinin spor yapmayan bireylerden biraz düşük olması önerilmektedir. Ayrıca sporcuların tükettikleri sıvı miktarı da fazla olmalıdır.

Sporcuların sporcu diyetisyeni ve antrenörleri işbirliği ile hazırlanmış uygun antrenman programı ve iyi düzenlenmiş bir beslenme programı,  performansın artırılmasında en temel etkendir. Sağlıklı ve uygun bir beslenme planı yapmak, besin öğelerinin çeşit ve miktar olarak doğru seçimini gerektirir. Bu noktada sporcunun mutlaka sporcu diyetisyeni ile işbirliği içinde olması önemlidir.

Yeterli ve dengeli beslenmenin bir sporcunun başarısını garanti etmediği, ancak yetersiz ve dengesiz beslenmenin bazı sağlık problemlerine ve performans düşüklüklerine neden olduğu kabul edilmektedir. İyi beslenen bir sporcunun, kötü beslenen bir sporcuyla kıyaslandığında bazı avantajlara sahip olduğu bilinmektedir.

İyi beslenen bir sporcunun avantajları;

  • Performansı yüksektir,
  • Yapılan antrenmanın etkinliği maksimum düzeydedir,
  • Üst düzey konsantrasyon ve dikkate sahiptir,
  • Hastalık ve sakatlanma oranı düşük, bu durumlarda toparlanma süresi kısadır,
  • Büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeydedir.
  • Vücut ağırlığı ve vücut yağı önerilen sınırlarda veya bu sınırlara yakındır.

Sporcu beslenmesinde en önemli hedefler; sporcunun genel sağlığını korumak ve performansını artırmaktır.

Vücudumuz egzersiz sırasında, dinlenme durumuna göre daha fazla enerji harcamaktadır. Çünkü, egzersiz sırasında;

  • Kaslar daha güçlü kasılır,
  • Kalp atımı hızlanır,
  • Kalp vücuda kanı daha hızlı pompalar,
  • Akciğerler daha hızlı çalışır.

Tüm bu nedenlerle, sporcuların sporcu olmayanlara göre günlük enerji gereksinimleri daha yüksektir.

Enerji gereksinimi; cinsiyet, yaş, vücut cüssesi ve bileşimi (boy, ağırlık, vücuttaki yağ miktarı, yağsız doku miktarı), yapılan egzersizin türü, şiddeti ve sıklığı gibi etkenlere bağlı olarak değişmektedir. Tüm bunlara bağlı olarak bir sporcunun, diğer bir sporcuyla kıyaslandığında enerji gereksinimi farklılık göstermektedir. Sporcuların enerji gereksinimi günlük 2000 kkal. ile 5000 kkal. arasında değişmekte olup, çok yoğun antrenman yapan ve genellikle yarışlara hazırlanan dayanıklılık sporcularında (günde 4-5 saat antrenman yapan) daha yüksek düzeylere de çıkmaktadır.

Her sporcunun enerji gereksinimi farklıdır.

Alınan enerji ile harcanan enerjinin eşit olması durumuna enerji dengesi denilmektedir. Enerji dengesinde, vücut harcadığı kadar enerji almakta ve bu denge sağlandığında vücut ağırlığı değişmemektedir.

Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli yetersiz alınması durumunda, sporcunun gereksinimi olan enerji, vücuttaki yağ depolarından sağlanmaktadır. Bu durumda ağırlık kaybı (kilo verme) ile birlikte, kas dokusunda da azalma görülmekte, kuvvet ve dayanıklılık kaybı ile birlikte performans düşmektedir.

Enerjinin yiyeceklerle uzun süreli fazla alınması durumunda ise ağırlık kazanımı (vücuttaki yağ miktarı artışı) görülmekte ve önerilen vücut ağırlığının üzerinde olan sporcularda; hareket yeteneği kısıtlanarak performans azalmaktadır.

Sporcular için sağlıklı kilo, sürdürülebilen kilo olmalıdır ve bu ağırlık, egzersiz performansını olumsuz etkilememeli, sakatlanma ve kronik hastalık riski oluşturmamalıdır.

Sporcular için uygun ağırlık kazanımı ve kaybı, haftada 0.5 kg (yarım kilo) dan fazla olmamalıdır.

Kilo kaybı ve kazanımı için; Diyetisyen / Beslenme uzmanı ile birlikte;

  • Gerçekçi ve uygun vücut ağırlığı hedefleri koyun.
  • Performansınızı etkilemeyecek süreyi belirleyin.

Kilo kaybetmek isteyen sporcular için öneriler;

  • Günlük enerji alımınızı % 10-20 azaltarak veya haftada ortalama 0.5-1 kg ağırlık kaybı hedefleyerek, açlık hissetmeden beslenme uzmanları denetiminde kilo verin.
  • Diyette yağ alımınızı azaltın. Düşük yağlı süt ve süt ürünleri, yağsız et, balık ve tavuğu tercih edin. Ancak yağ tüketiminizi aşırı kısıtlamayın.
  • Kepekli tahıllar ve kurubaklagil tüketiminizi artırın.
  • Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin.
  • Günlük sıvı tüketiminizi artırın.
  • Öğün atlamayın, uzun süre aç kalmayın,
  • Günlük 3 ana, 3 ara öğünü 2-3 saat aralıklarla tüketin.
  • Kısa süreli diyetler yerine uzun süre uygulayabileceğiniz, sağlıklı beslenme kuralları içeren diyetler uygulayın.
  • Yemeklerinizi yavaş yiyin ve iyi çiğneyin.

 

 

11

12-18 MART 2017 PULMONER REHABİLİTASYON HAFTASI BASIN BİLDİRİSİ

T.C. Sağlık Bakanlığı, Türk Toraks Derneği ve GARD Türkiye (Kronik Havayolu Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı) kapsamında her yıl Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinlikleri yapılmakta olup konuya ilişkin sağlık personelinin ve toplumumuzun bilgilendirilmeleri, farkındalıklarının artırılması ve güncel gelişmelerin paylaşılması amaçlanmaktadır.

Bu yıl 12-18 Mart 2017 tarihleri arası Pulmoner Rehabilitasyon Haftası olarak belirlenmiş olup bu çerçevesinde tüm yurtta GARD Türkiye, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Türk Toraks Derneği ile birlikte konu ile ilgili çeşitli etkinlikler yapılması planlanmıştır.

Günümüzde kronik solunum hastalıklarının tıbbi tedavisinin standart bir bileşeni olarak kabul edilen Pulmoner Rehabilitasyon, kronik solunum hastalarının fiziksel ve psikolojik durumlarını düzeltmeyi ve sağlığı iyileştirmeyi hedefleyen, hasta değerlendirmesini takiben bireysel olarak belirlenen egzersiz eğitimi, davranış değişikliği ve hasta eğitimi  gibi yaklaşımları içeren kapsamlı uygulamalar bütünüdür.

Pulmoner Rehabilitasyon kimlere uygulanır?

Nefes darlığı, günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanma, yaşam kalitesinde azalma ve/veya egzersiz kapasitesinde kısıtlılığı olan tüm solunum hastalarına pulmoner rehabilitasyon uygulanabilmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, her yaştaki solunum hastalarına rehabilitasyon ünitelerinin özelliklerine bağlı olarak hastanede, ayaktan ya da evde uygulanabilmektedir. KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon programı başarı ile uygulanabilmektedir.

