Beslenme uzmanı ve Diyetisyen Yasemin Demirsoy diyabet hastalarının beslenmesi konusunda bilgi verdi.

Pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan ömür boyu devam eden bir hastalıktır.

Besinler, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüşmek üzere parçalanırlar. Daha sonra bu şeker kana geçer ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli bireylerde insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kanda miktarı yükselir. Buna hiperglisemi denir. Kan şekeri belli bir düzeyi geçince idrarla şeker atılmaya başlar. İdrardaki şeker miktarının artması ile sık idrara çıkma, aşırı susama ve çok su içme görülür.

İnsülin eksikliği veya yetersizliğine bağlı olarak hücreler glikozu kullanamaz; gerekli olan enerji yağlar ve proteinlerden sağlanır. Bunun sonucu diyabetli birey hem zayıflar, hem de idrarda keton (aseton) oluşur.

Diyabetin Tipleri:

Tip 1 diyabet : Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapmaz.

Tip 2 diyabet : Vücut insülin yapar fakat yeterli kullanılmaz.

Nedenleri

Tip 1 diyabet:

-Kalıtım

-Pankreasa zarar veren virüsler

-Vücudun kendi savunma sisteminde oluşan ve pankreastaki insülin yapan hücrelerin tahribi ile sonuçlanan sorunlar

Tip 2 diyabet:

– Yaş (25 yaş üzeri) – Obezite – Kalıtım – gebelik sırasında diyabet gelişim

– Stres – Hipertansiyon – 4.5 kg’ dan ağır bebek doğuranlar

Diyabet Kontrolü:

Diyabette tedavinin amacı kan şekerini normal sınırlarda tutarak diyabete bağlı gelişebilecek sağlık sorunlarının ortaya çıkışını engellemek veya önlemek, yaşam süresini ve kalitesini yükseltmektir. Diyabeti kontrol altına almanın ilk adımı onu öğrenmektir.

Eğitim, fiziksel aktivite, beslenme tedavisi, insülin ve/veya ilaç diyabet tedavisinin birbirini tamamlayan parçalarını oluşturur.

Diyabette Beslenme Tedavisi:

Diyabetin kontrolünde temel yapı taşlarından biri beslenme tedavisidir. Beslenme tedavisinin amacı arzu edilen metabolik kontrolü sağlamaktır.

Açlık kan şekeri (AKŞ) : 70-120 mg/dl

Tokluk kan şekeri (TKŞ) : < 140 mg/dl

HbA1c : < % 6.5

Total kolesterol : < 200 mg/dl

LDL kolesterol : < 100 mg/dl

Trigliserit : < 150 mg/dl

Diyabetin ileri dönemde ortaya çıkabilecek kronik komplikasyonlarını önlemek ve tedavi etmek için; diyabetli bireylere yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırıp, yaşam süresini ve kalitesini yükseltmek amaçlanmaktadır.

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, boyuna, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından hazırlanır. Beslenme programı kişiye özeldir. Diyabetli bireyler yeterli ve dengeli beslenebilmeleri için enerji ve tüm besin ögelerinden önerilen miktarlarda almaları gerekir.

Yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim zamanları da büyük önem taşır. Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipoglisemiyi ve hiperglisemiyi önlemektedir.

İdeal öğün aralığı ve miktarı bireysel kan glikoz takibine yardımcı olur. 3 ana, 2-3 ara öğün tüketilmesi kan şekeri takibi açısından uygun olacaktır.

Diyabetli Bireyler İçin Öneriler

  • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli
  • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli
  • Öğün atlanılmamalı
  • İnsülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli
  • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli
  • Sigaradan uzak durulmalıdır.

12 kasım Dünya Zatürre günü nedeniyle hastanemiz Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül Zatürre hakkında bilgi verdi.

Zatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımı varlığında daha sık görülür.

     Belirtileri nedir ?

 

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. Ağır zatürre durumlarında bir hastada deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

 

Nasıl Tedavi Edilir

 

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok ağır zatürre durumlarında yoğun bakımda yatış, solunum desteği uygulanma zorunluluğu doğabilir.
Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi çoğu kez mümkün olmayabilir. Ancak zatürre tanısı konduktan sonra en kısa zamanda antibiyotik tedavinin başlanması gereklidir. Bu nedenle hastanın yaşı, kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak antibiyotik tedavi başlanır. Balgamda herhangi bir mikrobun izlerinin saptanması ve bu mikrobun hangi antibiyotikle tedavi edilebileceğine dair veriler 72 saat içinde sonuçlanır. Sonuçlara göre antibiyotik tedavi yeniden düzenlenebilir.
Hastanın yaşı, hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir.

Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalığın olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Genellikle ateşin düşmesini takiben 5-7 gün daha antibiyotiğe devam edilmesi önerilmektedir. Ancak bazı mikrop türlerine bağlı zatürre durumlarında tedavi süresini 10-14 güne bazen 21 güne kadar uzatmak gerekebilir.

 

Korunmak İçin Ne Yapmalı

Altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması, dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, pnömokok ve yıllık influenza aşıları ile pnömoni’ nin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir. Aktif veya pasif sigara içmek pnömoni’de bağımsız bir risk faktörüdür ve  tanısı alan olgulara sigarayı bırakma konusunda tıbbi destek verilmelidir.
En sık zatürreye neden olan mikrop pnömokoklardır. Pnömokoklara karşı yapılan pnömokok aşısı (zatürre aşısı) aşağıdaki durumlarda önerilir.

Pnömokok aşısı yapılması öneriler kişiler:

* 65 yaş ve üzeri
*Kronik hastalık (FEV1 %40 olan KOAH’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerarahi olarak yerinden tamamen çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı olanlar)
* Kronik alkolizm
* Dalak disfonksiyonu veya dalağı alınmış olanlar
• Bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullanımı
• Beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlar
• Pnömokok hastalığı veya komplikasyon riskinin artmış olduğu şartlarda yaşayanlar
Aşı, koldan kas içine yapılır. Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli olur.
Grip (influenza) de zatürreye zemin hazırlaması açısından tehlikeli olabilir. Her yıl en fazla gribe neden olan mikropların belirlenmesi ile her yıl yeni aşı hazırlanır ve grip aşısının her yıl tekrarlanması gereklidir. Aşı, Eylül, Ekim, Kasım aylarında yapılabilir.

Burun estetiği hakkında bilgi veren KBB uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner burun estetik ameliyatı olacak kişinin alanında iyi bir bir hekime  başvurması gerektiğini belirtti.

 

KBB uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner “Burun, koku ve nefes almanın başlangıç organı olması ve yüzümüzün ortasında,  yüz güzelliğinin küçük bileşenlerinden biri olmasına rağmen, iyi yapılan bir burun estetiği, solunum fonksiyonlarını arttırıp, hem de yüze ahenk ve uyum vererek , yüz güzelliğini ortaya çıkarır. Burun estetiğinde altın oran ile yüzdeki ahenk sağlanır.

Her hastada tam bir burun estetiğine ihtiyaç yoktur.

