Mesai mefhumu gözetmeksizin fedakârca kamuoyunu her zaman doğru ve hızlı bir şekilde bilgilendirme görevini üstlenerek, olayları tarafsız bir şekilde halkımıza aktaran gazetecilerimiz, vatandaşlarımızın en doğal hakları olan, zamanında, doğru ve eksiksiz bilgiyi sağlamaktadırlar. Aynı zamanda gazetecilerimiz, toplumdan gelen istekleri yansıtarak, kamuoyu duyarlılığının artmasını sağlayan, düşünce ve ifade özgürlüğünün en etkili temsilcileri konumundadırlar. Dürüst ve fedakâr basın mensuplarımızın  24 Temmuz Basın Bayramınızı Kutlar, sağlıklı ve başarılı bir meslek hayatı dileriz

Özel Medikar Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy omurilik kanalındaki daralma, doğuştan ya da sonradan olma nedenlerle omurilik kanalının ve/veya omurilikten çıkan sinirlerin geçtiği sinir kanallarının daralması sonucu meydana geldiğini tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde hastayı yatağa bağlayacak kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Omurilik daralmasının genellikle 50-70 yaş grubundaki kişilerde daha sık rastlanır. Ancak doğuştan omurilik kanalı dar olan hastalarda 30-40 yaş arası şikayetler ve bulgular görülebilir. Rahatsızlık daha çok egzersiz yapmama ve hareketsizlik sonucu meydana gelir. Bunların yanı sıra ağır işte çalışmak, fazla kilolu olmak, sigara kullanımı, yaşlanmaya bağlı omurilikte oluşan kireçlenmeler, artrit, bel fıtığı, skolyoz ve genetik faktörler gibi nedenlerde omurilik daralmasına sebep olabilir. Bu hastalık tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde hastayı yatağa bağlayacak kadar kötü sonuçlar doğurabilir.

BACAKLARDA GÜÇSÜZLÜK VE UYUŞUKLUK VARSA DİKKAT

Daralma bütün omurga kanalında olabileceği gibi bazen sadece belli bir bölgede de görülebilir. Boyun bölgesindeki daralma omurilik hasarına neden olabilir ve hastada denge problemleri yaratabilir. Bel bölgesindeki daralmaya bağlı olarak bacak ağrısı, bel ağrısı, bacaklarda güçsüzlük ve uyuşukluk gibi belirtiler görülebilir. Bacaklardaki bu ağrılar tipik olarak kalçadan başlar ve diz bölgesine kadar yayılır. Bazı durumlarda tüm bacağa yayılabilir, tek veya iki taraflı olabilir. Ağrılar ayakta durunca ve yürüyünce şiddetlenir. Aynı şekilde oturmak, çömelmek veya yatmak gibi duruş değişiklikleri de ağrıya sebep olabilir.

ÖNE DOĞRU EĞİLEREK YÜRÜME GÖZLEMLENİR

Omuriliğin kanal çapı genişlediği için hastalar öne doğru eğilerek yürürler. Oturulduğunda ağrının geçmesi ise omurga kanalı daralması için çok özgün bir bulgudur. Hastalıkta yaşanan şikayetlerde ani olarak kötüleşme görülebilir. Bu duruma sebep olan faktörler; bel fıtığı ve travmadır. Yürüme mesafesinde kısalma ve aralıklarla topallama da diğer tipik belirtilerdir. Hasta belli bir mesafe yürüdükten sonra bacak ve baldır bölgesindeki ağrıdan dolayı oturarak dinlenme ihtiyacı hisseder ve dinlendikten sonra tekrar yürüyebilir. Ancak bu durum yürüme mesafesinde giderek kısalmalara yol açar. Başlangıçta yürüme mesafesi 500 metre iken, aylar içerisinde 10 metreye kadar düşebilir. Hasta öne doğru eğildiğinde nispeten rahatlama hissedebilir. Ama bu durum bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük, yorgunluk gibi şikayetlere de neden olabilir. Bu hastalarda özellikle geniş tabana basarak adım atma da gözlemlenir.

HASAR KALICI OLABİLİR

Hastalığın ilerlediği durumlarda ise sakral kök tutulmasına bağlı olarak idrar ve gaita kaçırması yaşanabilir. Bu hastalarda idrar kaçırma oranı yaklaşık yüzde 3 ile 11 arasındadır. Boyundaki omurilik kanalı daralmasına bağlı olarak her iki kolda ağrı, uyuşma, güçsüzlük ve denge bozukluğu görülebilir. Omurilik daralması sonucu oluşan hasar kalıcı olabilir ve hastanın denge problemi düzelmeyebilir.

ŞİKAYETLER KİŞİYE GÖRE FARKLILIK GÖSTERİYOR

Omurilik kanal daralmasında yaşanan şikayetler kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir. Yapılan çalışmalarda ileri derecede daralma olmasına rağmen pek çok kişide herhangi bir yakınma görülmediği de saptanmıştır. Bu gruptaki hastaların takibe alınarak tanı konulması sürecinde MRI ve CT gibi tetkiklerden yararlanılır. Yapılan ölçümlerde omurilik kanalının ön arka çapının 11,5 milimetre olması gerekir. Çapın 9 milimetre altında olması durumunda omurilik kanal darlığı tanısı konulur.

BACAKLARDA DUYU KAYBI GÖZLEMLENEBİLİR

Hastalıkta elde edilen benzer bulgular bacaklardaki damarsal hastalıklara bağlı olabilir. Aynı zamanda omurga kanalı darlığı ile benzer sonuçlara neden olduğu için bu rahatsızlıkla karıştırılabilir. Damar hastalığı olanlarda ağrılar kramp şeklinde, devamlı ve ayak bileğinden yukarıya doğru yayılır. Duyu kaybı bacaklarda çorap şeklinde yani distal bir yerleşim gösterir. Her iki hastalıkta da bu belirtiler birlikte bulunabilir. Bu sebeple ayırıcı tanı için doppler incelemesine başvurulmalıdır.

Bel fıtığı ile bel kanal daralması birbirinden farklı hastalıklardır.

Bel fıtığında bacağa giden sağ veya sol tek bir sinir sıkışırken, bel kanalı daralmasında bacağa giden tüm sinirler birden sıkışır. Bu sebeple genellikle her iki bacakta birden uyuşma olur. Bel fıtığında bacak ağrısı ön planda iken, kanal daralmasında bacaklarda uyuşma ve yürüme mesafesinde kısalma ön plandadır. Bel fıtığı daha çok genç ve orta yaşlarda, kanal daralması ileri yaşlarda görülür. Kanal daralmasında dinlenirken hasta tamamen normal hisseder, oysa bel fıtığında ağrı istirahatte ve hatta gece bile devam eder.

Kanal daralmasının en dramatik yönü ise tablonun genellikle ilerleyici olmasıdır.  Hastalar önceden camiye-pazara hiç durmadan yürüyordum. Şimdi ise varana kadar 4-5 defa oturup dinlenmek zorunda kalıyorum derler. Hiç durmadan tek seferde yürüme mesafeleri her geçen gün kısalır ve ilerlemiş vakalarda ev içinde yürürken bile bacakları uyuşmaya başlar. Her ne kadar ilaç tedavisi ve fizik tedavi uygulanabilse de bu tabloyu geçici olarak biraz düzeltebilir ama gidişatı değiştirmez. Yapılması gereken ameliyat ile kanalın genişletilmesi ve sinirlerin rahatlatılmasıdır.

Tanı öncelikle detaylı bir nörolojik muayene ve sonrasında bel MR incelemesi ile konulur.  Tüm bulgular şikâyetlerle örtüşmek zorundadır. Bacak damarlarında daralma da benzer şikayetleri ortaya çıkarabilir. Bu durumda hastalıkları birbirinden ayırt etmek için kalp-damar cerrahisi uzmanından yardım alınabilir. Bel kanalı daralmasında farklı ameliyat teknikleri uygulanabilir. Uygun vakalarda sadece kanalı daraltan kalınlaşmış kemik ve ligamanların tıraşlanması yeterli olacaktır. Bu vakalarda bele halk arasında platin denilen enstrumanların takılmasına gerek olmayabilir. Ancak ilerlemiş ve birden fazla mesafede darlığı olan hastalarda bu tıraşlama işleminden sonra belin yük taşıma kapasitesi ve mukavemeti bozulabilir. İlerleyen dönemlerde bel omurlarının dizilinde bozulmaya yani kaymaya neden olabilir.  Bunu engellemek amacıyla belin desteklenmesi için platin takılması gerekebilir. Bel kanal daralması ameliyatları oldukça yüz güldürücü ameliyatlardır. Hastaların çoğu ameliyat sonrası bacaklarının rahatladığını ve hafiflediğini, yürüme mesafesinin uzar” dedi.

15 Temmuz Şehitleri Anma, Demokrasi ve Milli Birlik Gününü Kutlar, Hain Darbe Planının 1.Yıl Dönümünde, Şehitlerimize Allah’tan Rahmet, Gazilerimize Şifa Dilerken, Hainlere Karşı da Türk Milletinin Topyekûn Ayakta ve Dimdik Durduğunu Haykırmak İsteriz.