Pulmoner Rehabilitasyonun amaçları nelerdir?

Hastalığa bağlı gelişen nefes darlığı ve fonksiyonel yetersizliği ortadan kaldırması,

Hastalığın ilerlemesini önlenme,

Egzersiz toleransının artırılması,

Sağlık durumunun iyileştirilmesi,

Komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi,

Hastalık atak sayısının azaltılması ve atak şiddetinin hafifletilmesi,

Yaşam kalitesinin iyileştirilmesi,

Hastaneye başvuru sıklığı ve yatış süresinin azaltılması  sonucunda sağlıkla ilişkili harcamaların azaltılması,

Sağ kalımda artış sağlamasıdır.

Pulmoner rehabilitasyonun içeriği nelerdir?

Pulmoner rehabilitasyonun en önemli ve temel bileşen egzersiz eğitimidir. Bireyin gereksinimleri doğrultusunda diğer bileşenler de (hasta ve ailesinin eğitimi, vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi gerekli olgularda beslenme desteği, psikososyal destek, nefes darlığı ile baş edebilme yöntemleri, iş-uğraşı tedavisi, enerji koruma yöntemleri vb.) pulmoner rehabilitasyon programlarında yer almaktadır.

Solunum hastalıklarında egzersiz neden gereklidir?

Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile güvenli bir şekilde egzersiz yapabilirler. Kronik akciğer hastalarında nefes darlığı ve/veya yorgunluğun neden olduğu günlük yaşamdaki hareketsizlik; kemik ve kas içeriğinin, kalp ve akciğer fonksiyonlarının, hareket yeteneğinin gittikçe azalmasına neden olur. Egzersiz ile kas kuvveti artar, kas dayanıklılığı artarak daha uzun mesafeler yürünebilir, kas ve eklemler daha iyi hareket eder, gevşemeyi sağlar, daha güçlü ve enerjik hissedilir, kalbin çalışması iyileşir, nefes darlığı azalır.

Pulmoner rehabilitasyon programının süresi ne olmalıdır?

Pulmoner Rehabilitasyon programı en az 8 hafta (toplam 24 seans) süre ile uygulanmalıdır. Egzersiz eğitimi bırakıldığında kazanımlar kaybedildiği için egzersiz alışkanlığının devam ettirilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak, kronik akciğer hastalığından dolayı nefes darlığı, çabuk yorulma ve güçsüzlük hissediyorsanız, günlük aktivitelerinizi yapmakta güçlük çekiyorsanız değerlendirme için Göğüs Hastalıkları Uzmanına başvurduktan sonra pulmoner rehabilitasyon programlarından yararlanmalısınız.

dyt. fatma bal

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Bal 40 farklı değişik öneri ile nasıl kilo verileceği konusunda bilgi verdi.

  • Öneri ise şu şekilde;

Su için
Daha fazla su içmeye başlamalısınız. Günde en az 8 bardak su içerek işe başlayabilirsiniz. Eğer böyle bir alışkanlığınız yoksa yanınızdan küçük bir su şişesini ayırmayın, bu şişeyi her gördüğünüzde içmek aklınıza gelecektir.

Sosları unutun
Salatanıza bir miktar lezzet katmak için döktüğünüz soslar kilo almanıza neden olur. Bu nedenle salata sosu yerine biraz baharat ve bir tatlı kaşığı zeytinyağını salatanıza ekleyebilirsiniz.

Yemeğin ardından yatağa girmeyin
Kilo almamak için özellikle akşam yemeğinden hemen sonra yatma alışkanlığından kurtulun, mümkünse akşam altıdan sonra meyve dışında bir şey yemeyin. Gece atıştırmalarından da kurtulun.

Az ve sık sık yiyin
Kilo vermek isteyenlerin düştüğü yanılgılardan biri de çok sık yemek yemenin kilo verdirmeyeceği inancıdır fakat bu yanlıştır. Çünkü beş altı saatte bir mideyi boş bırakmamak metabolizmanızın hızlı çalışmasına neden olur. Bu nedenle az az ve sık sık yemelisiniz.

Süt ürünleri tüketin
Günde üç ya da dört defa süt ve yoğurt ya da peynir gibi süt ürünlerini tüketen kadınlar, tüketmeyenlere oranla yüzde 70 daha fazla yağ yakarlar. Çünkü kalsiyum metabolizmayı hızlandırırken vücuda daha fazla yağ yakması için komut vermiş olur. Bu ürünlerin light olanları ile zayıflama hızınızı arttırabilirsiniz.

 İyi bir uyku düzeni oluşturun
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.

 Stresi yenin
Stresli bir yaşam kilo almanın nedenlerindendir çünkü stresli olduğunuz dönemlerde vücudunuz stres hormonları salgılar ve bu hormonlar karın bölgesindeki yağ depolanmasını sağlayan hücrelerin büyümesine neden olur. Stresi yenmek için sosyal aktivitelerde bulunmalı, kendinizi rahatlatmalısınız.

Hazır yemeklerden uzak durun
Hızlı ve çabuk yemek yapmak için aldığınız dondurulmuş gıdalar ya da hazır yemekler içerdikleri katkı maddeleri nedeniyle kilo aldırır. Bu nedenle taze sebzeleri pişirmeyi tercih etmelisiniz

Lifli yiyecekleri tüketin
Çok lifli besinler doyduğunuz hissini verir ve çabuk acıkmanıza engel olur. Beyaz ekmek yerine kepeklisini, beyaz pirinç yerine esmerini tüketin. Lif oranı yüksek mercimek, kuru fasulye, nohut gibi gıdalara öncelik verin. Elbette sebzeleri unutmayın.

Atıştırmayı bırakın
Arabanın içinde atıştırıyor musunuz? Telefonla konuşurken bir şeyler yiyor musunuz? Vazgeçin…
Buzdolabınızı temizleyin
Bu temizlik diğerlerinde farklı, buzdolabının kıyısında kösesinde kalmış bol kalorili yiyecekleri atın. Mutfak dolabınızdaki yağlı cipsleri, mısır gevreklerini atın. Mutfağınızda sizin için kötü olan bütün yiyecekleri, önümüzdeki 30 gün için, belki de ebediyen yasaklayın.
Çikolata yeme isteğinizi bastırın
Eğer adet öncesi dönemdeyseniz, çikolata yeme isteğinizi kesinlikle engelleyemiyorsanız, küçük bitter çikolatalardan alın veya şekersiz, sıcak kakao, yağsız puding kullanın.