Aynı şekilde yüze uyumlu, yüzün güzelliğini ortaya çıkartacak burun ucu estetiği de yapılır. Hastanın isteğine göre estetik görünümden, doğal görünüme kadar değişebilen burun estetiği uygulamaları yapılmaktadır.

Burun estetiğinde başarı, hastanın hekimle karşılıklı olarak istenilen değişikliği birlikte konuşarak kararlaştırması ve doktorun da tecrübesiyle istenilen değişiklikleri ameliyatla ortaya çıkartması ile mümkündür ” dedi.

92 yaşındaki hastamıza 6 Bel omurga vidası, 2 adet bel disk protezi koyularak bel ağrılarından kurtuldu.

Türkiye’de ve bölgemiz de ilklere imza atan hastanemiz  yaptığı omurilik ameliyatı ile bir ilke daha imza attı. Uzun yıllardır bel ağrısı çeken 92 yaşındaki Durmuş Karaağaç isimli hastanın omurgasına,  6 adet bel omurga vidası, 2 adet bel disk protezi koyuldu. 2 saat süren ameliyat sonrası hasta aynı gün ağrısız bir şekilde yürümeye başladı.

Hastanın 1 ay önce  şiddetli bel ağrısı şikâyeti ile geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy” Yaptığımız muayeneden sonra ileri derece de 2 bölgede bel kayması, 2 yerde kopmuş,  omurilik kanalına baskı yapan ileri derecede bel fıtıkları, belinde osteoporoz ( kemik erimesi) ne bağlı çökme kırığı ve  omurilik kanal daralması tespit ettik. Hastamızın yaşı nedeniyle ilk etapta 15 günlük bir ilaç tedavisi uyguladık. Rahatsızlığı geçmeyip,  ağrıları daha da artması üzerine, anestezi uzmanlarımızın da onayını  alıp  hastamızı ameliyat yaptık.”

Omurga hastalıklarının mahkûmiyet olmadığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Atasoy” Bu yaşta bir hastaya uygulanan bu tedavi belki Türkiye’de bir ilk. Tabi şifa ilk olarak Allah’tan, tüm ameliyat ekibi olarak biz vesile olduk. Ameliyat sırasında yardımcı olan tüm ameliyathane ve anestezi ekibine  teşekkür ederim.Ameliyatımız 2 saat sürdü ve aynı gün öğleden sonra korse ile hastamızı ağrısız bir şekilde yürüttük” dedi

Hiçbir ağrısı kalmadığı belirten 92 yaşındaki Durmuş Karaağaç” Bel ağrılarım çoktu, çok şükür kurtuldum. Ağrısız bir şekilde yürüyorum, sadece ayaklarımda çok az bir güçsüzlük var. Oda geçecekmiş. Doktorumuzdan, herkesten Allah razı olsun.Hiç bir ağrım kalmadı,yürürken ağrım olmuyor” dedi.

 

Özel Medikar Hastanesi düzenlediği aile yemeğinde 5 yıldır görev yapan doktorlarına plaket verildi. Yemeğe Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Güleç,Uğur Bostancıoğlu, Sadık Özdemir,Yusuf Kalyoncu , doktorlarımız ve aileleri katıldı.

Plaket töreninden önce kısa bir konuşma yapan Genel Koordinatör Op. Dr. Gürol Şahin, yemeğe iştirak eden yönetim kurulu üyeleri  ve doktorlara teşekkür ederek” Bölgemizde ilklere imza atıyorsak, doktor ve çalışanlarımızın sayesindedir. Özverili çalışmalarından dolayı herkese teşekkür ederim. Nice 10- 15- 20 yıllarda plaketlerimizi vermek dileyile” dedi.

5 Yıldır hastanemizde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Erdinç Ateş ve Şakir Polay,  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğlu, Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Müfit Kemal Pehlivanoğlu, Üroloji Uzmanı Op.Dr. Emin Coşkun, Başhekim Yardımcımız ve Hemodilayiz Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun, Acil Hekimi Dr. Hayati Demir, Diş Tabibi Dt. Metin Cingöz, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden,  Anestezi Uzmanı Dr. Alper İynem ve  Biyokimya uzmanı Dr. Hacer İynem’e  plaketlerini yönetim kurulu, eşleri ve Genel Koordinatör Op. Dr. Gürol Şahin tarafından takdim edildi.

Hastanemiz Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Dr. Hüseyin Avni Aksoy çocuklarda Lösemi(Kan Kansei) hakkında bilgi verdi.

Tüm çocukluk çağı kanserleri göz önüne alındığında hastalıkların yaklaşık yüzde 30’unun lösemi olduğunu görülmektedir. Bir milyon nüfuslu bir popülasyonda her yıl yeni kanser görülme sayısı 120’dir. Bunun da yüzde 30’u lösemi olacağına göre, bir milyonluk bir popülasyonda her yıl 40 çocuk lösemiye yakalanmaktadır. Çocukluk çağı kanserlerinin çok kapsamlı klinik bulguları olsa da bazı belirtilerden şüphelenilerek araştırma yapılmalıdır.

Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

* Hızlı kilo kaybı
* İştahsızlık
* Renkte solukluk
* Vücutta morluklar ya da beklenmedik bezelerin uzun süre devam etmesi veya giderek büyümesi
* Karında şişlik
* Eklem ağrıları
* Uzun süre devam eden ve 5 günün üzerinde süren inatçı ateş

  • SEBEPLER
    * Tablet ve cep telefonu gibi teknolojik cihazların uzun saatler çocuklar tarafından kullanılması
    * Hava kirliliği
    * Gıda maddelerindeki katkılar
    * Kimyasal maddeler
    * Çürümüş gıdalar
  • ÇOCUKLAR KANSERİ DAHA KOLAY YENİYOR!

KREŞ VE OKUL ENFEKSİYONUNA DİKKAT!

Bebeklerin doğumdan sonra anneden aldığı bağışıklık sistemi yaklaşık 6-8 ay bebeği korumaktadır. Bu dönemden sonra ise çocuk kendi bağışıklık sistemini oluşturmaya başlar. Çocukların 2 yaşa kadar bağışıklık sistemi tam oturmadığı için yılda en az 5 kez enfeksiyon geçirirler. Özellikle kreş çağındaki çocuklar çok daha sık hastalanırlar. Sık enfeksiyon geçirme durumunun yani viral enfeksiyonların kanseri tetiklediği unutulmamalıdır.

3 ayda bir Çocuk Sağlığı ve hastalıkları uzmanına kontrol yaptırılmalıdır.

Özel Medikar hastanesi 26.Bölge Kastamonu Eczacılar odasına kapısını açtı. Odanın Rehber Eczane kapsamında verdiği “Diyabet Eğitimi” hastanemizin 8.katındaki toplantı salonunda yapıldı.

Karabük merkez ve ilçelerin de bulunan 55 eczacı bu eğitime katıldı. Eğitimden önce hastanemizin Kulak Burun Boğaz uzmanı Op. Dr. Gerçek İlker Şiriner hastanemizdeki “KBB Tedavileri ve Estetik Uygulamaları” hakkında bilgi verdi.