 

ÖZEL MEDİKAR HASTANESİ YÖNETİMİ

Özel Medikar Hastanesi Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Şerife Bilgin Yıldırım hamile bayanların sıcak yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Sıcakların yükseldiği bu günlerde aşırı sıcağa maruz kalan hamileler de çeşitli problemler oluşabilir.   Bu durumda adaylarının kendileri ve bebeklerinin sağlığı için son derece dikkatli olmaları gerekir. Hamileler gebeliklerinin her döneminde güneş ışınlarından kendilerini korumalılar. Mutlaka gölgede bulunmaları  ve koruma faktörlü kremler kullanmaları gerekir. Özellikle güneşin ışınlarının dik geldiği öğle ve sıcaklığın fazla olduğu öğleden sonraki saatlerde gerekmedikçe sokağa çıkmamaya dikkat etmeliler. Uzun süre sıcakta kalan hamile kadınların tansiyonunun yükselebileceği veya düşebileceği gibi, bu durum anne karnındaki bebek için de ciddi riskler oluşturabiliyor. Tansiyon dengesi bozulan anne adayının bebeğinin gaz değişiminin aksamasından dolayı kanındaki oksijen seviyesi olması gerekenin altına düşer, bunun sonucunda hem anne hem de bebek ciddi sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Ancak hamile bayanların gebeliğin her döneminde sıcaktan korunmaları asla güneşe çıkamayacakları anlamına gelmez. Anne karnındaki bebeğin güneş ışığına her zaman ihtiyacı vardır.  Güneş ışığı alınmaması D vitamini eksikliğine yol açar.Bu durumda  anne karnındaki bebeğin beyin gelişimini etkileyebilir. Gebelerin, mide ve bağırsak sistemleri, çok hassas olduğu için özellikle uzun süre dışarıda kalmış yiyecek yediklerinde ciddi problemler yaşayabilirler. Sıvı alımına dikkat ederken, çok tuzlu yememelerini öneriyoruz. Özellikle tuzlu kuruyemiş, salamura tarzı yiyeceklerden uzak durmalıdırlar. Bu ısı artışıyla birlikte, tuz alımının artması vücutta ödemi artırabilir. Özellikle bacaklarda çok ciddi şişmelere neden olabilir. Hafif yürüyüşlerle, gece yatarken bacaklarını biraz yüksekte tutup yatarak bu ödemlerden kurtulabilirler. Tamamen sıfır tuz değil ama az tuzlu yiyecekler tüketmelidirler. Sonuç olarak yaz aylarında gebelerin sıvı alımına çok dikkat etmelerini öneriyoruz,  taze sıkılmış meyve sularını içebilirler. Kesinlikle dışarıdan, özellikle beklemiş, içinde kimyasal maddeler olan meşrubatlar, kola, hazır meyve sularından  kaçınmalarını tavsiye ediyoruz,özellikle gebeliğin ilk 3 ayında bulantılar çok olabilir. Bazı gebeler sudan tiksindiklerini ifade ediyorlar. Böyle durumlarda  yine mutlaka sıvı almak, su içemeseler  bile taze sıkılmış meyve suları içebilirler, gerekirse açık ıhlamur çayları, bitki çayları içebilirler.

 Yaz mevsiminde, özellikle gebe kadınların , aşırı ve bunaltıcı sıcaklardan dolayı vücutlarında sıvı kaybı artar. Bunun için de bol sulu gıdalar,  içecekler tüketmeleri ve açık renkli, ter yapmayan kıyafetler giymelerinde yarar var.

Ayrıca dengesiz tansiyon, sıcakların etkisiyle bayılmalara yol açabilir. Bunun için de mecbur kalmadıkça öğle saatlerinde dışarı çıkılmamalı. Hamilelik kadınların yaz aylarında tatile çıkmaları için engel bir durum değildir. Herhangi bir rahatsızlık söz konusu değilse ve doktorunuz izin veriyorsa her türlü ulaşım aracıyla seyahat edebilirsiniz.   Herhangi bir yerde uzun oturmak bacaklardaki kan dolaşımını etkiler.  Ayak ve bileklerde şişmelere neden olur. Bu nedenle her türlü yolculukta her 2 saatte bir mola vererek hafif yürüyüş yapmalı ve kan dolaşımı uyarılmalıdır. Bunun dışında oturur pozisyondayken bacaklarınızı iyice ileri doğru uzatın, topuklarınızı merkeze alacak şekilde ayağınızı yavaşça kendinize doğru çekerek baldır kaslarınızı gerin. Daha sonrada ayak bileklerinizi sağa sola çevirin ve parmaklarınızı açıp kapatın. Hamilelik döneminde sorun yaşayan kadınların uzun süreli seyahatlere çıkmamaları konusunda hassasiyet  göstermeleri ve iklim değişikliklerinin gebeliği olumsuz etkileyeceğini unutmamaları gerekir.

Egzersizin faydaları unutulmamalı

Egzersiz hareketleri ritmiktir ve kasların artan oksijen ihtiyacını karşılar. Kalp ve ciğerleri hareketlendirmeye yardımcı olur. Özellikle yaz sıcaklarında tansiyon dengesini düzenler ve oksijen üretimini, kullanımını artırır. Bu hareketler varis ve bacaklarda şişme riskini azaltırken bebeğin beslenmesine yardımcı olur. Kasları güçlendirir ve sırt ağrılarını önler. Böylece hem sıcaklığın hem de hamileliğin getirdiği ekstra yükü daha taşımanızı sağlar. Ayrıca dayanıklılığınız artar ve doğuma daha kolay dayanırsınız. Tüm bunların yanında açlık hissini azaltır, daha iyi uyumanızı sağlar ve kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur. Hamilelik sırasında evde veya dışarda yapacağınız egzersizlerin dışında yapılabilecek sporların en uygunu yürüyüştür, ikincisi ise yüzmektir. Ancak yaz sıcaklarından dolayı yüzme daha çok tercih edilen bir spordur. Yüzme esnasında alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısıyla bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konu olur. Yüzmeyi gebelikte en uygun spor dalı hale getiren faktörlerden bir de yüzme bilen bir kişinin suda kendini yaralaması, düşmesi ve biryerlere çarpmasının imkansız olmasıdır. Bir başka neden  ise hamile kadınların kendilerini ağırlıksız hissetmesidir. Bu özellikle gebeliğin son zamanlarını yaz döneminde yaşayan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemlidir. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırır ve ayrı bir avantaj sağlar.

 Bunları unutmayın

1- Her en az 2 porsiyon C vitaminli yiyecekler yemeyi ihmal etmeyin.

2- Hamilelikte değişimi vücudun çok terlemesine açar. Bu nedenle basit bir deodorant yerine terlemeyi azaltıcı ürünler kullanın.

3- Eğer sabah kendinizi hasta hissediyorsanız, yataktan kalkmadan önce birkaç tane tuzlu veya tatlı bisküvi atıştırın.

4- Özellikle yaz sıcakları nedeniyle meydana gelen terlemelerden dolayı  bol miktarda su için.

5- Banyonun size yaptığı sakinleşitirici etkiyi unutmayın ve yatmadan önce banyo ya da ayak banyosu yapın. Banyo suyuna lavanta ya da gül yağı katmayı da ihmal etmeyin. Bu hem sizi rahatlatır hem de cildinizi yumuşatır.

6- Geceyi sessiz ve sakin geçirmek için akşam gezintilerine çıkın. Dışarı çıkıp dolaşmak hem anne adaylarının sinirlerini yatıştırır hem de anne karnındaki bebeği sakinleştirir.

Özel Medikar Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahi uzmanı Op. Dr. Hasan Öner varis rahatsızlığı olan kişilerin cerrahi müdahale ile kurtulup, eski sağlıklarına kavuştuklarını belirtti.

Alt ekstremite varisleri sık görülen asemptomatik telenjektazilerden varislere ve venöz ülserlere kadar ilerleyebilen hayat kalitesinde ve iş gücünde ciddi kayıplara neden olan yaygın bir sağlık sorunudur. Amerikada sağlık bütçesinin %1-2 sini venöz hastalıklar oluşturmakla birlikte ciddi iş gücü kaybınada neden olmaktadır . Varis problemi denince, esas olarak bahsedilen durum, alt ekstremite yüzeyel venlerinde (vena safena manga ve parva) görülen venöz reflü(geri kaçırma) ve bunun sonucu olarak da bacaklarda görünür hale gelen ve farklı semptomlara neden olan varislerdir.

1

Varis hastalığı erişkin popülasyonda %25-50 oranında görüldüğü saptanmıştır. Varis görülme sıklığı her iki cinste de yaşla beraber artış göstermekte olup kadınlarda erkeklere göre daha sıktır.   Aile öyküsü olanlarda %50 , ebeveynlerin her ikisinde varsa %90 ,annede varis olanlarda %62 , babada varis olanlarda %25 , ebeveynlerin her ikisinde yoksa hastada %20 görülme olasılığı mevcuttur. Bazı çalışmalarda, kadınlarda obezite, yüksek tansiyon ve hareketsiz hayat biçiminin, erkeklerde ise sigara alışkanlığı ve yine hareketsiz hayat biçiminin varis görülmesinde riski arttıran faktörler olduğu gösterilmiştir .Kadınlarda hamilelikte %30 üzerinde variköz venler görülebilmektedir. Ayrıca, erkeklerde boy uzunluğundaki artış ve kronik kabızlığın, yüzeyel venöz yetersizlik gelişimi ile pozitif korelasyon gösterdiğine dair bilimsel bulgular da mevcuttur .Obezite ile venöz hastalıklar arasında sıkı ilişki vardır.