Kremayı kesin
Kremalı pasta, kremalı çorba gibi. Çünkü o, kremanın yağ demek olduğunu herkes biliyor. Bunun tek istisnası, yağsız krem peynir demektir.
Kalorileri azaltın
Kalorileri azaltmayı bir oyun haline getirin. Bugün yediklerinizin kalori miktarını hesaplayın, yarın bundan 50 kalori düşün. Öbür gün bir 50 kalori daha düşün. Günde bayanlarda 1200 kkal erkeklerde 1800 kkal altına düşmemeye dikkat edin.
Kahvaltıyı atlamayın
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür çünkü uyuduğunuz zaman yavaşlayan metabolizmanız tekrar bir şeyler yiyene kadar eski haline dönemez. Güne kahvaltı ile başlayanlar kahvaltı yapmayanlara oranla çok daha fazla kalori yakarlar. Çünkü kahvaltı kasları çalıştırır ve çalışan kaslar kalori yakılmasını sağlar.
Dans edin
Evde müzik dinleyin. Hareketli müzik tercih edin ve eşliğinde dans etmeyi ihmal etmeyin.
Asansöre binmeyin
Önünüze gelen her merdiveni egzersiz yapacağınız bir fırsat olarak düşünün, istediğiniz kiloya gelinceye kadar asansöre binmeyi aklınıza bile getirmeyin.
Diyet içeceklerden uzak durun
Diyet içeceklerden uzak durmalısınız. Bu tür içeceklerin içlerinde yapay tatlandırıcı bulunur. Onlar yerine portakal, elma gibi sağlıklı meyve sularından içmelisiniz. Hem sağlığınız açısından hem de kilo açısından birçok uzman diyet içeceklerin içilmemesini tavsiye ediyor.
Yavaş yemek yiyin
Fazla kilolular, hızlı yemek yiyenlerdir. Arkadaşlarınızla veya ailenizle ne zaman yemek yerseniz yiyin, yemeği en son bitiren kişi siz olun.
Sıkı gelen giysilerinizi deneyin
Her sabah kalktığınızda ilk işiniz üzerinize dar gelen pantolon veya şortları denemek olsun. Bu yiyeceğinize dikkat etmekte, sizi gün boyu motive edecektir.
Yatak odasını yiyecek sokmayın
Eğer sizde pek çoğunuz gibi yatak odası dahil, evin her tarafında atıştırıyorsanız, bunu bir kere daha düşünün. Ne kadar çok yerde yemek yemek için kendinize izin veriyorsanız, o kadar çok yemek yiyorsunuz demektir. Bir süre için yemek saatlerinde, yemek odası dışında diğer yerlerde yemek yemeyi kendinize yasaklayın.
Kendinizi ödüllendirin
En çok sahip olmak istediğiniz 5 eşyanın listesini yapın. Her 1 kilo verdiğinizde ve bunu bir hafta koruduğunuzda, kendinize listedeki bir şeyi satın alın.

Alışverişte kendinizi kaybetmeyin
Market alışverişine çıktığınızda aç olmamaya dikkat edin çünkü aç olduğunuzda canınız her şeyi almak ister ve eve geldiğinizde dolabınızın zararlı yiyeceklerle dolduğunu görürsünüz. Böyle bir dolaba karşı koymak ise zordur. Bu nedenle tok bir şekilde sağlıklı yiyecekler almaya ve bir liste yapıp o listeden dışarı çıkmamaya dikkat edin.
Sofraya oturun
Yemek vaktinde mutlaka sofraya oturun çünkü ayakta ya da televizyon karşısında yemek yediğinizde doyduğunuzu anlamaz ve daha çok yersiniz.

Abur cubur yemeyin
Verilecek 2-3 kilo bir yanda, kilolarınıza kilo katacak abur cuburlar diğer yanda ve siz bugüne kadar hiç aç kalmasanız da bunlardan bir türlü uzak kalamadınız. Bütün gün yapacaklarınızı planlayın. Sinemaya gidin, yürüyün, kendinizi bir romanın içine gömün ve şekerleme yapın. Ne yaparsanız yapın, yeter ki buzdolabından uzak durun.
Egzersiz yapın
Egzersiz yapmaya vakit ayırmak size zor gelse de kilo vermek için mutkaka hareket etmeniz gerektiğini unutmamalısınız. Hiçbir şey yapamıyorsanız evdeki duvarlardan yardım alabilirsiniz. 5-10 dakika boyunca kalçanızla duvara çok sert olmadan vurun. Bu kolay ve basit bir egzersiz yöntemidir. Egzersiz yaptığınız sırada televizyon ya da CD’den evde spor yapmanıza yardımcı olacak programlarını izleyebilirsiniz. Böylece neyi, nasıl yapacağınızı bilirsiniz.
Ev işlerini yapın
Ev işleriyle ne kadar meşgul olursanız o kadar çabuk kilo verirsiniz. Çamaşır, bulaşık, yemek, çocuklarla elinizden geldiğince çok uğraşmaya bakın. Böylece sürekli hareket halinde olursunuz.

Porsiyonlarınızı küçültün
Tabağınıza konulan yemeğin hepsini bitirmek kötü bir alışkanlığınızsa bundan kurtulmak için küçük tabaklarda yemek yiyerek işe başlamalısınız. Bu göz kandırmacasıyla büyük tabaklarda yediğinizden daha az yemek yer ve tabağınızdakilerin arkanızdan ağlamamasına da olanak tanırsınız. Ayrıca tabağınıza ne kadar az yemek koyarsanız o kadar az yersiniz.
 Meyve yiyin
Yemek yedikten bir ya da iki saat sonra tekrar acıkıyorsanız atıştırmak için 1 porsiyon meyve yiyebilirsiniz. Meyve bir sonraki öğüne kadar sizin tok hissetmenizi sağlayacaktır.

Etiketleri okuyun
Etiketleri okuma alışkanlığı kazanmalısınız. Hangi ürünün içinde hangi yararlı ve hangi kilo aldırıcı madde var, bunların bilgilerini okursanız daha sağlıklı beslenirsiniz.
 Kola ve soda gibi asitli içecekleri tüketmekten vazgeçin.
Bunun yerine taze sıkılmış meyve sularını içmeye gayret edin.
Kırmızı et tüketiminizi azaltın
Çok fazla kırmızı et tüketmek kilo vermenizi engeller bu nedenle tavuk, balık, hindi gibi beyaz et de tüketmeye dikkat edin.
Kızartma yerine haşlamayı kullanın
Kızartarak yapılan yemekler yerine haşlanmış, ızgara yapılmış ya da fırında pişmiş yemekleri yemelisiniz.
Fast food u kendinize yasaklayın
Modern çağın yiyeceği olarak kabul edilen hamburger, patates kızartması gibi fast food tarzı yiyecekleri yememelisiniz. Bunlardan uzak kalırsanız daha kolay kilo verirsiniz.
Yemek başlangıcı çorba olsun
Yemeğe çorba ya da salata ile başlamanız açlığınızın bastırılmasını sağlar. Böylece ana yemekten daha az yersiniz. Özellikle sebze çorbaları (domates, brokoli vs.) tok hissetmenizi sağlar.
Yemekten sonra tatlı isteğinizi bastırın
Yemekten sonra tatlı yeme alışkanlığınızın önüne 1 porsiyon meyve yiyerek geçebilirsiniz böylece tatlı yeme isteğinizi de azaltmış olursunuz.
Göz zevkine önem verin
Salata yemeyi sevmiyorsanız kendinize şık bir salata tabağı alın ve rengarenk salatalar yapın. Hem göz zevkiniz hem de kilolarınız için daha yararlı olacaktır.
Şekeri unutun
Şekerli besinler kan şekerinin kısa sürede artmasına ya da düşmesine neden olur. Bu nedenle tatlı yedikten sonra tekrar tatlı yeme ihtiyacı duyarız. Şekerin fazlası vücutta yağ olarak depolandığı için mümkün olduğunca az tüketilmelidir.
Tuzu kesin
Tuz, vücutta su tutulmasına neden olur ve şişkinlik hissi yaratır. Ayrıca tuzun iştah açıcı bir özelliği olduğundan, sofrada tuz kullanmamak ve pişmiş yemeklere fazladan tuz eklememek gerekir.
Dışarıda yemek yemeyin
Restoranlarda ya da ev dışında yenilen yemekler kilo aldırıcı olabilir. Bu nedenle dışarıda yemek zorunda kaldığınız zamanlarda salata ya da ızgara yemekleri yiyin.