Eğitime katılan eczacılara sertifika dağıtımı ve toplu fotoğraf çekimi ile program sona erdi.

26. Kastamonu Bölge Eczacılar Odası her türlü etkinliklerinde kendilerine kapılarını açan Özel Medikar Hastanesine teşekkür etti.

Karabük de yaşayan ve 1 senedir şiddetli baş ağrısı, balgam, burun tıkanıklığı ve akıntısı şikayeti olan 30 yaşındaki Kifah Khudhaır İstanbul’da bir çok hastanede hastalığına çare bulamadı.İstanbul da büyük bir hastanede polip çıkarması ameliyatı olmasına rağmen, şikayetleri devam edince yaşadığı ilde doktor arayışına girdi.

Hastanemizde görev yapan Kulak Burun ve Boğaz uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner’e muayene olan Khudhaır yapılan endoskopik sinüs ameliyatı ile eski sağlığına kavuştu.

Hastanın daha önce ameliyat olmasına rağmen şiddetli baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve akıntısının olduğunu söyleyen Kulak Burun ve Boğaz uzmanı Op.Dr.Gerçek İlker Şiriner”Hastamız İstanbul’da büyük bir hastanede polip çıkarma ameliyatı olmuş. 1 ay geçmesine rağmen şikayetleri aynen devam etmiş.Bize gelen hasta, yapılan muayene sonucu, endoskopik sinüs ameliyatına karar verdik.1.5 saat süren ameliyat sonun da hastamız eski sağlığına kavuştu ve 1 gün sonra taburcu ettik.Sinüslerin fonksiyonların sürdürmelerini sağlamak için sinüs ağızlarının riskli bölgedeki poliplerin temizlenmesini sağladık.Bölgemizde de ilk defa yapılan bir ameliyattır.

Endoskopik sinüs ameliyatlarının, alanında tecrübeli olan hekimler tarafından yapılmasını tavsiye eden Şiriner” Bu ameliyat bu konuda eğitim almış, tecrübesi olan ve özel aletlerle yapılan bir ameliyattır.Şikayeti olan hastaların özellikle tecrübesi iyi olan uzmanlara ameliyat olmalarını tavsiye ettiğini sözlerine ekledi.

Kifah Khundhaır taburcu olurken, kendisini sağlığına kavuşturan Özel Medikar Hastanesi Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ederim” dedi.

Özel Medikar Hastanesi olarak, hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, ağrısız ve sağlıklı bir yaşam dileriz.

Hastanemiz Genel Cerrah Uzmanı Op.Dr. Mustafa Başar 3-9 Kasım 2017 tarihleri Organ Bağış haftası olması nedeniyle Organ Bağışı hakkında bilgi verdi.

Organ bağışı, kişinin hayatta iken, serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarınızın başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesidir.Artık yaşarken de bazı organlar bağışlanabilmektedir.

Yaşarken yapılabilen organ bağışlarında böbrek ilk sıradadır. Vücudumuzda çift böbrek bulunduğu için, bir tanesi bağışlandığında diğer böbrek işlevini kaybetmez. Karaciğer de yaşarken bağışlanabilir. Yüksek oranda kendini yenileme özelliği olan karaciğerin tamamı bağışlanamaz. Ancak karaciğerden bir parça bağışlanabilir.

Organ bağışını yaşarken yapmak isteyen kişilerin 18 yaşını doldurmuş olması ve karar verebilecek yeterlilikte olması gerekmektedir. Bağış yapan kişiye, yapılacak müdahalenin şekli, olası tehlikeleri, sağlığına şimdi veya daha sonra gelebilecek olan zararlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bilgilendirmeyi yapan kişi bir doktor olmalı ve başka bir doktorun da bulunduğu bir ortamda bu bilgilendirme yapılmalıdır. Eğer bağış yapacak kişi tüm bilgilendirmelerden sonra da bağışı yapmakta kararlıysa, organlarını yaşarken de bağışlayabilir.

Organ bağışı yapıldıktan sonra sadece bir yoğun bakım ünitesinde beyin ölümü (tıbben yaşamın sona ermesi) kararı alınması halinde organlar kullanılmaktadır.

Diğer ölüm hallerinde organlar alınmaz. Organ bağışı bazen görmeyen bir insanın görmesini ya da hayatını diyaliz cihazına bağlı olarak sürdüren bir böbrek hastasının hayata dönmesini sağlar.

Hangi organlar bağışlanabilir?

Tıptaki gelişmelerin bugün geldiği noktada, insan vücudunun birçok organı nakil edilebilmektedir.

Bağış yapılabilecek organlar düşünüldüğünde, sadece ölümden sonra bağışlanabilecek organlarla, yaşarken de bağışlanabilir organlar arasında bir ayrım yapmak gerekiyor.

Yaşarken bağışlanabilir organlarda, yaşayan bir insan,diğer bir insana gerekli olan organı veya hücreyi bağışlar. Bu organlar çift veya tabaka halinde olan veya kendini yenileme özelliğine sahip olan organlardır. Örneğin; böbrek, karaciğer ve yenilenebilir özelliğe sahip hücreler veya kan, ilik ve üreme hücreleri gibi dokular.

Burada bağış yapanın yaşından ziyade organın durumu çok önemlidir ama genelde 70 yaş üstündekilerin organları nadir durumlarda alınmaktadır.

Ölümden sonra bağış kabul edilebilecek organlar ve dokular; pankreas, damar, bağırsak, kulak kemikçikleri, deri, kalp, kalp kapakçıkları, gözün saydam tabakası, karaciğer, akciğer, böbrek.

Herkes organ bağışında bulunmalı, yakınlarını bu konuda bilinçlendirmeli ve ancak bu sayede ihtiyacı olduğunda organ bulabileceğini bilmelidir.

Birçok hasta bağışlanmış bir organ için beklerken ölmektedir. Bağışlanmış bir organ, başarılı bir nakilden sonra, gerçek bir yaşam armağanıdır.

Özel Medikar Hastanesi hastalara şifa dağıtırken öğrencilerinde bilgi kaynağı oluyor. Safranbolu ‘da bulunan Özel Hatem Okulu 3/A sınıfı öğrencileri Fen bilgisi dersinde gördükleri duyu organlarımız dersini,hastanemizde uygulamalı olarak öğrendiler.
Teknolojik gelişmeleri yakından takip eden uzman hekim kadrosuve son sistem cihazlarıyla bölge halkına şifa dağıtan hastanemiz, yaptığı sosyal projeleriyle dikkat çekiyor.Safranbolu Özel Hatem Okulları 3/A sınıfı öğrencileri Fen Bilgisi öğretmeni Sevgi Ustaoğlu ile birlikte, duyu organlarımızı hastanemizde uygulamalı olarak işlediler.
Odyometre odasında işitme testi nasıl yapıldığını, göz servisinde görme ve göz hakkında öğretici bilgiler alan öğrenciler , daha sonra Radyoloji servisine geçerek Uzm. Dr. Dilek Şahin eşliğinde, Ultrasonun nasıl çalıştığını gördüler. Kulak Burun Boğaz Uzmanımız Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner’den işitme,koku ve tat alma hakkında, bilgi aldılar. Bir sonraki ziyaretleri Diş hekimi Metin Cingöz’ün servisine giden öğrenciler diş ve diş eti bakımı, dişlerin fırçalanması hususunda bilgi aldılar. Çocuk Sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Hüseyin Avni Aksoy ‘dan hastalıklar ve bağışıklık sistemi, Biyokimya uzmanımız Dr. Hacer İymen ‘den kanın nasıl tahlil yapıldığına kadar,çeşitli bilgiler verildi.
Bu gezinin kendileri için çok zevkli ve öğretici geçtiğini belirten öğrenciler,hastanemizde yatan hastalara dağıtılmak üzere, kendi el yazılarından hazırlamış oldukları, geçmiş olsun mesajları verdiler.