Venöz hastalığa bağlı yetmezlik sonucu oluşan varislerin büyüklükleri ve yerleşimlerine göre üçe ayrılır:

  1. Kılcal varisler : İntradermal yerleşimli 1mm den küçük çaplı ve kırmızımsı damarlardır.
  2. Orta boy varisler : İntradermal yerleşimli, 1-3mm çaplı mavimsi damarlardır.
  3. Variköz venler: Subdermal yerleşimli, 4mm den büyük çaplı, ciltten çıkıntı yapan yeşilimsi damarlardır.

 

Venöz yetmezliğin sık rastlanan belirtileri ağrı, ödem, kramp, kaşıntı, pigmentasyon ve venöz ülserlerdir. Bu belirtilerin de nedeni kapak yetmezliği sonucu oluşan venöz hipertansiyona bağlı kan sirkülasyonunun yavaşlaması ve doku beslenmesinin bozulmasıdır. Venöz yetmezlikte oluşan ağrı, tipik olarak ayakta kalmakla ve sıcak mevsimlerde artar, yatar pozisyonda ve soğuk ortamda azalır. Kramp ise daha çok geceleri girer. Venöz ülser de tipik olarak genellikle bacağın medial yüzünde görülür. Tedavi edilmeyen venöz yetmezlikte oluşan venöz hipertansiyon yavaş akımdan dolayı varislerin içinde trombus(pıhtı) oluşumuna neden olabilir. Yüzeyel tromboflebit adı verilen bu durum pıhtı oluşan varislerin çevresinde ağrı, ödem ve kızarıklıkla karakterizedir. Genellikle kompresyon, antienflamatuvar ve antikoagülanlarla  tedavi edilebilir, ancak bazen derin venlere uzanarak derin ven trombozuna  hatta pulmoner emboliye neden olabilir ve ölüm ile sonuçlanabilir.

2

Tanıda  hastanın hikayesi, fizik muayene bulguları ve venöz doppler ultrasonografi ile tedavi medikal ya da cerrahi olarak oluşturulmaktadır.

Cerrahi teknikler, 100 yıldan daha uzun bir süre boyunca bu hastalığın tedavisinde tercih edilen yöntem olmuştur. Günümüzde cerrahi, lazer, radyofrekans enerjisiyle uygulanan endovenöz termal ablasyon, damar içi embolizan madde enjeksiyonu veya skleroterapi  varislerde en sık uygulanan tedavi yöntemleridir.

3

Özel Medikar Hastanesi Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Yasemin Demirsoy yaz aylarında sağlıklı beslenme konusunda bilgi verdi.

Yaşamın her döneminde olduğu gibi sağlıklı beslenme yaz döneminde de oldukça önemlidir. Özellikle yaz mevsimi içerisinde havaların ısınmasıyla birlikte artan sıvı ihtiyacımızı karşılamak için, su ve sıvı gıdaları bol tüketmeliyiz. Yaklaşık 2-2.5 Lt’ ye ulaşan sıvı ihtiyacımızı sağlamak için öncelikle su, süt, ayran, çay, limonata, meyve suları gibi sıvıları tüketmeliyiz.

Sıcaklarda aşırı terleme sonucu vücuttan terle birlikte sodyum, potasyum gibi mineraller de atıldığından, halsizlik, nabız zayıflığı, yorgunluk ve dolaşım bozukluğu belirtileri görülebilir. Sodyum kaybını önlemek için tuzlu ayran, potasyum kaybını önlemek içinde bol sebze ve meyve tüketilmelidir. Asitli ve gazlı içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilebilir.

Yaz aylarında görülen besin zehirlenmelerinden ve ishalden korunmak adına hijyen kurallarına özen gösterilmeli, ayrıca yiyecekleri pişirme, saklama kurallarına da dikkat edilmelidir. Sıcaklarla birlikte besinlerin bozulma risklerinin arttığı; et, süt ve sütlü ürünlerin tüketilmesinde güvenilir yerlerin seçilmesi önemlidir.

Vücudumuzun savunma sistemini korumak için; yoğurt, ayran, kefir gibi gıdaları günde 2-3 su bardağı kadar tüketmeliyiz. Bu gıdaların ishalde de tedavi edici etkileri vardır.

 
YAZ AYLARINA YÖNELİK SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ

  1. Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunması için esastır. Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinlerin en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır.
  2. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yaz aylarında yapılacak kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, bitki çayları tercih edilmelidir.
  3. Yaz aylarında yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağların kullanımı, yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır.
  4. Yaz aylarında vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması önemlidir. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi gerekir.
  5. Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.
  6. Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.
  7. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için yeterli sıvı alımı önemlidir. Ayrıca, yaşamın her döneminde yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.
  8. Yaz aylarında özellikle rota virüslerden kaynaklanan bebek ve çocuklarda yaygın olarak görülen ishallerin önlenmesinde el temizliği ile sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkamak çok önemli olup, ishali olanlar en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
  9. Yaz aylarında  fiziksel aktivitemizi artırmak (tempolu yürüyüş ve yüzme) kış aylarında aldığımız fazla kiloları atmamızı sağlar. Böylelikle  kemik, kas ve kalp sağlığımızı korumuş oluruz.

Terleme devam ettiği sürece, yeterince su ve tuz almak şartıyla çok yüksek ısılara dayanılabilir. Nem oranı yükseldiğinde, terleme ile olan sıvı kaybı azalmaya başlar ve böylece sıcak çarpması ihtimali artar. İnsan vücudu sıcaklara 1-2 hafta içinde uyum sağlar. Bu durumda, hem terlemek daha kolaylaşır, hem de terle atılan sodyum miktarı azalır.

Sıcak havalara uyum sağlayın

Sıcak sendromları ağırlık sırasına göre; sıcak krampları, sıcak bitkinliği ve sıcak çarpması şeklinde sıralansa da, bunlar çoğu zaman birbiri içine karışmış olarak görülür.Sıcağa bağlı acil durumlar birçok nedenle ortaya çıkabilir ancak en önemli faktörler sıcağın tipi (kuru veya nemli), maruz kalınan ısı yoğunluğu ve süresi, kişinin yaşı ve başka hastalığının bulunmasıdır.

 Sıcak ödemi: Sıcağa maruz kaldıktan sonra ilk birkaç gün içerisinde oluşan, ayak bilek ve ellerde görülen şişmelerdir. Kendini sınırlayan bir tablodur. Nedeni deri damarlarının genişlemesidir. Sıcak stresine bağlı olarak bazı hormonların (aldesteron ve ADH) etkisinin artması da etkili olabilir. Tedavi gerekmez, idrar söktürücülerin etkili hacmi azalacağından zararlı olabilir.

Sıcağa bağlı deri lezyonları: Sıcağa bağlı olarak deri üzerinde oluşan kaşıntı, kabarıklık ve kızarıklık gösteren lezyonlardır. Deri tabakasının hasarına bağlı olarak ter bezleri kanallarının inflamasyonuna ve tıkanmasına bağlıdır. Uzun süreli maruziyetlerde deri infeksiyonları gelişebilir.

Sıcak senkopu: Hacim kaybı, çevresel damar genişlemesi ve damarların gerginliğinde azalma sonucu gelişen postural hipotansiyon sonucu oluşur. Sıcağa maruz kalmanın ilk saatlerinde görülür. Yaşlı hastalarda daha sıklıkla ortaya çıkar. Karar vermeden önce hastalarda olabilecek metabolik, kardiovasküler ve nörolojik hastalıklar dışlanmalıdır.

Sıcak krampları: Sıcak krampları genellikle ayaklarda, omuzlarda veya karında görülen istemsiz, spazmodik kas ağrılarıdır. Sebebi aşırı terleme ve buna bağlı olarak kas hücre düzeyinde oluşan sodyum, potasyum ve sıvı kaybıdır. Fiziksel bakımdan iyi durumda olan kişilerin sıcak ve nemli havada çalışmaları sonucu görülür. Aşırı terleme sonucu su ve tuz kaybeden hastanın susama nedeniyle su içtiğinde, su kaybını yerine koyarken tuz kaybı yerine konmazsa kişide sodyum azalması gelişir ve sonuç olarak ta kramplar meydana gelir. Sıcak krampları tedavi edilmediğinde, sıcak bitkinliğine dönüşür.

Sıcak kramp belirtileri arasında parmaklarda, kollarda, bacaklarda, omuz ve karın kaslarında kasılmalar, kramp tarzı ağrılar sayılabilir. Bulantı, kan basıncında düşme, hızlı nabız, normal vücut ısısı, terleme nedeniyle nemli ve soluk bir cilt vardır. Kişinin bilinci açıktır.