DİĞER ÖNERİLER

Hırs yapın
Bir türlü kilo veremiyorsanız çok beğendiğiniz bir elbisenin bir beden küçüğünü alın ve görebileceğiniz bir yere asın. Kendinize aldığınız elbisenin içine gireceğinize dair söz verin.
Mutfağınızı düzenleyin
Kilo almamak için mutfak tezgâhı üzerinde durmasına alıştığınız abur cubur yiyecekleri ortadan kaldırın. Bu yiyecekleri görmediğiniz sürece aklınıza çok fazla gelmeyecektir.
Dişlerinizi fırçalayın
Yemek yedikten sonra dişlerinizi fırçalamayı alışkanlık haline getirirseniz ağzınızda kalan ferahlık duygusuyla bir süre yemek  istemezsiniz.
Yavaş yiyin
Hızlı yemek  kilo aldırır bu nedenle lokmaları iyice çiğnemeye özen gösterin. Hızlı yediğinizde doyduğunuzu anlamayabilirsiniz.
Oyalanmanın yollarını bulun
Açlık hissettiğinizde meşgul olmanızı sağlayacak bir şeylerle ilgilenin. Hobiler edinin ya da kendinizi işe verin. Böylece yemek  aklınıza gelmez.
Evinizi çocuklara açın
Komşunuzun ya da bir yakınınızın çocuğunu arada sırada evinize konuk edip onunla ilgilenin, oyunlar oynayın. Bu hem daha fazla kalori yakmanıza, hem de duygusal olarak formda kalmanıza yardımcı olacak

fizik tedavi tayfun güngör site

Özel Medikar Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı DR. Tayfun Güngör  donuk omuz ağrıları ve tedavileri konusunda bilgi verdi.

Fizik Tedavi uzmanı Dr. Tayfun Güngör ”Omuzunuzda geçmek bilmeyen bir ağrı veya tutulma hissi ile ortaya çıkan bir patolojidir. Bu soruna bazen adeziv kapsül iltihabı (adeziv kapsülit) da denir. Pek iyi bilinmeyen bir sorundur. Ancak tedavi edildiği takdirde genellikle zaman içinde düzelme gösterir.

Bazen, yaşanan bir omuz incinmesinden yıllar sonra, donuk omuz ağrıları ortaya çıkabilir(ideopatik). Omuz-eklem-tendon yırtıkları, omuz-eklem kireçlenmeleri gibi sebepler sonrası oluşan donuk omuz gelişir. Üçüncü sırada ise, travma veya cerrahi sonrası omuz-eklem hareket kısıtlılığı ile giden olgular yer alır.

Donuk omuz vakalarında hastalarda ilk belirtiler genellikle ağrı ile başlar, daha sonra geçen süre içerisinde omuz hareketlerinde kısıtlılık gelişir. Kısıtlılığın nedeni omuz içindeki yapıların büzüşmesidir.

Donuk omuzun teşhisi klinik muayene ile konur. Hiçbir zaman radyoloji raporlarıyla karar vermemek gerekir çünkü omuz görüntülemeleri bu hastalıkta normal olabilir.

Tedavide ilk amaç, hastanın ağrılarının kesilmesi ve omuz hareketlerinin açılmasıdır. Bu amaçla ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar, omuz eklem enjeksiyonları ve fizik tedavi uygulanmalıdır. Ağrının azaltılması açısından fizik tedavi uygulamaları yapılmalı ve  sonrasında omzun hareketlendirilmesi ve fizyoterapist eşliğinde gerilmesi önemlidir. Yine hastanın verilecek ev egzersizlerini uygulaması kazanılan hareket açıklığının gerilememesi için şarttır. Bu tedavilerle hastaların bir çoğunun şikayetlerinde azalma ve omuz hareketlerinde açılma sağlanmaktadır. Çok küçük bir grup hastada ise hareketlerin yeniden sağlanması için cerrahi gerekebilir “ dedi.

Coppola-pre-op1_dermoid

Özel Medikar Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Gültekin Erdoğan omurilik tümörü hakkında bilgi verdi.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Gültekin Erdoğan “Beyin ile organlar arasındaki bilgi alışverişini sağlayan omurilik de zaman zaman tümörlerle karşı karşıya kalabiliyor. İnsanları adeta “sırtından” vuran omurilik tümörlerinin erken davranıldığında   bir tehdit olmaktan çıkıyor.

Beyin ve organlar arasındaki elektriksel bağlantıyı sağlayan bir “sinir demeti” olarak adlandırılan omurilik, aynen beyinde olduğu gibi kalın bir zarla korunuyor. Omurların ortasındaki korunaklı kanal ile (omurilik kanalı) beyinden bele kadar uzanan omurilikte, elektriksel bağlantı karşılıklı olarak yürütülüyor. Beyinden gelen emirler iç organlara veya kol- bacaklara gönderildiği gibi, vücuttan gelen bilgiler de omurilik vasıtasıyla beyne taşınıyor. Bu kadar hayati bir fonksiyonu olan omurilikte meydana gelebilecek sorunlar, en hafif şekliyle bu bilgi ve emir alışverişini kısmi ya da tam olarak engelleyebilecek klinik tablolara yol açabiliyor.

Omurilik tümörlerinin çoğu iyi huylu

Bunlar tabii başka organlardan omuriliğe sıçrayan tümörler değil; direkt olarak sinir dokusundan, omurilik zarları ya da sinir kılıflarından kaynaklanan primer (kendi) tümörler. Sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyorlar ve bir kısmı kalıtsal olabiliyor. Kalıtsal nedenler dışında diğer tüm tümörlerde olduğu gibi mutasyonel ajanlara maruz kalmak önemli risk faktörleri. Örneğin; sigara, radyasyon, katkılı gıdalar. Fakat omurilik tümörlerinin büyük bir kısmı iyi huylu ve mikrocerrahi olarak ameliyatla çıkarılabiliyor ya da küçültülebiliyor” şeklinde konuştu.