Teknolojik gelişmeleri yakından takip eden,yenilikçi ve uzman doktor kadrosu ile tüm Türkiye’ye şifa dağıtan Özel Medikar Hastanesi felçli durumda Bartın’dan gelen 50 yaşındaki Saime Öz’ü sağlığına kavuşturdu.

3 aydır bel ağrısı çeken ve 25 gündür dayanılmaz acı çeken Saime Öz ağrılarından kurtulmak ve eski sağlığına kavuşmak için Özel Medikar hastanesine başvurdu.

Beyin ve Sinir Cerrahi uzmanı Op.Dr. Serkan Atasoy hastanın geldiğinde durumunun kötü olduğunu belirterek” Hastamız 3 aydır bel ağrıları çekiyormuş, son 25 gündür hiç hareket etmeden evde yatıyormuş. Manuel terapi ve fizik tedavi,akupunktur, ilaçlar ağrılarını dahada artırmış. Hastanemize sedye ile geldi.Yapılan muayenesinde bel fıtığı ve kanal daralması teşhisi koyduk.Ayrıca sol bacağı felç idi. 4 saat süren platin ameliyatı yaptık. Başarılı bir operasyon geçirdi.Ameliyattan bir gün sonra korse ile yürümeye başladı” dedi.

Ağrılara dayanamadığı,ağrı geldiğinde ağlamaya başladığını belirten Saime Öz ise “3 ay önce bel ağrısı çekmeye başladım.Doktora gittim bana ilaç ve fizik tedavi verdiler,ama ağrılarım her geçen gün arttı. 25 gündür çok şiddetli ağrılarım olmaya başladı,acısından ağlıyordum.Hiç hareket etmeden öylece yatıyordum.Sol bacağım hiç hissetmiyordu, artık felç olacağımı düşürken,Özel Medikar Hastanesinde ameliyat oldum.Ağrılarım gittiği gibi yürümeye başladım,hem de ameliyattan bir gün sonra.Beni bu ağrılarımdan kurtaran Serkan Hocam’dan Allah razı olsun.Herkese çok teşekkür ederim” dedi.

Hastanemiz Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Yasemin Demirsoy halkımızın  sağlıklı bir kış mevsimi  geçirmesi için bolca tüketmesi gereken sebze ve meyveler hakkında bilgi verdi.

ELMA:

Bir antioksidan olarak oldukça doğru bir seçim olacaktır. Üstelik sahip olduğu zengin C vitamini içeriği, birçok hastalığa karşı koruyucu etki sağlar. Elmanın gün içerisinde birçok ara öğünde rahatlıkla tüketilebilmesi, sizlere tüm gün sağlıklı bir besin alternatifi sunmaktadır.

Yapılan çalışmalarda elma tüketen bireylerin daha düşük kan glikoz seviyelerine sahip olduğu, bu sayede Tip 2 diyabet riskinin azaldığı görülmüştür. Besinlerin sindirim sistemine hızla ilerlemesini sağlayarak kabızlık şikayetlerini gidermeye yardımcı olur.

PATATES:

A vitamini ihtiyacınızı karşılamanıza ciddi oranda yardımcı olur. Düzenli tüketimlerde, bağışıklık sisteminizin güçlenmesini sağlayarak kış aylarında grip ve benzeri hastalıklara karşı daha dinç olmanızı sağlar. Tabi patatesin tüketimi noktasında tercih edilen yöntemin önemi de oldukça fazladır. Aşırı yağlı ve kızartma yerine; daha çok hafif, örneğin haşlama tarzında tüketilmesi bu aşamada oldukça önemlidir.

HAVUÇ:

Yoğun lif oranına sahip olması ve direkt olarak tüketilebileceği gibi, bu tür köklü sebzelerle bu kış çok güzel çorbalar yapabilirsiniz. Havuç tatlı bir besindir ve son derece sağlıklıdır. Ayrıca liflidir. Kışın etrafınızdaki herkes hastayken sizin sağlıklı kalmanızı sağlayacak bir besindir. Havuç suyu, havucun lif anlamında sizlere en verimli biçimde katkı sağlayabileceği halidir. Bu nedenle en azından 2 günde bir posasıyla beraber taze sıkılmış havuç suyu tüketmeniz öneriyoruz.

 TURP ve YAPRAĞI:

Turp genel anlamda lezzeti ve bağışıklık sistemine sunduğu katkıları ile bilinir. Bizler ise turpun yanı sıra turp yaprağını da öneriyoruz. B6 ve B9, C ve E gibi yoğun bir vitamin içeriğine sahip olan turp yaprağı, birçok anlamda sizi kış aylarında koruma altına alır. Folik asit, C vitamini, potasyum, kükürt, iyot, kalsiyum ve demir gibi pek çok vitamin ve minerali içerir. Acımsı lezzeti ile  iştah açıcı bir etkiye sahiptir, özellikle kış aylarında, salatalarımızda ilave edebileceğimiz sağlıklı yiyeceklerden biridir. Karaciğeri ve mideyi çalıştırır. Turp, içerdiği yüksek oranda demir ve folik asit ile kansızlığa karşı önerilir. Fazla tüketildiğinde, gaz şikâyetlerine neden olabilir. Su ve lif içeriği zengin ve düşük kalorisi sebebiyle diyet programlarında da yer verilen bir sebzedir. İçeriğindeki  antosiyaninler kanserlerin önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğunu gösteren çok sayıda araştırma bulunmaktadır.

BALKABAĞI:

Balkabağı olmadan sağlıklı kış besinleri listesi olamaz. Başta A vitamini olmak üzere; yoğun bir vitamin-mineral içeriğine sahiptir. Bu içeriği, sizleri sadece grip değil genel alamda kış aylarına özgü, soğuklara bağlı birçok hastalığa karşı koruma altına alır

TRABZON HURMASI:

Trabzon hurması olarak da bilinen Cennet Hurması çok sevilen kış meyvelerindendir. Günümüzde kanserden korunmak için önerilen meyvelerden biridir. Kalp-damar hastalıkları tedavisinde, bağışıklık sistemini güçlendirme adına tüketimi önerilmektedir. İshal kesici özelliği vardır. Mideyi kuvvetlendirir, sindirim sistemi rahatsızlıklarına (ishal, kabızlık, gastrit, bağırsak iltihabı gibi) iyi geldiği görülmüştür.