Sıcaktan Korunmanın Yolları;

Zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu saatlerde (Sabah 10:00 ile öğleden sonra 15:00 arası) dışarıya çıkılmamalı. Çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker gibi kronik hastalığı olanlar buna özellikle dikkat etmeli.Kapalı alanların havalandırılmasına, yeterli bir hava akımı sağlanmasına özen gösterilmeli. Bol sıvı ve mineral içeren içecekler tüketilmelidir. Kalp hastalığı veya hipertansiyonu olup tuzsuz diyet alan kişiler dışında gıdalarla tuz alımı arttırılmalı. Tuz kısıtlaması olanlar ise sıvı ve tuz kaybı yönünden çok dikkatli olmalı. Serinlemek için alkollü içecekler içilmemeli. Bunlar önce serinletir, sonra vücudun su kaybını arttırırlar. Hafif yemekler, sulu yiyecekler (meyve, salata, çorba vb.) yenmeli. Yağlı ağır yemeklerden ve fazla yemekten kaçınılmalı. İnce, açık renk, bol giysiler giyilmeli. Giysi kişiyi güneş ışığından korumalı ama terletip su kaybettirmemelidir. Geniş kenarlı şapka giyilmeli, yüz doğrudan güneş altında kalmamalı. Sık sık duş yapılmalı. Kapalı ve park edilmiş araç içinde hiçbir canlı bırakılmamalı. Dışarıda aktif olarak çalışanlar mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamalı, ağır eforlardan kaçınmalı. Sıcak çarpması ve bitkinliği belirtilerini bilip bu belirtilere karşı tedbirli olunmalı, alınan önlemlerle hasta düzelmezse doktora haber verilmeli. Bütün bu önlemler dışında çocukların aşırı sıcaktan korunması için ekstra özen gösterilmelidir; Güneş ışınlarının dik geldiği zamanlarda çocuğunuzu güneşe çıkarmayın. Bebek 6 aydan küçükse koruyucu krem sürmektense koruyucu elbise ve gölgelikli bebek arabası kullanın ve bebeği gölgede bırakın. Ultraviyole dalgasına karşı koruyucu güneş koruyucu kremler kullanın. Koruma faktörü en az 15 olsun. Güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulayın. Eğer suda fazla kalıyorsa veya havluyla kurulanıyorsa tekrar tekrar sürün. Ultraviyole ışınlarına karşı koruyuculuğu yüksek olan güneş gözlüğü takın. Kenarları kapalı gözlükleri tercih edin. Güneş ışınlarının yansımalarına dikkat edin. Beyaz kum ve su ışınları yansıtır, bu gibi alanlarda korunmayı artırın.

Karpal Tünel Sendromu Nedir ?

Özel Medikar Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy halk arasında elde sinir sıkışması olarak bilinen Karpal Tünel Sendromu hakkında bilgi verdi.

El parmaklarının hareket ve hissinin sağlanmasında önemli bir rolü bulunan ve Median sinir olarak isimlendirilen yapının el bileği hizasında sıkışmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Sinir sıkışmaları içinde en sık görülen rahatsızlıktır. Median sinir el bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren 9 adet tendon ile beraber karpal tünel denen dar bir boşluk içinden geçer. Görevi başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın iç yüzünün tamamı ile yüzük parmağının iç yüzünün dış yarısının hissetmesini sağlamaktır. Ayrıca parmakların ince bir takım hareketleri yapmasını sağlayan kasların çalışmasında da rol alır. Sinirin karpal tünel içinde bir şekilde uzun süreli basınca maruz kalması karpal tünel sendromuna neden olur.

Karpal Tünel Sendromu Kimlerde Sık Görülür ?

Karpal tünel sendromu daha çok kadınlarda ve 40-60 yaş arasında daha sık görülür. Çoğunlukla belirgin bir sebep bulunamaz. Özellikle el bileğinin sürekli bükülü pozisyonda kaldığı durumlarda (daktilo, klavye kullanmak vb.) veya el ve el bileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda(ev hanımları, çiftçiler, şoförler, aşçılar, tekstil işçileri, ağır işlerle uğraşanlar) daha sık görülür.

Ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık, gut gibi diğer başka problemlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde vücut sıvılarının artması karpal tünel içinde basınç artışına bu da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabilir..

Karpal Tünel Sendromunun Belirtileri Nedir ?

Başlangıç döneminde ilk bulgular genellikle elde yanma uyuşma, elde güçsüzlük, çabuk yorulma ve özellikle ilk üç parmakta karıncalanma hissidir. İlerleyen dönemlerde ağrı şiddetlenirken parmaklarda uyuşmaların başladığı görülür. Ağrı ve uyuşukluk hissi genellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilir ve belirtiler hasta ellini salladığında ve bileğini hareket ettirdiğinde azalır.

Çok ilerlemiş vakalarda baş parmak tabanı etrafındaki kaslarda erime ve buna bağlı başparmakta güçsüzlük ortaya çıkar. Parmaklardaki his kaybı nedeni ile ağrı ve acı hissi de olmadığından hasta fark etmeden parmaklarını yakabilir veya kesebilir.

Karpal Tünel Sendromunda Teşhis Nasıl Konulur ?

Klinik bulgular ve hastanın şikayetleri genellikle teşhis için yeterlidir. Ancak kesin teşhis için sinir içindeki elektrik sinyallerinin taşınıp taşınmadığını gösteren EMG (elektromyografi) tetkiki de yapılmaktadır.

Karpal Tünel Sendromu Cerrahi tedavisinde;(cerrahi dışı tedaviler yeterli olmaz ise)

Normalde klasik yöntemler ile 40-45 dakika sürebilen KARPAL TÜNEL SENDROMU cerrahisini yaklaşık 1-2 dk süre içerisinde rejyonel intravenöz anestezi(RIVA)eşliğinde hemen hiç acı çekilmeksizin ve hiç kanama olmayacak şekilde  0,5-1,0 cm’lik bilek insizyonu ile ‘RETİNAKÜLATOMİ’ yöntemi ile yapmaktayım. Bu şekilde 2500 civarı karpal tünel sendromu cerrahisi gerçekleştirdim. Avuç içi nisbeten ‘ölü cilt’ dokusunun iyileşme süresi uzunluğu göz önüne alındığında bileğin taze ve hızlı iyileşen cildinde 1 cm lik tek kesi olması ve bu cerrahi sonrası genelde hasta ertesi günden itibaren ev içi işlerini yapmaya başlamaktadır.

RETİNAKÜLATOMİ’ nin Avantajları

1-)  0.5-1cm lik kesi ile çok erken yara iyileşmesi ( şeker hastaları diyaliz hastaları ileri yaşlarda olanlarda yara iyileşmesi zaten geç olduğu için ölü bir doku olan el tabanında yapılan klasik cerrahiden oldukça avantajlıdır.)

2-)  Ertesi gün hatta bazen aynı gün hastanın günlük işlerde elini kullanmaya başlaması.( ertesi gün günde 1000-2000 defa tüm parmakları açıp kapayacak şekilde çok kolay yapılan bir egzersize başlaması ile birlikte evde o eliyle hastamız yemek yiyebilir, yemek yapabilir, etrafı toplayabilir elini çok zorlamayacak şekilde evde tüm günlük işlerine başlayabilir.)

3-)  Cerrahinin ‘acısız’ ve ‘kansız’ olması(RIVA anestezisi ile birlikte tüm kol kanı sıvazlanmış olur ve sadece kola yapılan anestezik madde ile ağrı duyulması en minimal halde olur. klasik cerrahi hem yaranın cerrahi boyunca kanayabildiği ve hastanın da ağrı duyabildiği şekildedir.)

4-)  cerrahi sonrası ‘1 saat’ gibi kısa bir sürede hastanın taburcu olması.

Özel Medikar Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Dr. Murat Erden sıcak havalarda kalp rahatsızlığı olanların dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Terleme ve terin buharlaşması ile vücuttan ısı kaybı olur. Deri altı kan damarlarının genişlemesi deride kan dolaşımını arttırır ve vücut ısısının azaltılması sağlanır. Bu durum kan basıncının düşmesine ve nabız sayısının artmasına yol açar. Soğuk ortamda ise deri altı kan damarları büzülür, vücuttan ısı kaybı azalır, el ve ayak gibi vücudumuzun uç kısımlarında üşüme hissedilir. Vücut ısısını dengelemek için cilt altı damarlara kan pompalayan kalbin yükü artar ve kalp hızlı çalışır. Bu durum koroner arter hastaları için iyi değildir, kalbin yorulmasına ve kalp kasına kan gidişinde azalmaya sebep olur, hastalarda göğüs ağrıları ortaya çıkar. Bazı kalp hastalarında kullanılan nabız yavaşlatıcı ilaçlar vücudun soğutma sisteminin etkin çalışmasını olumsuz etkiler ve hastalar sıcaklığı daha fazla hissedebilir .