Hiçbir belirti hafife alınmamalı

Hastaların genellikle ağrı şikayetleri, yürüme güçlüğü, dengesizlik,kol ve bacaklar da kasılma, uyuşma ile  ellerini kullanma güçlüğü gibi hafif bulgulardan, kısmi ya da tam felç tablosuna kadar uzanabiliyor.  Bu bulgulardan bazıları, tedavi öncesinde hastanın sağ kalım süresini de etkileyebiliyor. Örneğin hastada güç kaybı olup olmaması, hastalığın ilerleme hızı, idrar kaçırma ve tümörün ameliyat sonrası patolojik inceleme ile konulan tanısı bu noktada en önemli faktörler olarak öne çıkıyor. Muayene bulgularından şüphe duyulursa ilk tercih olarak istenen görüntüleme yöntemi MR olur. Bazen omurga kemiklerini etkileyen tümörler için BT (bilgisayarlı tomografi) de kullanılabiliyor. Tabii teşhis konduktan sonra öngörülen tümör tipine bağlı olarak ek bazı testlere de ihtiyaç duyulabiliyor” dedi.images (2)

4

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Demirsoy  eğer kişiyi ideal vücut ağırlığına getirmek için yaklaşık %10 ve daha az ağırlık kaybı gerekiyorsa ideal vücut ağırlığına gelindiğinde kilo koruma programı uygulanabildiğini belirtti.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Demirsoy”Eğer kişiyi ideal vücut ağırlığına getirmek için yaklaşık %10’dan daha fazla ağırlık kaybı gerekiyorsa %10’luk ağırlık kaybı oluştuktan sonra kilo koruma programı uygulanabilir. Bu %10’luk ağırlık kayıpları bile obezitenin oluşturacağı sağlık sorunlarını önlemede yararlı olabilir. Eğer her obez için ideal kiloya inmek hedeflenirse kişi tedavi bitmeden zayıflama programını terk edebilir.
Genellikle düşük enerjili diyetler ile ilk 6 ayda %5 lik ağırlık kayıpları oluşur. Eğer diyet tedavisine davranış tedavisi ve fiziksel aktivite de eklenirse bu kayıplar %10’a kadar çıkar.
Kilo korumaya alınma zamanı ile ilgili bir başka görüş de, ideal ağırlığa inmek için %10’dan daha fazla ağırlık kaybı gereken kişilerin mümkün olduğunca maksimum ağırlık kaybı oluştuktan sonra kilo koruma programına alınmalarıdır. Obez kişiler kilo kaybı tedavisinde ne kadar uzun süre kalırlarsa o kadar uzun süre kilo kaybı için gerekli davranışlara bağlı kalırlar.
Yapılan bir çalışmada kilo kaybı tedavisinin 20. ve 40. haftası arasında, yani uzamış tedavi durumunda, kilo kayıplarının ortalama %35 daha fazla olduğu, 40. hafta sonunda diyetisyenlerle olan ilişki kesildiğinde geri kilo alımlarının olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, diyetisyenle iletişim halinde olan obez kişilerin uzun dönem tedavi sırasındaki yoğun katılımı sonunda fazla öğrenmenin oluştuğu, kaybedilen kiloların kendi kendine başarılı bir şekilde kontrolünün ve korunmasının sağlandığı görülmüştür.

Ağırlığı Koruyucu Diyetler Nasıl Olmalıdır?

1. Kilo kaybı için enerji kısıtlı diyetler başarılı olurken kilo korumada ise miktarı sınırlandırılmadan verilen düşük yağlı diyetler daha başarılı olmaktadır Yapılan çalışmada düşük enerjili diyetle ortalama 13.6 kg kaybeden kişiler rastgele iki gruba ayrılmıştır. Birinci grup düşük yağlı bir diyet alırken ikinci grup düşük enerjili karışık bir diyet almışlardır. Bir yıl sonunda,  her iki grupta da ağırlık kazanımı çok az olmuştur. Ancak, 2 yıl sonunda, düşük yağlı diyet alan grupta ağırlık kazanımı ortalama 5.4 kg olurken düşük enerjili karışık diyet alan grupta ise ağırlık kazanımı ortalama 11.3 kg olmuştur.
2. Kilo kaybını sağlarken mümkün olduğunca yüksek enerjili (en az bazal metabolizma düzeyinde) diyetlerle kişiler uzun zamanda zayıflatılmalıdır. Bu şekilde zayıflamayan kişiler daha sonraki yaşantılarında daha çok yiyerek ve daha uzun zaman kilolarını koruyabilirler. Çünkü, alınan enerjinin azlığı oranında bazal metabolizma hızı azalır.
Ağırlık kaybı sırasında oluşan bazal metabolizma hızındaki azalma için açıklanan 2 etken vardır. Bunlar, vücut kitle kaybından olduğu tahmin edilen enerji gereksinmesinde bir azalma ve yağ oksidasyonu için kapasitenin azalmasıdır.

 

dr-ali-nihat-tokgonul-gogus-hastaliklari-uzm-2

Özel Medikar Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül dünyada her yıl 4 milyon insan sigaradan hayatını kaybettiğini belirterek “ Eğer, gerekli önlemler alınmazsa bu rakamın, önümüzdeki 20 yılda 10 milyona çıkacağı düşünülmektedir.”

Terör yılda 1.000 insanımızın, Trafik terörü yılda  4.000 insanımızın, Sigara terörü yılda 100.000 insanımızın hayatına mal olmaktadır. Sigaranın yol açtığı ölümler; trafik, terör ve iş kazalarından meydana gelen ölümlerin toplamından beş kat daha fazladır.

SİGARANIN İÇİNDEKİ ZEHİRLİ MADDELER

Sigarada 4000 farklı zehir vardır. Bir nefes sigara dumanıyla içimize çektiğimiz zehirlerden birkaçı:

Polonyum-210 (kanserojen), Radon (radyasyon), Metanol (füze yakıtı), Toluen (tiner), Kadmiyum (akü metali), Bütan (tüp gaz), DDT (böcek öldürücü), Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehri), Arsenik (fare zehri), Amonyak (tuvalet temizleyici), Karbonmonoksit (egzoz gazı), Nikotin (bağımlılık yaratan madde) ve 3885 toksik madde

Sebep olduğu kanserler;

  1. Larinks (gırtlak) kanseri,
  2. Akciğer kanseri,
  3. Ağız boslugu kanseri,Dudak kanseri,
  4. Özafagus kanseri,
  5. Mide kanseri,
  6. Kolon-rektum kanseri,
  7. Pankreas kanseri,
  8. Meme kanseri,
  9. Mesane ve böbrek kanseri,
  10. Serviks kanseri,
  11. Over kanseri ve lösemiye de yol açabilmektedir.

PASİF İÇİCİLER

Pasif içiciler sigara içen kişinin yanında durarak 3700 çeşit kimyasal maddeden zarar görmektedir.

Ne yazık ki çocuklar için risk çok daha ciddidir. Çünkü akciğerleri tam gelişmemiştir. Yetişkinlerden daha fazla ve hızlı nefes alıp verirler. Bu nedenle daha fazla sigara dumanına maruz kalırlar. Pasif içici durumundaki çocuklarda boğaz enfeksiyonları, bronşit sıklıkla görülen hastalıklardandır.

Çocuklarda kanserin %15’ i babasının sigara alışkanlığından olmaktadır. Sigara içen babaların çocukları kanseri önleyici genden yoksun olarak doğuyor .Hamileliğinde sigara içen annelerin bebekleri %10-15 eksik kilolu ve yine aynı oranda zeka eksikliği ile doğuyor. Anne veya babası sigara içen çocukların akciğer enfeksiyonuna yakalanma riski yüksektir. Anne veya babası sigara içen çocuklar astım hastalığına daha fazla yakalanmakta, akciğer fonksiyonları bozulmaktadır.

Sigara içmediği halde, sigara içenlerle kapalı bir yerde 4 saat kalan bir insan 10 adet içmiş kadar zarar görür.

Sigara içenler çevreye yaydıkları sigara dumanı nedeniyle dünyada her yıl yaklaşık 3000 sigara içmeyen kişinin ölümüne neden olmaktadır.