Kansızlık, vitamin eksikliği durumlarında da tüketimi fayda verir. A, B, C vitaminlerini; potasyum, magnezyum, demir, kalsiyum, sodyum, fosfor minerallerini içerir. Antioksidan deposudur.

Cennet hurması yüksek lif içermesi ile kolesterolü ve tansiyonu düşürücü etkisi vardır. A vitamininden zengin oluşu göz sağlığına iyi gelir. Hafızayı güçlendirir, sinirleri yumuşatır, kısırlığa iyi gelir. Cennet hurmasının yenmesi ile beraber yaprakları kaynatılıp saçlar ve yüzler yıkanırsa güzellik verir.

Hamilelere İyi Haber!

Bebeğin gelişiminde önemli rolü oynayan folik asidi barındırması, kabızlığı gidermesi, bulantı-kusma şikayetlerini önlemesi ile özellikle hamilelerin tüketimine uygundur.

Kilo verimine destek olur!

Besleyiciliğinin yüksek olması ve besin lifinden zengin oluşu yanında uygun bir protein kaynağı (süt, yoğurt, kefir) ile tüketildiğinde uzun süre tok tutucu etkidedir. Tatlı bir meyve oluşu ile özellikle kilo verme döneminde tatlı kaçamakları için kullanılmasını sağlar.

PAZI:

Kış aylarında genelde geri planda kalan K vitamini, en çok pazı ile temin edilebilir. Besin değeri olarak da ıspanağa benzeyen pazı beta karoten (A vitamini), C vitamini, K vitamini ve Folik Asit bakımından zengindir. Bunların dışında pazının içeriğinde E vitamini, demir, magnezyum ve kalsiyum minerallerini de bulunmaktadır. Pazı sindirimi kolay olan besin değeri bakımından ıspanağa benzeyen salatası, kavurması ve farklı yemekleri yapılan bir çok sebze gibi sağlığımız için önemli faydaları bulunur

Şeker hastalığına karşı korur. Antikanser etkisi vardır. Göz sağlığı için faydalıdır. Kemik sağlığını korur.

ŞALGAM:

C vitamini ve yoğun mineraller bakımından olunca zengin olan şalgam, kış aylarının vazgeçilmez içeceği olacaktır. Özellikle gribe karşı sizleri şaşırtıcı derecede koruma altına alacaktır. Bu nedenle kola gibi gazlı içecekler yerine, porsiyon kontrolü sağlayarak şalgamı daha ağırlıklı olarak tüketebilirsiniz.

ISPANAK:

Demir, kış mevsimi boyunca başlıca ihtiyaçlarınız arasında yer alsa da nedense bu tür listelerde pek fazla yer almaz. Biz ise, tüm listelerden farklı olarak kış boyunca en azından haftada bir kere ıspanak tüketmenizi sağlıklı bulup tüketilmesini önermekteyiz. İçeriğindeki protein ve folik asit hafızayı güçlendirir. Ispanağın içerdiği diğer vitamin ve mineraller ise, A ve K vitamini, klorofil, kalsiyum ve iyottur. Ispanağın sahip olduğu bu vitamin ve minerallerden tam olarak yararlanabilmek için çiğ ve taze olarak tüketilmelidir.

Ispanak içerdiği tüm mineral ve vitaminlerle birlikte kas ve sinir sistemine oldukça fayda sağlar.

NAR

Son olarak, narı da en azından 2-3 günde bir tükettiğimiz meyveler arasına eklemeliyiz. Nar tüketen kişiler vücutlarının ihtiyacı olan tüm vitaminleri nardan aldıkları için bağışıklık sistemleri güçlenir. Antioksidan dolu bir meyveyi kış boyunca tüketirseniz cildiniz tazelenir. Nar suyunun tamamen doğal olarak porsiyon kontrolü sağlanarak(şeker hastaları hariç) tüketilmesi sonucunda alacağınız direnç desteği çok daha fazla olacaktır.

Kalp ve damar hastalıkları kadınlarda erkeklere oranla 10 yıl daha sonra ortaya çıkmakta ve risk özellikle menopozdan sonra daha da artığını belirten hastanemiz Kardiyoloji uzmanı Dr. Murat Erden” Menopozla birlikte, hipertansiyon, kan yağlarının yükselmesi, diyabet, kilo artışı gibi risk faktörlerinin oluşumunun artması, kalp hastalığının oluşumunu da hızlandırır. Kadınlar maalesef erkeklere oranla, kendi risk faktörlerini daha az fark etmektedir. Kalp hastalığının yakınmaları, kadınlarda erkeklere göre daha belirsiz seyretmekte bu nedenle çok uyarıcı olmamaktadır. Erkekler daha çok göğüs Ağrısı yakınması ile başvururken kadınlarda yorgunluk, nefes darlığı gibi daha genel yakınmalar şeklinde başlamaktadır. Böylece birçok kadın bu yakınmaların üzerinde durmayıp daha geç dönemde hastalık ilerledikten sonra doktora gitmektedir.

Kalp hastalıklarının teşhisinde kullanılan testler, kadınlarda daha az uygulanmakta ve daha yanıltıcı sonuçlar vermektedir. Bu sebeple de erken teşhis edilme oranı, erkeklere göre daha düşük olmaktadır.Kalp ve damar hastalıklarının en az %80 oranında sigara, hipertansiyon, yüksek kan yağları, ailede kalp hastalığına yatkınlık, şişmanlık, hareketsiz yaşantı, diyabet gibi klasik risk faktörlerine bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. Bu nedenle bu risk faktörlerinin azaltılması durumunda, kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm ve sakatlık oranının %80-90 oranında azaltılabileceği bilinmektedir.

Sigara: Kadınların çalışma hayatında daha fazla aktif rol almalarıyla birlikte sigara tüketimi de artmıştır. Sigara önlenebilmesi mümkün olan, en önemli kalp ve damar hastalığı risk faktörüdür.  Öyle ki günde 1-4 adet sigara içen kadınla, hiç içmeyen kadın karşılaştırıldığında içenlerde risk 2 kat daha fazla artmaktadır. Kadınlar sigarayı bırakmada erkeklere oranla, kilo alma kaygısıyla daha fazla zorlanmaktadır.

Hipertansiyon: Yurt dışındaki araştırmalar hipertansiyonun erkekte, kadından daha fazla olduğunu göstermektedir. Ancak ülkemizde hemen her yaş grubunda kadında hipertansiyon erkekten daha sık olarak gelişmektedir. Bunun en önemli sebebi Türkiye’de kadınlarda şişmanlık ve bunun sonucu metabolik sendrom, diyabet, insülin direnci gibi hastalıkların daha fazla görülmesidir. Bu hastalıkların hepsi hipertansiyon oluşumunda ve kan yağlarının bozulmasında önemli rol oynamaktadır. Özellikle hareketsiz yaşantı ve egzersiz alışkanlığının olmaması kilo artışı ve hipertansiyon oluşumu için en önemli sebeplerdir.