Aşırı sıcak havada kalbi korumak için 10 öneri

  1. Özellikle güneşin etkili olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunulmamalıdır.
  2. Kıyafet ve ayakkabı seçimi mevsime uygun olmalıdır. Açık renk, hava geçirgenliği olan ve ter emici özellikte giysiler tercih edilmelidir.
  3. Gün içerisinde susamadan su içilmelidir. Özellikle 50 yaş üzerinde susuzluk belirtileri daha geç hissedilmektedir. Suyun her zaman görüş mesafesinde olması hatırlatıcı olacaktır.
  4. Sıcakta vücudun kendini soğutabilmesi için ekstra güç sarf etmesi gerekir. Egzersiz sıcak havada, güneş altında ya da kapalı alanda değil, serin saatlerde ve açık havada yapılmalıdır. Örneğin hafif tempolu yürüyüşler yapılabilir ancak sık sık mola verilmelidir.
  5. Klima kullanımına özellikle dikkat edilmelidir. Özellikle sıcaklıkların çok yüksek olduğu zamanlarda eve girer girmez klima çalıştırılıp karşısında oturulmamalıdır. Klima ısının 22-23 derecelerde olması yeterlidir.
  6. Kişi kalp, tansiyon ilacı ya da idrar söktürücü ilaç alıyorsa, vücudun sıcakla baş edebilmesi daha zordur. Sıvı kaybı daha fazla olabilir, kalp ritmi yeterince hızlanamayabilir, tansiyon aşırı düşebilir. Bu ilaçların dozları mevsime göre ayarlanmalıdır.
  7. Alkol, sigara ve kafeinli içeceklerden kaçınılmalı,alkol sıcağın olumsuz etkilerinin hissedilmesini engelleyebilir, ama sıvı kaybını artırır. Kafeinin ise idrar söktürücü etkisi sıvı kaybının derinleşmesine sebep olur.
  8. Baş ağrısı, aşırı terleme, soğuk terleme, aşırı yorgunluk, çarpıntı, sık soluk alma ihtiyacı, baş dönmesi, kendini kaybetme, bulantı, kusma gibi belirtilerle karşılaşıldığında mutlaka en yakın sağlık merkezine ulaşılmalıdır.
  9. Sıcak havalarda ağır ve çok sıcak yemekler yerine; hafif, lif içeriği yüksek ve serinletici yiyecekler tercih edilmelidir. Vücut fazla enerji harcayamadığı için kilo alımına çok dikkat edilmelidir.
  10. Gün içerisinde kısa süreli duşlar alınabilir. Aşırı sıcakta kalındığında doğrudan soğuk su ile duş yapılmamalıdır ve serinlemek için suya balıklama atlanmamalıdır. Deniz ve havuza girerken vücudun yavaş yavaş alıştırılması, mümkünse sırtüstü yüzülmesi sağlık açısından önemlidir.

Süper Lig de ilimizi temsil eden Kardemir Karabükspor kamp dönemi öncesi hastanemiz de sağlık kontrolünden geçti.

İki gün süren sağlık kontrolünde futbolculara çeşitli birimlerimizde tetkik ve tahliller yapılırken, uzman hekimlerimizde muayenelerini  tamamladılar.

Özel Medikar Hastanesi Diş Tabibi Aynur Kalyoncu erken çocukluk çürüğü hakkında bilgi verdi.

Erken başlayan çürükler için günümüzde Uluslar arası kabul edilen erken çocukluk çağı çürükleri(EÇÇ) yaşamın ilk 3 yılı süresince dişin herhangi bir yüzeyinde herhangi bir çürük oluşumunun belirtisi ile tanımlanmaktadır. En sık görülen yüzeyler üst kesiciler ve birinci azılardır. Çürük genellikle üst kesici dişlerin dişetine yakın üçte birinde çember şeklinde lezyonlar olarak başlar. Eğer çürük süreci aktif kalırsa diğer dişlerde sürer sürmez etkilenecektir.

Erken çocukluk çürüğü genelikle  biberonla beslenme ile ilişkilendirilir. Biberonun içine şekerli besinlerin konulması kötü ağız hijyeni ile birleştiğinde çürük gelişimi için temel risk faktörlerini oluşturur. Özellikle tükürük akışının azaldığı gece saatlerinde şekerle tatlandırılmış yiyeceklerle beslemek çok yıkıcıdır.

Bu yaş grubundaki çocukların tedavileri ile ilgili en büyük sorun sabırlarının sınırlı olması, yabancılara ve stresli durumlara karşı hissettikleri korku ile işbirliğine yaklaşmayan davranışlarıdır. Bu sebepten bu yaşlarda derin sedasyon veya genel anestezi olmaksızın restoratif tedavi yapmak neredeyse imkansızdır.

Erken çocukluk çürükleri tedavi edilmezse kısa sürede dişlerde ağrı ve iltihaplanma meydana gelir. Gelişen bu enfeksiyonlar yemek yerken huzursuzlanmasına, yemek  istememesine, geceleri düzenli uyku uyuyamamasına neden olmaktadır. Tedavi edilmeden uzun dönem devam eden süt dişi enfeksiyonları süt dişlerinin altında gelişmekte olan daimi diş tomurcuklarına da zarar verebilir. Üst ön kesici dişlerde büyük madde kayıpları yapan çürükler aynı zamanda çocuğun konuşmasında ve estetik görünümünde de problem yaratır.

Bu dönemde çocuklar etkin diş fırçalama becerisine sahip değildir. Bebeklik döneminde anne dişler üzerindeki birikintileri temiz gazlı bez ile silerek dişleri temizleyebilir. Gece beslenmesinde biberon içerisine şeker, bal, pekmez gibi şekerli gıdalar eklenmemelidir. Çocuk 1-1,5 yaş aralığında ebeveyn yardımı ile diş fırçasıyla fırçalama yapabilir.3 yaşından küçük çocuklarda tükürme refleksi tam gelişmediği için florür içermeyen diş macunları kullanılmalıdır. Mercimek büyüklüğünde diş macunu yeterli olur. Alışkanlık kazanımı için önce çocuğun fırçalaması sağlanır, daha sonra ebeveyn tüm diş yüzeylerini temizleyecek şekilde nazikçe fırçalar.”

Baş ağrısı dünyada en yaygın görülen hastalıklardan biri olup doğru tanı konulduğunda tedavisinin oldukça kolay olduğu bir hastalıktır.

Ancak toplum olarak her şeyi ertelediğimiz gibi baş ağrılarını da önemsemeyip erteleyen fazlaca insan barındırıyoruz. Stres ve sıkıntı ile ilişkili baş ağrısından beyin tümörü olasılığına kadar geniş bir yelpazede değerlendirebileceğimiz baş ağrısı hastalığı oldukça  ciddi bir sağlık sorunudur.

Toplum olarak bu konuda yaptığımız en büyük yanlış ise baş ağrılarını ağrı kesiciler ile geciktirmek. Bilinmelidir ki ağrı kesicilerin o an mevcut ağrıyı uzaklaştırma dışında hastalığın tedavisi ile kesinlikle bir ilişkisi bulunmamaktadır. Üstelik uzun süreli ağrı kesici kullanımı beyinde hassasiyet meydana getirip ilaç aşırı kullanım baş ağrısı dediğimiz bir diğer kliniği beraberinde getirmektedir.

İlaç aşırı kullanım baş ağrısı hastalığında her ağrı hissi sonrası içilen ağrı kesiciler zaman içinde ağrıyı geçirmemekte ve hatta geçen süreçte ağrı şiddetini ne yazık ki arttırmaktadır.

Ne yazık ki doktor kontrolünde ve uygun tedaviler altında ağrı kesici kullanımı bırakılmadığı sürece de hasta baş ağrısı yakınmalarından hiçbir şekilde kurtulamamaktadır.

Ayrıca ağrı kesicilerin uzun süre kullanımında gastrit, ülser, mide kanamaları, böbrek yetmezlikleri, karaciğer yetmezlikleri ve kanama bozuklukları gibi onlarca yan etki ile de hasta başbaşa kalmaktadır.

Karabük ve Safranbolu yöresi halkı olarak siz siz olun ağrı kesici kullanırken bir daha düşünün. Belki de altta yatan çok önemli bir beyin hastalığını atlıyor ya da farkında olmadan mide, karaciğer ve böbrek gibi sizin için hayati olan organları ciddi bir risk altında bırakıyor olabilirsiniz. Doğru tanı ve tedavi ile kurtulabileceğiniz baş ağrılarınız için en yakın zamanda bir nöroloji doktoruna başvurun.

Özel Medikar Hastanesi Diş Tabibi Aynur Kalyoncu Ramazan Bayramı öncesi diş sağlığı konusunda halkımızı uyardı.

Kalyoncu”Ramazan Bayramında örf ve adetlerimize göre akraba eş dost ziyaretleri çok olur. Bu ziyaretlerde genellikle baklava ,şeker, çikolata, lokum gibi karbonhidratlı besinler ikram edilir.

Karbonhidratlı gıda tüketimi ağız ortamında asidik pH meydana getirir ve bu ortamda diş çürükleri daha hızlı gelişir. Ayrıca çürük ,diş hassasiyeti, diş eti rahatsızlıkları gibi var olan sorunlar da karbonhidrat tüketimine bağlı asidik ortamdan olumsuz etkilenir. Bu nedenle tatlı tüketiminden sonra bol su içmek gereklidir. Günde üç kez dişlerimizi en az 3 dk sürecek şekilde ve tüm diş yüzeylerine diş fırçasının temas edip etkin bir temizlik sağlayarak fırçalamalıyız. Sabit kron-köprü protezlerinin altı bu protezler için özel tasarlanmış diş ipleri ile temizlenmelidir. Ortodontik tedavi gören hastalar dişler üzerindeki braketler nedeniyle karbonhidrat tüketimlerini minimuma düşürmeli, lokum gibi yapışkan gıdalardan ve asitli içeceklerden uzak durmalılar. Şeker ve çikolatayı çok seven ve bayramlarda fazlaca tüketen çocukların diş bakımı mutlaka ebeveynler tarafından hatırlatılmalı hatta ebeveyn kontrolünde dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır.

Tüm halkımıza sağlıklı, huzurlu, mutlu bayramlar dilerim….