GEBELİK VE EMZİRME DÖNEMİNDE SİGARA

Sigaranın gebelik dönemindeki olumsuz etkileri gebenin içtiği sigaradan kaynaklandığı gibi, aynı ortamı paylaşırken yanındaki kişilerin sigara dumanına maruz kalması sonucu da (pasif içicilik) kaynaklanabilmektedir. Bebek plasenta ve kordon aracılığıyla anneye bağlıdır ve annenin her hareketinden etkilenmektedir.

  1. Sigarada bulunan kimyasal maddeler anne sütü ile bebege geçmeye devam eder. Böylece sigara, anne sütünde bulunan vitamin C miktarını azaltmakta, süt üretimini azaltarak bebegin yeterli miktarda beslenmesini engellemekte.
  2. Sigaraya kullanan annelerde, sigaraya bağlı olarak iştahsızlık görülür. Anne yeterince beslenememesinden dolayı bebeğin de yeterince  beslenememesine neden olmakta, annelerin sütünün besleyici özelliği azaltmaktadır.
  3. Gebelikte sigara kullanma erken membran rüptürü riskini arttırmaktadır.
  4. Sigara içen gebelerde “immünolojik cevapta” azalma oldugu için gebelerde daha sık viral ve bakteriyel enfeksiyon görülüyor.
  5. Sigara içen gebelerde, bebeğe yeterli miktarda oksijen taşınamadıgından dolayı bebekler yeterince beslenememekte ve gelişememektedir.
  6. Genel olarak sigara kullanan annelerin bebekleri 200–250 gram daha düşük ağırlıkta ve 1 cm daha kısa doğmaktadır. Düşük doğum ağırlığı ve intrauterin gelisme geriliği de bu bebeklerde daha sık ortaya çıkmaktadır.

SİGARAYI BIRAKANLARDA VÜCUTTA GÖRÜLEN DEĞİŞİKLİKLER

20 DAKİKA SONRA : Tansiyon ve nabız normal düzeye iner.

8 SAAT SONRA : Kandaki oksijen düzeyi normale yaklaşır.

24 SAAT SONRA : Kalp enfarktüsü tehlikesi azalmaya başlar.

48 SAAT SONRA : Sinir uçları kendini yenilemeye başlar.

2 HAFTADAN 3 AYA KADAR : Dolaşım dengesi düzelir, yürümek daha kolaylaşır. Akciğer fonksiyonu %30 oranında iyileşir.

1 AYDAN 9 AYA KADAR : Öksürük krizleri, yorgunluk bitkinlik ve kısa kısa nefes almalar azalır. Akciğer bir ölçüde temizlenir ve enfeksiyon tehlikesi de çok azalır.

1 YIL SONRA : Koroner Kalp Hastalığı riski %30 azalır.

5 YIL SONRA : Akciğer Kanseri ve Kalp Enfarktüsü riski %30 azalır,nefes ve yemek borusu ile mesane kanseri riski %50 azalır.

10 YIL SONRA : Akciğer Kanseri %50-100 oranında azalır.

15 YIL SONRA : Koroner Kalp Hastalığı riski, hemen hemen sigara içmeyenler kadar olur.

HAYATINIZDAN ÇALMAYIN!

Ülkemizde tüm ölümlerin yüzde 23’ü tütüne bağlı hastalıklar sebebiyle oluyor. Vücudumuzdaki her organa zarar veren sigara, kadınların hayatından 23 yıl, erkeklerin hayatından ise 28 yıl çalıyor. Son yıllarda sigarayı bırakma eğilimi gitgide artıyor. İnsanlar, sigarayı bırakmaya çalışırken zorlandıkça da destek arayışına giriyor. Bu arayışı ticari olarak değerlendiren bazı kişiler ise sigaradan kurtuluş için yüzde 90’ın üzerinde başarı vaatleri veriyor. Bu amaçla kullanılan akupunkturdan türetilmiş yaklaşımların ve hipnozun henüz bilimsel olarak kanıtlanmış bir geçerliliği bulunmuyor. Bunların yerine etkinliği kanıtlanmış tıbbi tedavi yöntemlerinden yararlanılabilir. Bu yöntemler bant veya sakız kullanılan nikotin yerine koyma ve ağız yoluyla yutma tedavileridir. Bu yöntemler sigara kullanma isteğinin azaltılmasında ve yoksunluk belirtilerinin önlenmesinde başarı gösterir. Öte yandan bağımlılık ne kadar yüksek ise ilaç tedavisi ihtiyacı o kadar fazladır. Bu nedenle bir uzmandan yardım almak gereklidir.

5

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet uzmanı Fatma Bal fazla kiloların beslenme alışkanlıkların yanı sıra hareketsiz yaşam da bunun en büyük sorumlusu. Ancak uzmanlar geçtiğimiz günlerde şişmanlığa yol açan yeni faktörlerden söz ettiler. İşte şişmanlığın 8 gizli nedeni…

  1. UYKU PROBLEMLERİ

Yapılan araştırmalar, günde 12 saatten az uyuyan okul çağı çocuklarının, 12 saat ve daha çok uyuyanlara göre 3.5 kat daha fazla obezite riskine sahip olduklarını ortaya koyuyor. İşin en ilginci anne-babanın obez olması, hareketsizlik, uzun saatler TV seyretmek gibi faktörlerin hiçbir bu çocuklarda uyku kadar etkili olmuyor! Bilimadamları bunu uyku sırasında leptin hormonunun seviyesinin düşmesine bağlıyor. Çünkü leptin vücutta metabolizmanın hızlanmasına yardımcı oluyor ve açlık hissini önlüyor. Bu süreç yetişkinlerde de aynı şekilde işlediği için gece uykusuna özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Uyku öncesinde yapacağınız ılık bir duş ve içeceğiniz bir bardak sıcak süt sizi daha da rahatlatacak. Eğer kronik bir uyku probleminiz varsa mutlaka bir doktora danışmalısınız.

  1. GENETİK MİRAS

Gen araştırmaları şimdilerde şişmanlıkla ilgili araştırmaların en önemli ayağını oluşturuyor. Çünkü açlığın sorumlusunun bazı genler olduğu düşünülüyor. Tek yumurta ikizleriyle yapılan araştırmalar gösteriyor ki vücut ağırlığının yüzde 70’ine kadar olan kısmını genlerimize sadece yüzde 30’luk bir bölümünü ise çevre faktörlerine borçluyuz. Bilimadamları şişmanlığa yol açan gen sayısının 30-100 arasında olduğunu söylüyor. Hepsinin tek başına çok küçük bir etkileri var. Ancak bir araya geldiklerinde tartının ibresini fırlatıveriyorlar! Buna göre iştahı artıran genler, vücuda elma veya armut formunu veren genler, metabolizmayı yöneten genler belirlenmiş durumda. Yuvarlak genlere sahip olanların maalesef yediklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Her şeyden önce özellikle yaşamın belli dönemlerinde özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin hamilelik döneminde veya menopoza girerken… Doktorlar gelecekte bu gen durumunu dengeleyecek ilaçların çıkacağını söylüyor. Ama o zamana dek yapılacak şey beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek.