Kadınlara özel gebelikte başlayan hipertansiyon da ayrı bir önem taşımaktadır. Gebelikte başlayan hipertansiyon öyküsü olan kadınların, olmayanlara göre kalp ve damar hastası olma riski daha yüksektir. Bu nedenle gebelikte tansiyonu yüksek seyreden kadınların, doğum sonrası daha sıkı izlem altında tutulması önerilir.

Kan yağlarının yükselmesi: Orta yaşlı sağlıklı bir kadında kolesterolün 200 mg/dl’nin üzerinde olması, iyi huylu kolesterol olan HDL’nin 50 mg/dl’nin altında olması, kalp ve damar hastalık riskini arttırır. HDL kolesterolü östrojen hormonu nedeniyle kadında erkekten daha yüksek oranda bulunur ve bu sebeple daha koruyucudur. Ancak kilo artışı ve hareketsiz yaşantı, sigara tüketiminin artması HDL kolesterolünün başlıca düşmanıdır. Damar tıkanıklığından sorumlu olan kötü huylu LDL kolesterolünü düşük düzeyde tutabilmek için, sadece yeme içme konusunda dikkatli olmak yeterli olamamaktadır. LDL kolesterolünü düşük tutabilmek için düzenli fizik aktivitenin de olması gerekir. Haftada en az 3 gün ortalama 1 saat kadar tempolu yürüyüş gereklidir. Araştırmalar kalp hastalıklarından korunma için riskli olan kadınlarda LDL kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altında olmasını önermektedir.

Obezite ve hareketsiz yaşantı: Ülkemizde yapılan önemli bir araştırma olan TEKHARF çalışması sonuçlarına göre 40 yaş üstü kadınların %46.6’sı obez kapsamına girmektedir. Aynı grup kadınların 2/3’ü ya çok az ya da az fiziksel aktivite yapmaktadır.  Fazla kilolu olmak diyabet riskini 3 kat arttırmaktadır ve diyabet sıklığı ülkemizde kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Diyabet erkelerde kalp ve damar hastalığı riskini 2-3 kat artırırken, kadında 3-7 kat arttırmaktadır. hamilelik sırasında açlık kan şekeri 121 mg/dl ve üzerinde seyreden kadınlarda doğum sonrası diyabet gelişme riski 21 kat artmaktadır. Bu nedenle doğum sonrası alınan kiloların Diyet ve egzersizle 6-12 ay içinde geri verilmesi çok önemlidir.
Kalp ve damar hastalıkları neden kadınlarda daha fazla görülüyor ?

Bulguların daha hafif belirtilerle başlaması nedeniyle daha geç evrede teşhis edilmektedir.
Kadınlarda hastalığı araştırmaya yönelik yapılan testler erkeklere göre daha yanıltıcı sonuçlar vermektedir.
Kadınlarda risk faktörleri, erkekte olduğunda daha fazla hastalık riskini arttırmaktadır.
Kalp ve damar hastalığı olan kadınlar erkeklere oranla daha fazla ölmektedir.
Kalp ve damar hastalıkları çok yavaş ve sinsi ilerleyen bir hastalık olup bu nedenle hastalığı önleme de en önemli yöntemin risk faktörlerinin kontrolü olduğu unutulmamalıdır.

Eyvah tansiyonum düştü ne yapabilirim?

Göz kararması, baş dönmesi, ani bir halsizlik ve ter boşalması gibi durumlar tansiyon düşüklüğünde olabilir. Tansiyon düşmesine bağlı yakınmalar olduğunda hemen oturur ve mümkünse yatar pozisyonda ayaklarınızı baş seviyenizden yukarı kaldırın. Kendinizi iyi hissedene kadar ayağa kalkmaya çalışmayın.

Eğer tansiyon ilacı kullanıyorsanız bu durumdan doktorunuzu haberdar edin ve ilaçlarınızı gözden geçirin. Bol miktarda sıvı almaya özen gösterin. Çok fazla tuz kaybınız olmuşsa tuz alımınızı arttırın. Kendinizi iyi hissettiğinizde hemen ayağa kalkmayın. Önce biraz oturun sonra destek alarak ayağa kalkın.

 Eyvah tansiyonum yükseldi ne yapabilirim?

Tansiyon yükselmesi durumunda önce panik olmayın. Heyecan ve sinirlilik tansiyon düşüşünü engeller. Gerilimli bir ortamdaysanız sakin ve temiz hava alabileceğiniz gevşeyebileceğiniz bir yere geçin ve sakin sakin nefes alın. Tansiyon düşürmede kullanılan dilaltı hapını dilinizin altına koyun ve 30 dakika sonra tekrar tansiyonunuzu ölçün.

Tansiyon ilaçlarınızı düzenli kullanın, o günkü dozunu almadıysanız hemen alın ve tansiyonunuzu takip edin. Tuzu ve tuzdan zengin gıdaları çok az tüketin. Ağrı kesiciler tansiyon artışına sebep olabileceğinden doktorunuza danışarak alın.

Ne zaman kalp hastalığından şüphelenmeliyim?

Kalp damar tıkanıklığı çok belirsiz hatta bazen ilk bulgu olarak kalp krizi ile ortaya çıkabilir ancak şu bulgular varsa mutlaka kalbinizi kontrol ettirin.
Eskiden yürüdüğüm mesafeleri artık rahat yürüyemiyorum, nefesim kesiliyor, çabuk yoruluyorum.
Yürürken göğsümde bir yanma oluyor veya göğsümde bir baskı, basınç hissi oluyor.
Tok karnına yürürken veya elimde yükle yürürken zorlanıyorum
Hızlı yürürken veya yokuş yukarı giderken, rüzgara karşı yürürken göğsümde ağrı, yanma veya zorlanma oluyor.
Yürürken sol kolumda ağırlık ve uyuşma oluyor yoruluyorum.

Bu şikayetleri olanların en kısa zamanda bir Kardiyoloji uzmanına muayene olmalarını tavsiye ettiğini belirtti.

”Sağlığa Uzanan Dost Eli” sloganı ile bölge halkının yanında olan Özel Medikar Hastanesi, Karabük ve çevresinde yapılan sportif faaliyetlere de sağlık desteği veriyor.

Hastanemiz Karabük’te yapılan Off Road Türkiye Şampiyonası 7.Ayak yarışmalarına kurduğu sağlık çadırı ile destek verdi.

Üniversite alanında yapılan, 2 gün süren yarışmalar boyunca oluşabilecek olumsuzluklara karşı kurulan sağlık çadırında , modern tam donanımlı ambulansımız ve sağlık personelimiz hazır bekledi.

Verdiğimiz bu destek hem Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen yarışmacılardan ,KARDOFF (Karabük Safranbolu Arama,Kurtarma ve Off Road Kulübü) ve TOSFED (Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu) tarafından takdirle karşılandı.

Yarışmalar sonunda KARDOFF yönetimi verdiğimiz destek için teşekkürlerini ilettiler.