Ramazan Bayramında ve bayram sonunda beslenmeye dikkat edilmesini belirten Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Bal halkımızı bilgilendirdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Bal “Ramazan ayı boyunca oruç tutan kişiler, günlük öğün sayısını azaltmaları ve beslenme düzeninde meydana gelen değişiklikler nedeniyle, bayramda normal yeme düzenine geçtiklerinde psikolojik olarak daha fazla yemek yeme eğilimine girmektedirler. Ramazandan önce ki tükettiğiniz besin miktarının aynısını bile tüketiyor olsanız artık metabolizma nispeten yavaşladığı için aynı besinlerle alınan enerji vücuda fazla gelir ve ağırlık artışı olduğunu görürsünüz. Bu yüzden ramazan öncesi tükettiğimiz kalori miktarından daha az tüketerek bayrama başlamalıyız.

Burada ilk hedef metabolizmayı yeniden düzenlemek veya en azından eski haline getirmektir. Kimi kişiler hala kendilerini oruç tutuyor zannederken, kimi kişiler ise ‘oruç bitti şimdi yeme zamanı’ diyerek aşırı miktarda besin tüketirler. Bayram sonrası aşırı yemek yeme ile bazı problemler kaçınılmaz olur. Bunların en önemlisi hazımsızlık ve mide problemleridir. Ayrıca, gelenek üzere bayramda tatlı tüketimi de artmaktadır. Her ziyarette sunulan birbirinden lezzetli çikolata ve tatlı ikramları sonucunda bayram sonrasında çoğu kişide ağırlık artışına sebep olmasının yanı sıra bayram süresince yüksek miktarda kalorili, yağlı, şeker içeriği yüksek karbonhidratlı besinlerin tüketimi bayram süresince başta şişkinlik, hazımsızlık, tansiyon problemleri olmak üzere, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıklarına sebep olabilmektedir.

Bayramda ve bayram sonrasında sağlıklı beslenme önerileri:

  • Hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalıdır.
  • Bayram sabahı uzun açlık sonrası yapılacak ilk kahvaltının da büyük önemi vardır. Kalktığınızda aç karnına 1 bardak ılık limonlu su ve 3 kuru kayısı almanız ramazan sonrası yaşanan şişkinlik ve kabızlık şikayetlerinin azalmasına sebep olacaktır. 30 dk sonra mutlaka kahvaltı yapılmalıdır. Kahvaltıda börek, kızartma tarzı ağır ve yağlı gıdalar yerine peynir, zeytin, reçel/pekmez, domates-salatalık, haşlanmış yumurta, tam buğday ekmeği, bitki çayı şeklinde olmalıdır.
  • Ramazan bayramı boyunca tatlı, çikolata tüketimine dikkat edilmeli, eğer tatlı tüketmek isteniyorsa sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Ziyaretlerde ikram edilen tatlıları geri çeviremiyorsak bile sadece tadına bakıp bırakmalıyız.
  • Besinler iyi çiğnenmeli, yavaş yavaş, azar azar ve sık yenilmelidir.
  • Mutlaka ara öğün yapın. Ramazan sonrasında mide problemlerine sebebiyet vermemek, metabolizma hızının arttırılması, öğünlerde fazla miktarda besin tüketiminin engellenmesi amacıyla az az sık sık besin tüketimine önem gösterilmelidir. 3-4 saatte bir tüketilecek ara öğünlerde meyve, ayran-simit, süt-grisini, tost, kepekli bisküvi, ceviz tarzında küçük miktarlarda besin tüketimine dikkat edilmelidir.
  • Ana öğünler: Ramazan da akşam yemekleri yüksek kalorili ve çeşitli olmaktadır, metabolizma hızının artması ve düzenlenmesi için bayram süresince mümkün olduğu kadar öğle yemekleri kalori bakımından daha ağırlıklı olmalıdır ayrıca akşam yemekleri mümkün olduğu kadar hafif ve düşük kalorili olmalıdır. Öğle yemeğinde protein ağırlıklı, akşam ise sindirimi kolay, düşük kalorili sebze ağırlıklı bir menü tercih edilmelidir.
  • Ara öğünde dondurma veya sütlaç gibi hafif bir tatlı yiyebilirsiniz.
  • Akşam yemeğini çok geç saate bırakmayınız. Yavaş yemeye dikkat ediniz.
  • Yatmadan iki saat önce yemek yemeyi kesin. Akşam yemeğinden sonraki ara öğünde, meyve-yoğurt gibi besinlerin tüketimi tercih edilmelidir.
  • Bayram süresince ve bayramdan sonra sıvı alımı arttırılmalı, günde yaklaşık 1.5- 2 litre su içilmeli, sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, komposto gibi sıvı gıdalar eklenmelidir.
  • Şeker, kalp ve yüksek tansiyon hastaları ile kronik hastaların, sürdürdükleri diyete bayram süresince de özen göstermeleri önemlidir.
  • Ramazan ayı boyunca yavaşlayan metabolizmanın tekrar düzelebilmesi, vücut ağırlığının dengede tutulabilmesi için bayramdan sonra yeterli ve dengeli beslenme, öğün atlamama, bol su içme vb. sağlıklı beslenme ilkelerine uymanın yanı sıra düzenli fiziksel aktivite yapmaya da özen gösterilmelidir.
  • Her şeyden önce mutlaka doktorunuzun ve diyetisyeninizin önerileri çerçevesinde hareket ediniz. Havaların sıcak olması nedeniyle su tüketiminize özen gösteriniz.
  • Çay ve kahve gibi içecekleri aşırı tüketmeyiniz. Bunların yerine su, soda, ayran veya meyve suyu içmeyi tercih ediniz. Özellikle yaşlılar ve tansiyon hastalarının gün boyu kahve ve çay tüketimlerine dikkat etmeleri, bitki çaylarını tercih etmeleri, günde 2 fincandan fazla kahve tüketmekten kaçınmaları önerilmektedir.

Özel Medikar Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı  Dr. Şöhret Gedirli sağlıklı beslenme konusunda halkımızı bilgilendirirken, bazı gıdalarında hangi vitaminleri içerdiğini, nelere iyi geldiğini belirtti

İç hastalıkları Uzmanı Şöhret Gedirli” Sağlıklı beslenme, tek bir cümle ile özetlemek gerekirse “besin değeri yüksek, günlük olarak alınması gereken protein, karbonhidrat, yağ, mineral ve vitaminleri içeren gıdaların, sağlığı korumak, iyi hissetmek ve enerji vermesi için dengeli olarak tüketilmesidir. Sağlıklı beslenme her yaştan insan için önemlidir ve ideal kilonun korunması, beynin, kalbin ve diğer organların fonksiyonlarını yerine getirebilmesi, insanın kendini iyi hissetmesi, vücudun sağlıklı ve güçlü olması için gereklidir. Vitamin ve mineral bakımından zayıf, fazla miktarda protein, karbonhidrat veya yağ içeren beslenme şekli çeşitli hastalıklara yakalanma riskini yükselterek vitamin ve mineral eksikliğine yol açabilir.  Sağlıklı bir beslenme için gün boyu alınan protein, karbonhidrat ve yağın dengelenmesi, önerilen miktar ,farklı vitamin ve mineraller için, farklı renklerdeki meyve ve sebzeleri haftanın günlerine yayarak tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

Hemen hemen her beslenme uzmanı (eğer özel bir sağlık koşulunuz yoksa) günde toplam 5 kase sebze ve meyve tüketilmesini önermektedir. İlk anda çok fazla gelebilir, ancak bu miktar 2-3 adet meyve ile 2 çorba kasesi sebzeye denk gelmektedir.  Sebzeleri ve meyveleri çeşitlendirmek başta söylediğimiz gibi farklı vitamin ve mineralleri almanızı sağlar. Ayrıca sebze ve meyve tüketimi yemekten sıkılmamanıza yardımcı olur.

Örneğin 1 gün içinde brokoli (yeşil), muz (sarı), patlıcan (mor), portakal (turuncu), biber (kırmızı) yemek ihtiyaç duyduğunuz vitamin ve minerallerin çoğunu almanızı sağlar.

Örneğin; sabah kahvaltısında portakal suyu içmek, öğle yemeğinde ıspanak yemeği ve domates salatası yemek, akşam yemeğinden sonra muz yemek beslenme açısından sağlıklı bir gün olacaktır. Bu besin grubu ülkemiz açısından çok önemli; çünkü ekmek tüketimi Türk mutfağında oldukça fazla. Maalesef “klasik ekmek” sağlığımız açısından pek faydalı değil. Çünkü bildiğimiz ekmek hazırlanırken işlenen buğdaydan elde edilen un kullanılıyor. Bu nedenle beyaz ekmek tüketimi alışkanlığını tam tahıllı ekmek ile değiştirmeliyiz.

Tam tahıllı ekmekte ise buğdayın tamamı (kepek, çekirdek…vb.) kullanıldığı için mineral ve besin lifi açısından daha zengindir. Bir ekmeğin sadece rengine bakarak tam tahıllı olup olmadığını anlamak mümkün olmadığı için “içindekiler” bölümünü okumalısınız. Ekmeğin tam tahıllı kabul edilebilmesi için dilim başına 2-3 gram besin lifi içermesi gerekir.