  1. İLAÇLAR

Pek çok kadın bazı doğum kontrol ilaçlarının yarattığı kilo problemlerinden haberdar. Aslında sadece doğum kontrol ilaçları değil genel olarak pek çok ilaç fazla kiloya sebep olabiliyor. O yüzden hastasına ilaç yazan bir doktorun bu konuda hassas davranması gerekiyor. Örneğin bazı depresyon ilaçları 3-4 kiloya kadar artışa sebep olabiliyor. Tansiyon için kullanılan kimi ilaçlarsa ekstra 2 kilo anlamına gelebiliyor. Diyabet ilaçlarının 3-4, insülin şırıngalarının ise uzun vadede 10-15 kiloya kadar artışa sebep olduğu biliniyor.  Bu yüzden özellikle diyabet problemi olanların erkenden spor yapmaya başlamaları tedavi sırasında gelebilecek kilolara karşı koymaları açısından önemli. Eğer ilaç kullanımında kilo alma gibi bir endişeniz varsa bunu mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız. Belki de daha ince bir alternatifiniz olabilir!

  1. KLİMALAR

Üşüdüğümüzde veya terlediğimizde vücudumuz ısıyı ayarlamak zorunda kalır ve bunun içinde enerjiye ihtiyacı olur. Klimalar ise işte bu görevi üstlenirler! Hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyde sıcakta veya soğukta kilo verdikleri gözlemlenmiş. Gün boyunca sabit olarak ısıtılan veya klimayla soğutan mekanlarda yaşıyoruz. Bu ısı ortalama 26 derece civarında. Ve tam da bu ısıda ekstra hiçbir şey yakmak mümkün değil! Bu yüzden vücudunuza rahat vermeyin ve onu zaman zaman ısı değişimlerine maruz bırakın. Mesela saunaya girin ardından buz gibi havuzda yüzün. Hatta bazı geceler pencereler açık olarak uyumaktan korkmayın. Bu sizin bağışıklık sisteminizi de harekete geçirecek emin olun.

  1. EVLENMEK

Sadece kişisel tecrübeler değil bilimsel araştırmalar da evliliğin yemek alışkanlıklarını hem kadın hem de erkek açısından bilinçsizce değiştirdiğini ortaya koyuyor. İngiltere Newcastle Üniversitesi bilimadamları, yaptıkları çalışmalarda evlendikten sonra erkeklerin daha sağlıklı beslendiklerini, kadınlarınsa yemelerine çok fazla dikkat etmeyip kilo aldıklarını ortaya çıkarmış. Uzmanlar bunun sebebini kadınların daha fazla et ve büyük porsiyonlarda yemek yemesine, evlilikle ilgili strese daha yatkın olmalarına ve genel olarak sağlıksız beslenmelerine bağlıyor.

Peki bu konuda ne yapılabilir? Bilim adamları esprili bir cevap veriyor ya bekar kalacaksınız ya da eski sabit beslenme alışkanlığınızı devam ettireceksiniz!

  1. NİKOTİN

Her geçen gün daha çok insanın sigaradan vazgeçmesi sağlık açısından çok güzel bir şey. Ancak bunun etkilerini sadece ciğerlerde ve deride değil maalesef tartıda da görüyorsunuz! Amerika’daki Michigan Üniversitesi bilimadamları sigarayı bıraktıktan sonra sanıldığından da çok kilo alındığına dikkat çekiyor. Diyelim sigara içerken 2-6 kilo fazlanız varsa sigarayı bıraktıktan sonra bu fazlalık rahatlıkla 7-8 kiloyu bulabiliyor. Çünkü nikotin iştahı kesiyor ve metabolizma çalışmasını hızlandırıyor. Ancak kilo bile alsanız yine de değer çünkü sağlığa nikotinden daha fazla zarar veren bir şey yok.

Uzmanlar sigarayı bırakanların özellikle ilk 6 ay çok dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor. Kilo alımını önlemek, kilo almaktan daha kolay! Önemli olan bunun bilincine içtiğiniz son sigarada varmak ve buna göre bir bilanço yapmak. Yani daha az yemek ve daha çok spor yapmak.

7.YAŞ

Araştırmalar, insanoğlunun 20 yaşının ortasına kadar her ay 300 gram aldığını gösteriyor. Yaşlandıkça da kas grubundan kaybediyoruz. Ancak bu kas grubu önemli çünkü tek başlarına bile kalori yakmak için onlara ihtiyacımız var. 25-30 yaşlarında kilo daha da çok artıyor. Bu 40 yaşına kadar böyle gidiyor. Menopoz döneminde östrojen azaldığı için ekstra kilolar alınıyor. Bu yüzden yaşlandıkça kas egzersizlerine önem vermelisiniz. Ayrıca protein tüketimini de artırmalısınız. Çünkü kas gücünü artırmak için proteine ihtiyacınız var.

8.STRES

Bütün bir gün etrafta koşuşturursak aslında kilo vermemiz gerek değil mi? Ancak Amerika’daki Chicago üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bunun aksini gösteriyor! Özellikle kadınlar stres zamanlarında lüzumsuz bir şekilde kilo alıyorlar. Üstelik stres faktörleri ne kadar artarsa o kadar çok kilo alıyorlar! Çünkü stres sırasında kortizol denilen bir madde salgılıyoruz. Bu da yağ hücrelerini harekete geçiriyor ve enerjinin görevini yapmasını engelliyor! Bu stres yükü haftalar boyu sürerse o zaman vücut, yağ deposu rezervini artırıyor! Bu yüzden kendinize zaman zaman mutlaka özel vakit ayırın. Stresinizin üstesinden gelebilmek için birileriyle konuşmak ya da düşüncelerinizi yazıya dökmek de iyi gelebilir! Boston Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre gerilimden en kolay kurtulmanın yolu onun üzerine gitmelidir.

fizik tedavi tayfun güngör site

Özel Medikar Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Tayfun Güngör  Serebral palsi tanısı konulmuş ve fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarına başlanmış hastanın eklemlerinde şekil, vücudunda duruş bozukluklarının başladığının ilk fark edildiği anlardan itibaren ortez kullanımına başlanılmasını gerektiğini belirterek” Serebral palsili hastalarda eklem sertliklerini önlemek, uzvu işlevsel konumda tutmak, yürümeyi kolaylaştırmak, ve vücut dengesini sağlamak açısından ortezlerden (cihaz) yararlanılır.

Büyüme çağındaki çocuklarda, ortalama her üç ayda bir ortez – uzuv uyumu kontrol edilmelidir. Çünkü, büyüme çağındaki çocuklarda ortez kısa sürede küçülüp uzuv ile uyumsuz hale gelebileceğinden ya da çocuğun fonksiyonel kapasitesi, yapılan tedavilerle gelişip yeni gereksinimleri ortaya çıkabileceğinden, bu yeni duruma göre ortez denetimi yapılır. Eğer ortez vücuda ya da ekleme uyumunu kaybetmişse yarardan çok zarar vermeye başlar. Bu nedenle gerek çocuklarda, gerek yetişkin hastalarda uygun ortez verildikten sonra kullanımının takip altında tutulması çok önemlidir. Ortez uygulandığı bölgeye tam oturmalıdır, aksi takdirde basınç yaraları oluşturabildiği gibi belli noktalardan basınç uygulayarak kontraktürü kontrol altına alma görevini yerine getiremez.