 

Meme kanseri, dünyada her yıl 1 milyon 700 binden fazla kadını etkiliyor. Ülkemizde de durum çok farklı değil, zira her 8 kadından biri; hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor.
Meme kanseri hiçbir kadının aklına bile getirmek istemediği bir sağlık sorunu. Birçok kadın da bu nedenle belirtileri gözden kaçırabiliyor. Aslında meme kanseri bazı sinyaller vererek geliyor.
Tüm kanser türlerine bağlı ölümler arasında, meme kanserine bağlı ölümlerin akciğer kanserinden hemen sonra geldiğini söyleyen Özel Medikar Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Mustafa Başar”  Meme kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemeli. Ayrıca erken tanı için 20 yaşından sonra her kadın ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması gerektiğini belirterek
Memede kitle varlığı

Meme kanserinin en büyük sinyali; memede veya koltukaltında ele kitle gelmesi. Kanserli kitleler, diğer şişliklerden sert yapılı, düzensiz kenarlı ve pürtüklü yüzeyi ile ayırt edilebiliyor. Bunun için en etkili yöntem ise; yatağa uzanarak elle muayenenin gerçekleştirilmesi. Bir elinizi başınızın altına yerleştirin. Ardından öteki elinizin işaret ve orta parmağıyla diğer göğsünüze dokunun. Aynı işlemi diğer taraf için de yapın. Meme başından çevresine doğru dairesel hareketler uygulayın. Ardından koltukaltlarına da aynı işlemi tekrarlayın.
Meme başı akıntısı

Sıkmadığınız halde, tek memeden veya tek kanaldan kanlı ya da şeffaf renkli akıntılar geliyorsa, nedeninin mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu tür meme başı akıntılarına, meme kanseri veya meme kanseri riskini artıran bir lezyon olan ‘intraduktal papillom neden oluyor.
Meme başındaki şekil bozuklukları
Aynanın karşısına geçip kendinizi incelediğinizde meme başlarınızda içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu fark ediyorsanız, hemen bir doktora görünmenizde fayda var.
Meme başı derisinde değişiklikler
Aynanın karşısında kendinize bakarken meme başı derisinde soyulma ve kabuklanma gibi belirtiler gördüyseniz, bunların da bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektir.
Memede büyüme ya da şekil bozukluğu
Memede büyüme ya da şekil bozukluğunu en iyi aynanın karşısına geçerek görebilirsiniz. Ellerinizi belinize koyun ve bakın bakalım her iki memeniz simetrik mi? Memelerde bir büyüme var mı?
Meme cildinde yara veya kızarıklık
Eğer bir yere çarpıp yaralanmadıysanız, meme cildinde aniden ortaya çıkan kızarıklık ve yaralar ciddiye alınması gereken belirtilerin başında geliyor
Memede ödem, şişlik ve içe doğru çekinti
Elbette her ödem ve şişlik, meme kanserinin belirtisi değil. Bunlar regl ve hamilelik dönemlerinde de kadınların sıkça yaşadıkları sıkıntıların başında geliyor. Ancak tabloya meme cildinde içe doğru çekintiler, portakal kabuğu gibi pürüzlü bir görünüm eşlik ediyorsa, hiç zaman kaybetmeden bir doktora başvurun”
ELLE MEME MUAYENESİNİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİN!
Mamografik ve ultrasonografik tarama yöntemleri sayesinde meme kanseri erken teşhis ediliyor ve kişiye özel yaklaşımlar sayesinde tedavideki başarı oranları artıyor. Kadınların özellikle 40 yaşından sonra tarama periyodlarını sıklaştırmak ve erken tanı için elle muayenenin alışkanlık haline getirilmesi gerekir.

Özel Medikar Hastanesi Göğüs hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Nihat Tokgönül uykuda solumun bozukluğu hakkında bilgi verdi.

Obstrüktif uyku apne sendromu ya da halk arasında bilinen adı ile uyku apne sendromu, uyku sırasında yineleyen üst solunum yolu tıkanmaları ve buna eşlik eden kan oksijen değerinde azalma ile karakterize bir sendromdur. Genellikle orta yaşlı ve kilolu erkeklerin hastalığıdır. Her yaşta görülebilirse de, en sık 40-65 yaşları arasında karşımıza çıkar ve 65 yaşından sonra görülme oranı aynı kalır. Erkeklerde 2-3 kat fazla görülür, kadınlarda ise menapozdan sonra artar. Uyku apne sendromu görülme sıklığının erkeklerde %4, kadınlarda %2 olduğu bildirilmiştir. Hem halk tarafından, hem de hekimler arasında çok iyi tanınmayan bir sendrom olduğundan tanıda gecikmelere sık rastlanır.

RİSK FAKTÖRLERİ:
Uyku apne sendromu en sık 40 ve 65 yaşları arasında ve erkeklerde görülür. Aile bireylerinden birinde uyku apne sendromu varsa diğerlerinde görülme riski artar. Obezite en önemli risk faktörüdür. Kilo arttıkça görülme sıklığının ve ciddiyetinin arttığı ve kilo verilmesi ile azaldığı bilinmektedir. Özellikle santral obezitesi olanlarda, yani bel çevresi artmış, elma tipi şişmanlayan kişilerde sıktır. Yine de, uyku apne hastalarının yalnızca %40-60 kadarında obezite olduğu ve obez olmayanlarda da görülebileceği unutulmamalıdır. Yüz ve çeneye ait yapısal bozukluklar ve üst solunum yollarındaki darlıklar, obez olmayan kişilerde uyku apne sendromuna neden olabilir. Bunların başında çenenin küçük ve geride yer alması gelir. Bir diğer önemli risk faktörü, boynun kısa ve kalın oluşu ve boyun çevresinin erkeklerde 43 cm, kadınlarda 40 cm üzerinde ölçülmesidir. Sigara, alkol, bazı uyku ilaçlarının kullanımı ve bazı hastalarda sırt üstü pozisyonda yatmak da uykuda nefes durma sayısını ve süresini arttırır. Ayrıca uyku apne sendromu; kronik bronşit, astım, hipotiroidi, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, inme, şeker hastalığı, reflü gibi birçok hastalıkla birlikte görülebilir.

ŞİKAYETLER:
Erişkinlerin %10-30’unda horlama görülür ve yaş ilerledikçe bu oran artar. Hasta başlangıçta zaman zaman horlarken giderek daha şiddetli ve sürekli horlamaya başlar. Horlama, üst solunum yollarında daralmanın bir göstergesidir. Uyku apne sendromu olan hastaların hemen tümünde horlama yakınması vardır. Şiddetli ve sürekli horlama, uyku apne sendromunun öncü belirtisi olabilirse de; horlamayla birlikte diğer yakınmaların bulunması gereklidir. En önemli bulgu, eşinin veya yakınlarının tarif ettiği ve tanıklı apne dediğimiz uykuda nefes durmasıdır. Gece boyunca bazen 300-400 kez tekrarlayan apneler nedeniyle uyku bölündüğü için hasta kalitesiz bir uyku uyur. Çoğu kez apnelerden sonra uyandığının farkında değildir, bazen de uykudan boğularak uyanma tanımlar. Apneler nedeniyle dokulara yeterli oksijen gidemez. Bunların sonucunda, yorgun uyanma ve gündüz aşırı uykululuk gözlenir. Hasta, uyumaması gereken yerlerde uyuklayarak iş ve özel yaşamında birçok sorunla karşılaşır. Başlangıçta televizyon seyretmek, gazete okumak gibi pasif bir iş yaparken uyuklarken giderek araba kullanırken bile uyuklamaya başlar. Bu nedenle, trafik ve iş kazaları riski 2-3 kat artmıştır. Ayrıca uyku apne sendromu olan hastalarda gece göğüs ağrısı ve çarpıntı, sık idrar yapma, idrar kaçırma, sabah baş ağrısı, yaptığı işe kendini verememe, unutkanlık, sinirlilik, gece terlemesi (özellikle baş ve boyun bölgesinde), gece öksürme, reflü, ağız kuruluğu, işitme kaybı, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık gibi birçok başka yakınma da görülebilir. Sonuç olarak, hastanın yaşam kalitesi çok bozulmuştur.