Bazen diyet listelerinde “protein diyeti”, “karbonhidrat diyeti” veya “0 yağ diyeti” başlıklarıyla sunulan diyet programlarını görebilirsiniz. Aslında tek bir bileşene odaklanan bu tarz diyetler çok sağlıklı değildir çünkü vücudun tüm bu besin değerlerine ihtiyacı vardır. Genel sağlığımızı korumak için gerekli protein, demir ve yağ asitleri bakımından zengin olan et, aynı zamanda yüksek oranda   yağ ve kolesterol içermektedir.

Bu nedenle özellikle koyun eti daha kısıtlı yenmelidir, hatta ileri yaşlarda tüketilmemelidir. Dana eti ise haşlanmış olarak tüketildiğinde daha yararlıdır ve metabolizması daha kolaydır.

Eğer kırmızı et yemek istemiyorsanız daha az yağlı ve daha sağlıklı alternatifler olan hindi eti ve balığa veya  temin edebiliyorsanız organik tavuğa yönelebilirsiniz. Bitkisel protein kaynağı olarak fasulyeyi kullanabilirsiniz.  Ancak bitkisel kaynaklar et kadar demir ve protein içermediğinden, bu besin değerlerini tam olarak almak için beslenmenizi çeşitli gıdalarla desteklemeniz gerekebilir. Günde 50 gram yağsız veya az yağlı yoğurt yemek, 2 bardak yağsız veya az yağlı süt içmek, 3-4 dilim yağsız kaşar peyniri ve beyaz peynir yemek kalsiyum, A vitamini, fosfor ve D vitamini açısından iyi bir beslenme sayılabilir.

Eğer süt ve süt ürünlerini sevmiyorsanız bu önemli vitamin ve mineralleri havuç, tatlı patates, kabak, brokoli, koyu yeşil yapraklı sebzeler, somon, sardalye, güçlendirilmiş tahıllar ve diğer besin kaynaklarından aldığınıza emin olun. Laktoz intolerasınız varsa doktorunuza danışarak laktaz takviyesi alabilirsiniz.

Gıdalarla birlikte bir miktar yağ almanız gerekiyor ancak alınan yağ miktarı fazla olmamalıdır.

Gün boyu alınan kalorinin sadece %30-35’inin yağlardan gelmesini tavsiye ediyoruz.

Yağların 3 ana çeşidi bulunuyor:

Kötü kolesterolü yükselten doymuş yağlar

Tekli doymamış yağlar

Kötü Kolesterolü Yükselten Doymuş Yağlar:

Tam yağlı süt, peynir, dondurma, yağlı etler, palmiye ve hindistan cevizi yağları gibi bazı bitkisel yağlar ve hayvansal ürünlerde bulunur. Trans yağ da doymuş yağlar sınıfındadır ve margarin, bisküvi, kraker, çerez, börekler, pastalar, unlu mamuller ve işlenmiş yağlar ile kızartılan gıdalarda bulunur.

Tekli ve Çoklu Doymamış Yağlar:

Bu yağlar “sağlıklı yağlar” olarak adlandırılmaktadır ve “iyi kolesterol”ün yükselmesine kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olan yağlardır. Bu tip yağlar daha çok balıklarda ve çeşitli bitkisel doğal yağlarda bulunmaktadır. Çoklu doymamış yağlar

Ceviz: Beynin gıdası olarak bilinir.  Vitamin B6, manganez ve Omega 3 yağ asitleri beyin ve sinir sisteminin çalışmasına en olumlu etki yapan maddelerdir.

Havuç: Havuçta bulunan A vitamini ve beta karoten başta kanser olmak üzere tümör ve birçok hastalık için şifa kaynağıdır. Bunun yanı sıra cilt ve göz sağlığı için önemli bir besin kaynağıdır.

Kültür Mantarı: Son derece besleyici bir bitki olup yüksek oranda protein, fosfor ve folik asit içerir. Kemik ve dişleri güçlendirir; kolestrolü düzenlemeye yardımcı olur. İyi bir lif kaynağıdır.

Üzüm: Bol miktarda vitamin,  mineral  ve vücut için gerekli bileşenler içerir. Beyin, sindirim sistemi, solunum sistemi, cilt  sağlığında ve kanserden korunmada büyük katkı sağlamaktadır.

Grayfrut: Enfeksiyonlara karşı vücudun korunması için önemli rolü vardır.  Dişeti kanamalarını önlemeye ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur.  İçindeki likopen ve limiodis özelikle meme kanserine karşı önleyicidir.

Zencefil: Çok eski tarihlerden beri bilinen zencefil bitkisel ilaç olarak kullanılmıştır. İçerdiği zengin vitamin ve besinler yardımıyla hastalıklara karşı koruma sağlayan bir bitkidir. Mide bulantıları ve kusmalara karşı etkilidir. Mide ve pankreas enzimlerini uyarıcı özelliktedir.

Fasulye: Tam bir protein, vitamin ve mineral deposu olan  fasulye A, B, C vitaminlerinin yanısıra demir ve magnezyum mineralleri açısından zengindir.  Böbrek kumu ve taşlarını dökmeye yardımcı olur.

Avakado: E vitamini, aminoasitler, B1ve B2,magnezyum yönünden zengindir. Zihinsel ve fiziki gelişimi destekler. Bebeklere rahatlıkla mama olarak verilebilir.

İncir: Yüksek oranda kalsiyum, fosfor, magnezyum içermektedir.  Kemik ve dişlerin oluşumu için temel bir önemi vardır. Özellikle kuru incir hücreleri yeniler. İçerdiği yüksek protein, vitamin ve minerallerin yardımıyla testis hücrelerini besler.

Kereviz: A ve C vitamini kaynağıdır. Yoğun olarak potasyum, sodyum, kalsiyum ve manganez gibi çeşitli mineraller içerir.  Romatizma, romatoit artrit, osteoartrit gibi kemik hastalıklarının iyileşmesine katkıda bulunur.

Özel Medikar Hastanesi Yönetim Kurulu ve doktorları düzenlenen iftar yemeğinde aileleri ile birlikte  bir araya geldiler. Medikar Hastanesinin bir aile olduğunun en güzel örneklerinden biri daha yaşanmış oldu.

AYRILAN DOKTORUMUZ KAMİL UĞUR’A PLAKET

Uzun yıllar Medikar ailesinde Acil Doktoru olarak görev yapan Dr. Kamil UĞUR’ a verdiği değerli hizmetlerinden dolayı plaket verildi. Kısa bir konuşma yapan Genel Koordinatör Op. Dr. Gürol ŞAHİN Medikar ailesinden ayrılan Dr.  Kamil UĞUR’ a vermiş olduğu hizmetlerinden dolayı teşekkür eder, bundan sonraki yaşantısında da başarılar dileriz “ dedi .

Dr. Kamil UĞUR’ a plaketini Yönetim Kurulu Başkanımız Kamil GÜLEÇ ve Hastanemiz Genel Koordinatörü Op. Dr. Gürol ŞAHİN  birlikte taktim ettiler.

İftar nedeniyle bir araya gelme fırsatı bulan doktor ve yönetim kurulu üyeleri uzun uzun sohbet ederek sıcak bir aile ortamı oluşturdular.y6 y1 y2 y3 y5

Özel Medikar Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Erdinç Ateş gebe bayanlarda iyot eksikliğinin neden olabileceği rahatsızlıklar konusunda halkımızı bilinçlendirdi.

Op. Dr. Ateş”İyot, vücudun enerji metabolizması üzerinde etkili olan tiroid bezinin çalışmasında ve tiroid hormonlarının üretilmesinde önemli rol oynayan bir eser elementtir.

Gebelerde, gebeliğin başlangıcından doğuma kadar organ sistemlerinde yapısal ve işlevsel değişiklikler olur. Doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen birçok hormonal bozukluk; çocuk sahibi olmayı engellediği, gebelik süresince anne ve çocuk üzerinde istenmeyen sonuçlara yol açabileceği için uygun şekilde tespiti ve tedavisi gerekir. Gebelik, tiroid bezi hastalıkları açısından kritik ve bu yüzden de araştırılması gereken bir dönemdir. Genç kadınların gebelik dönemlerinde guatr oluştuğu, mevcut guatrın hızlı büyüdüğü ve daha belirgin hale geldiği bilinmektedir. Bu olay iyot eksikliği olan coğrafi bölgelerde oldukça sıktır. Gebelik dönemindeki kadınların iyot ihtiyaçları diğer genç insanlara göre çok daha fazladır. İyot eksikliği olan gebelerde, gereken iyot ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bu durumdaki gebelerin iyot tabletleri almaları gerekir. Şu unutulmamalıdır ki; iyot eksikliği de çocukta zararlı etkilere neden olur. Gebe kadınların %2 sinde aşikâr veya gizli tiroid hormonu eksikliği görülür. En önemli sebebi iyot yeterli bölgelerde otoimmün tiroid hastalığıdır (Hashimato tiroiditi). İyot eksikliği olan bölgelerde ise iyot eksikliğidir. Diğer nedenler arasında geçirilmiş tiroid cerrahisi, radyoaktif iyot tedavisi sayılabilir.

Kan tetkikinde TSH yüksekliği ve beraberinde ST3, ST4 düşüklüğü ile kolaylıkla tanı konulur.