Çocuk ve aile ortez kullanımını birlikte öğrenmelidir. Aileye özellikle ortezi kullanmadığında ilerisi için gelişebilecek ve zorluk oluşturabilecek eklem şekil bozuklukları ve yürümeyi zorlaştırabilecek eklem sertlikleri hakkında bilgi verilmelidir. Cihaz kullanımı tamamen aileye bağlıdır. Aile durumu tamamen anlarsa ve gerekliliğine inandırılabilirse kullanılan cihazlarda daha verim alabiliriz. Örnek vermek gerekirse ayak bileği arka kaslarında ciddi kasılmaları olan hastalarda netice itibariyle sadece ayak parmak uçlarının temas ettiği ekin bozukluğu dediğimiz ayak problemi gelişmektedir. Aileye öğretilen iyi bir germe programı ve cihazlama ile bu durum azaltılabilmekte veya engellenebilmektedir.

Sonuç olarak; fizik tedavi uzmanları ve fizyoterapistler olarak bize düşen görev aileyi cihazlama ve ev egzersizleri açısından iyi bir şekilde bilgilendirmektir. Ailenin çocuklarının geleceği için cihazlama ve egzersiz tavsiyelerine uyması önemlidir.

sohret-hoca

Özel Medikar Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şöhret Gedirli sağlıklı yaşam için insülin direncinin kontrol alınması konusunda bilgi verdi.

İç hastalıkları Uzmanı Gedirli ”Pek çok insanın “Yemekten birkaç saat sonra elim ayağım titriyor”, “Şekerli gıdalar tükettiğimde rahatlıyorum”, “ Ne kadar az yersem yiyeyim, kilo veremiyorum” gibi ortak ifadelerle anlatmaya çalıştığı bu durumlar insülin direncinden kaynaklanabiliyor. İnsülin direncinin diyabet hastalığına giden yolu kısaltması ve hastalıklara davetiye çıkararak yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle vakit kaybedilmeden kontrol altına alınması gerekiyor.

Pankreastan salgılanan insülin, açlık hissi uyandıran; şeker ve yağın vücutta depolanmasını sağlayan hormondur. Glikozu kullanan ya da depolayan başlıca dokular karaciğer, kas ve yağ dokusudur, dolayısıyla insülinin hedefi de buralardaki hücrelerdir. İnsülin kanda normal sınırlar içinde olmasına rağmen; hedefi olan doku ve hücrelerde işini yapamıyorsa, kişide insülin direnci var demektir. İnsülin direnci olan kişilerde şekerin dokulara alınıp, kullanılması, yakılması ve depolanması zor olmaktadır. Bu durum daha çok insülin ihtiyacı doğurur ve pankreas normalinin 2-3 katı insülin salgılamak zorunda kalmaktadır. Aşırı salınan insülin görevi gereği acıkmaya, daha çok yemeye ve atıştırmaya neden olarak kilo artışına yol açar.

İnsülin direnci diyabete neden olabilir

Kanda dolaşan aşırı insülin; obezite, hipertansiyon ve damar sertleşmesi olarak bilinen ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması için uygun bir ortam hazırlamaktadır. Ortaya çıkan kısır döngü, kısırlıktan tüylenmeye kadar çok geniş bir yelpazede bulgu veren polikistik over sendromu yaşanmasına da yol açabilmektedir. İnsülin direnci olan polikistik over sendromlu kadınlarda bozulmuş glikoz toleransı yani halk arasındaki adıyla gizli şeker % 35’e; tip 2 diyabet sıklığı ise % 10’a kadar artmaktadır.

Vücutta pek çok sistemi olumsuz etkiliyor

İnsülin direncinin teşhisi için açken yapılan kan şekeri ve insülin testi belirleyicidir. Gerekli durumlarda “Şeker yükleme testi” ile kan şekeri ile insülin değerlerinin değişimine bakarak değerlendirme yapılabilmektedir. İnsülin direnci teşhisinde kullanılan HOMA değeri; kan şekeri ve insülin değerlerinden hesaplanan matematiksel bir formülün sonucudur. Ayrıca kan yağları, karaciğer enzimleri gibi bazı veriler de teşhis için yardımcı olabilmektedir. Hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen insülin direnci ilerleyen aşamalarda;

Ciltte lekeler, koyulaşma ve yumuşaklık, Nedeni açıklanamayan kilo artışı ve kilo vermede zorlanma, Adet düzensizliği ve aşırı tüylenme, Karaciğer yağlanması, Açlık atakları, çabuk acıkma, geç doyma,  Tatlı yeme isteği, Konsantrasyon eksikliği, Yüksek tansiyon, Bel çevresinin giderek genişlemesi gibi belirtiler verebilmektedir.

İnsülin direncinizi egzersiz ve doğru beslenme ile kırın

İnsülin direnci olan hastaların pek çoğu fazla kiloludur. Bu kişiler mutlaka uzman kontrolünde kilo vermelidir. Kilonun yüzde 10’unun verilmesi bile büyük avantaj sağlamaktadır. Bu aşamada ya da devamında kullanabilecek bazı ilaçlar da bulunmaktadır. En büyük glikoz alıcısı olan kaslardaki insülin direnci 20 çok zorlamadan yapılan 20 dakikalık egzersiz ile kırılmaktadır. Düzenli ve günlük egzersizin yanında; sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, düşük yağlı sütler ve süt ürünlerini kapsayacak şekilde dengeli beslenme de göz ardı edilmemelidir. Kısa süreli şok diyetler; sadece protein içeren diyetler ya da her hangi bir besin gurubunu kapsayan ancak diğer grupları kapsamayan tek kaynaklı rejimler sağlıklı değildir. Metabolizmayı uyarmak için ara öğünler ihmal edilmemelidir. Tatlandırıcılar, belirlenmiş günlük dozlarını aşmamak kaydıyla kullanılabilir.

Tam tahıllı ürünler ve sebzeleri tercih edin

İnsülin direnci olan hastaların; kan şekerini yükseltmeyen düşük glisemik indeksli, posa ve diğer besin öğeleri yönünden de zengin besinleri tercih etmesi gerekmektedir. Patates, havuç, mısır haricinde tüm sebzeler ile birlikte; Barbunya, nohut, kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller, Kepek ihtiva eden esmer ekmekler, Elma ve portakal diyet menüsünde yer almalıdır.

Bunlardan uzak durun

Glisemik indeksi düşük besinler, bireylerin daha uzun süre tok kalmalarını sağlamaktadır. Oranın yüksek olduğu besinler ise kandaki insülin miktarını hızla yükselterek kan şekerinin düşmesine neden olmaktadır. Bu besinleri tüketen kişiler tok olmasına rağmen hızla acıkmaktadır.

Bu besinler ise; Sukroz yani çay şekeri, Reçel, marmelat, pekmez, bal, tatlılar, Kurabiye, kek, pasta, bisküvi, çikolata, gofret, Beyaz ekmek, mısır ve mısır ekmeği, mısır gevreği, Pirinç, şehriye, erişte, makarna, Muz, incir, üzüm, kavun, karpuz, Kayısı hariç kuru meyveler, Hazır meyve suları ve asitli meşrubatlar.

Bir insan sağlıklıda olsa yılda en az bir check up yaptırması gerekmektedir.”

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

Şehidimiz var!

CCC-sehid

KAPAT
btnimage