Gebelerdeki iyot eksikliğinin nedeni artmış iyot kaybıdır. Kısmen çocuğa, kısmen de idrarla iyot atılımının artmasına ve sonuçta iyot dağılım alanının çoğalmasına bağlıdır. Gebelikte günlük iyot ihtiyacı ve gıdalarla alınan iyot miktarı arasında mevcut olan fark iyot eksikliğinde daha da artmaktadır. İyot, gebelikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimine yardım eder. İyot eksikliği, dünyada en yaygın önlenebilir zekâ geriliği ve beyin hasarı sebebidir. Gebelikte iyot eksikliği; düşük, gebelik zehirlenmeleri, doğum sonrası kanama riski, erken doğum ve anne karnında bebek ölümlerinde de rol oynayabilmektedir.

Hipotiroidi gebelik öncesi dönemde saptanırsa gebelikten önce tiroid hormonu yerine koyma tedavisine başlanır. Tedavi  veya gebelik öncesi TSH 2.5 Mu/L, gebelik te ilk 3 ayında TSH değerinin 2.5 Mu/L olması, 3 aydan doğuma kadar ise 3.0 Mu/L olmasını öneriyoruz.

Ne kadar ihtiyaç vardır?

Gebe kadınlarda: 220 mikrogram/günde

Süt veren kadınlarda: 290 mikrogram/günde

İyot Nerelerde Vardır?

İyot; süt ve süt ürünlerinde, yumurtada, sebzelerde, deniz ürünlerinde (özellikle okyanus ve tuzlu denizlerden çıkan ürünlerde), bira mayasında bulunur. Yiyeceklerdeki iyot miktarı, bölgenin suyu ve toprağına bağlı olarak değişiklik gösterir.

Deniz Ürünleri: Balıklar, özellikle de okyanus ve tuzlu su balıkları iyot bakımından oldukça zengindir. İyot oranı yüksek olan balıklar ton balığı, mezgittir. Karides ve diğer kabuklu deniz canlıları da iyot açısından zengindir.

İyotlu Tuz: Yemeklerde ve masada kullandığınız iyotlu tuz günlük olarak almanız gereken iyodu fazlasıyla sağlayacaktır. İyotlu tuzun mineral özelliklerini kaybetmemesi için ışık almayacak şekilde, kapalı kapta saklanması gereklidir.

Sebzeler: Ispanak, soya fasulyesi, şalgam, pazı, kabak, kuru fasulye ve sarımsak gibi sebzelerin iyot oranı yüksektir. Bu sebzeleri aynı zamanda vitamin kaynağı ve antioksidan olarak tüketebilirsiniz. Suya atılıp haşlanan sebzelerde iyotun yüzde 65′i kaybolur.

Meyveler: Genellikle iyi bir iyot kaynağı olmamakla birlikte birkaç meyve iyot içerir. Bu meyveler arasında yer alan çilek, düşük kalorili olması ve iyot oranı sebebiyle iyot eksikliği için rahatlıkla tüketilebilir. 6-7 adet çilek günlük iyot ihtiyacının yaklaşık %8’ini sağlar.

Yoğurt, Süt ve Peynir: Süt ve süt ürünleri iyot bakımından zengindir. Bir kâse yoğurt günlük iyot ihtiyacının yaklaşık %60’ını, 1 bardak süt %40’ını, 1 yumurta %20’sini karşılar.

Gebelikte kullanılan prenatal multivitaminler genellikle yeterli miktarda iyot içermez. Ancak, ayrıca iyot kullanımı genellikle gerekli değildir, besinlerle yeterli doz alınabilmektedir. İyot eksikliğini engellemek için sofra tuzları çoğunlukla iyotludur.

Hipertiroidi ve gebelik

Hipertiroidi gebelikte %0,2-1 sıklıkla rastlanmaktadır. Vakaların çoğu daha önceden Hipertiroidisi olan Graves Hastalarıdır.

Hipertiroidi annede; düşük, gebelik ile ilişkili hipertansiyon, erken doğum eylemi, anemi, enfeksiyon, kalp ritim bozuklukları ve daha ilerlemiş olgularda kalp yetmezliği ve tiroid krizine yol açabilir. Bebek açısından anne karnında gelişme geriliği, ölü doğum ve erken doğum olası istenmeyen sorunlardır.

Laboratuar değerlerinde TSH düşük, ST4 ve ST3 yüksek saptanarak tanı konulur.

6 Haziran Diyetisyenler Günü nedeniyle Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Yasemin Demirsoy sağlıklı beslenme konusunda halkımızı bilgilendirdi.

Demirsoy Sağlıklı beslenme tabağı oluşturarak sağlıklı beslenmeyi halkımızın daha kolay ve zevkli bir hale getirebileceğini belirterek” Sağlıklı beslenmede denge her şeydir. Öncelikle günlük ne kadar kalori almamız gerektiğini öğrenmeliyiz. Günlük besinlerle aldığımız kalori gün içinde harcadığımız kaloriyle dengede olmalıdır ki sağlıklı kilomuza ulaşabilelim. Gerektiğinde diyetisyen yardımı almaktan çekinmemeliyiz. Yemeklerimizi yerken keyfini çıkarıp porsiyon kontrolü sağlayarak tüketmeliyiz. Porsiyon kontrolü sağlamanın yanında çok hızlı yemek, televizyon, bilgisayar karşısında atıştırmak, veya duygusal durumumuzun inişli çıkışlı olması durumlarında istemsiz olarak yeme ihtiyacımızın artmasına bağlı olarak çok fazla kalori alımımız olabilir.Yemek sırasında ya da yemek sonrasındaki açlık-tokluk durumunuzu kontrol edip midenizi çok fazla besinle doldurmamalıyız. Evde büyük porsiyonlarda yemek yememek için küçük tabak veya kase kullanmalıyız. Dışarıda yemek yemememiz gereken durumlarda küçük porsiyonları tercih etmeliyiz. Tatlı yerine ilk tercihimiz meyve olmalıdır. Tatlı yemek isterseniz daha çok sütlü tatlıları küçük porsiyonlarda tercih etmelisiniz.

Günlük beslenmemizde daha çok yer vermemiz gereken besinleri atlamamlıyız. Sebze, meyve, tam tahıllar ve süt ürünlerini daha çok tüketmeliyiz. Bu besinler sağlıklı kalabilmeniz için vücudunuzun ihtiyacı olan potasyum, kalsiyum, D vitamini ve posa gibi besin ögelerini içerir. Öğünlerimizde veya atıştırmalık olarak her gün bu besinlerden tüketmeye çalışmalıyız.Tabağımızın yarısını gökkuşağı rengindeki sebze ve meyvelerle doldurmalıyız. Öğünlerimizde besin çeşitliliği kadar renk farklılığına da önem vermeliyiz. Pancar kırmızısı, havuç turuncusu, ıspanak yeşili ve karnabahar beyazı gibi renkler tabağınıza çok yakışacaktır. Et yemeklerimizle birlikte demir emilimini artırması için mutlaka salata tüketmeliyiz.  Meyveyi öğün aralarında veya tatlı olarak yemekten sonra tercih edebilirsiniz.

Süt ve süt ürünlerine her gün beslenmemizde yer vermeliyiz. Süt, yoğurt, peynir, ayran, kefir, cacık gibi besinlerden bir veya birkaçını her gün tüketmeliyiz. Kalp hastalığı, kolesterol gibi sağlık sorununuz veya laktoz intoleransı gibi duyarlılığınız varsa diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda az yağlı ya da laktozsuz olanlarını tercih edebilirsiniz. Bu besinler kalsiyum içerikleri yanında sindirim sisteminizi de koruyarak bağışıklığınızı kuvvetlendirmeye yardımcı olmaktadır.

Tam tahıllı ürünleri beslenme tabağımızı oluştururken tercih etmeliyiz. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, beyaz pirinç yerine de bulgur veya kepekli pirinç tercih etmeliyiz. Alışveriş yaparken seçimlerimizi tam tahıllı ürünlerden yana kullanmalıyız. Bu besinler hem kan şekeri kontrolünüzü sağlayarak çabuk acıkmanızı engelleyecek hem de ihtiyacınız olan posa, B vitaminleri gibi besin ögelerini sağlayacaktır. Bazı besinlere beslenmemizde daha az yer vermeliyiz. Doymuş yağ, şeker ve ekstra tuz eklenmiş olan besinleri olabildiğince az tüketmeliyiz. Bu besinleri günlük almamız gereken kalorinin bir parçası haline getirmemeliyiz. Bazı günlerde veya özel durumlarda kendinize izin verebilirsiniz tabiki porisyon kontrolünü unutmadan. Örneğin özel günlerde bir dilim pastanın tadına varabilirsiniz.. Besinlerdeki sodyum/tuz miktarına dikkat etmeliyiz. Yemeklerinize tuz ilave etmemeye çalışın. Turşu ve salamuralı besinlerde tuz miktarı yüksektir. Hipertansiyon ve kalp-damar hastalığınız varsa bu besinleri olabildiğince az tüketin veya diyetinizden çıkarın. Hazır gıdalardaki tuz miktarına dikkat etmek için mutlaka etiketleri okumalıyız.

Su tüketimimizi arttırmalıyız.Şeker içeriği yüksek içeceklerden uzak durmaya çalışmalıyız. Her saat başı 1 bardak su içerseniz zamanla alışkanlığınız haline gelir ve su tüketiminizi artırırsınız. Sıcak havalarda ve yoğun egzersiz yaptığımızda daha çok su içmeye özen göstermeliyiz..

 

 

 

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

btnimage