TANI:
Uyku apne sendromunun tanı koydurucu bir bulgusu yoktur. Başka bir deyişle, muayene bulguları veya kan ve idrar tahlilleri ile tanı koymak olası değildir. Kesin tanı için mutlaka polisomnografi dediğimiz uyku testi yapılması gereklidir.
Uyku testi için hasta bir gece uyku laboratuvarında yatırılır, gündüz yapılması uygun değildir. Gece boyunca beyin aktivitesi; karın, göğüs kafesi, göz, çene ve bacak hareketleri; kalp ritmi, horlaması, yatış pozisyonu, nefes durması, kan oksijen düzeyi gibi pek çok parametreyi kaydetmek için hastaya çeşitli elektrotlar bağlanır ve video kaydı alınır. Tüm veriler bilgisayara aktarılarak kaydedilir. Hastanın canını acıtan bir işlem değildir.
Uyku apne sendromu tanısı koyabilmek için hastanın doktoru tüm gece boyunca alınan kayıtları inceler. Uykuda nefes durması-azalması, horlama ve oksijen düşmesi olup olmadığını belirler. On saniyenin üzerindeki nefes durmaları apne olarak değerlendirilir, bazen 1-2 dakika süren apneler olabilir. Saatte kaç kez nefes durması ve azalması olduğuna göre uyku apne sendromu sınıflaması yapılır ve buna göre de hastanın tedavisi düzenlenir.
Uyku apne sendromu sınıflamasında bir saatteki nefes durma veya azalma sayısı:
5’in altında > Basit Horlama
5-15 > Hafif uyku apne sendromu
16-30 > Orta uyku apne sendromu
30’un üzerinde > Ağır uyku apne sendromu

TEDAVİ VE ÖNLEMLER:
Uyku apne sendromu tanısı alan tüm hastalara genel önlemler uygulanmalıdır. Ayrıca sendromun hafif, orta veya ağır oluşuna göre de hastalığa özgü tedavisi yapılmalıdır.
1. Genel önlemler:
Obez olan uyku apne hastalarının mutlaka zayıflatılması gereklidir. Bunun için endokrinoloji hekiminden yardım istenerek diyet verilir. Bazı hastalara ilaç veya cerrahi tedavi (mide küçültme ameliyatları) önerilebilir. Alkol, sigara ve uyku ilacı kullanımı varsa bunları bırakılması istenir. Eşlik eden hastalıkları varsa bunlar tedavi edilmelidir.
Uyku apne hastaları gündüz uyuklayarak trafik, iş ve ev kazalarına neden olabilirler. Bu yönden uyarılmaları, gündüz aşırı uyuklaması olanların tedavi başlayana kadar araba kullanmamaları ve aşırı dikkat isteyen, tehlikeli işlerde çalışmamaları önerilir.
Bazı hastalarda apnelerin büyük çoğunluğu sırt üstü yatarken ortaya çıkar (pozisyonel apne). Bu durumda hastanın sırt üstü yatmasını engellemek için pijama veya iç çamaşırının sırtına bir cep dikilerek içine tenis topu veya içine sert süngerden konulmuş bir konulabilir (Şekil 1). Böylece sırt üstü yattığında hasta rahatsız olup yan dönecek ve apnelerinde belirgin azalma olacaktır.
2. Hastalığa özgü tedavi:
Uyku apnesi olmayıp yalnızca horlayan hastalara ve belirgin yakınması veya eşlik eden hastalığı bulunmayan hafif ve orta uyku apne sendromlu hastalara diş hekimi tarafından yapılan ağız içi araç tedavisi verilebilir (Şekil 2).
Ağız içi araçlar, hastanın ağzına göre ölçü alınarak yapılır. Küçüktür, takıp çıkarması ve taşınması oldukça kolaydır. Alt çenenin öne doğru gelmesine veya dilin geriye doğru kaçmasına engel olarak üst hava yollarının genişlemesine neden olurlar ve apne oluşumunu engellerler. Ağır hastalarda ağız içi araç kullanımı önerilmemektedir.

Kulak burun boğaz hekimleri tarafından horlayan hastalara, hafif ve bazı seçilmiş orta uyku apne sendromu hastalarına burun veya boğaza yönelik ameliyatlar yapılabilir.
CPAP (sürekli pozitif havayolu basıncı) tedavisi, uyku apne sendromunun bilinen en iyi ve kesin sonuç veren tedavi yöntemidir. Ağır, orta ve eşlik eden hastalığı veya belirgin yakınmaları olan hafif uyku apne hastalarına mutlaka CPAP tedavisi verilmelidir.
CPAP cihazı, burun veya ağız ve burnu birlikte içine alan maskeler yardımıyla sürekli pozitif basınçlı hava vererek uyku sırasında üst solunum yollarının kapanmasını engeller (Şekil 3). Her hastaya gereken basınç farklı olduğundan cihaz verilecek hastalar ikinci kez uyku laboratuvarına yatırılarak CPAP basıncı belirlenmelidir. Buna CPAP titrasyonu adı verilir.

CPAP CİHAZI KULLANIMI, UYKU APNE SENDROMUNUN BİLİNEN EN ETKİLİ TEDAVİ YÖNTEMİDİR.
Hastanın cihazını evde her gece ve tüm uyku süresince kullanması istenir. CPAP kullanımı uykudaki nefes durmalarını ortadan kaldırdığı gibi uyku evrelerini de normale döndürür. CPAP tedavisi yalnızca nefes durmalarını değil, aynı zamanda horlama ve oksijen düşmelerini de düzeltir. Sonuçta, hasta CPAP ile kesintisiz bir uyku uyuduğu için başta gündüz uykululuğu ve yorgun uyanma olmak üzere kalitesiz uykuya bağlı tüm yakınmaları ortadan kalkar. Fakat cihazını kullanmaz veya düzensiz kullanırsa yakınmaları geri döner.
ÖZELLİKLE 40-65 YAŞINDAKİ OBEZ, KISA-KALIN BOYUNLU ERKEKLERDE; HİPERTANSİYON, KALP HASTALIĞI, ŞEKER HASTALIĞI GİBİ EŞLİK EDEN HASTALIKLAR VARSA; HORLAMA, TANIKLI APNE, GÜNDÜZ UYKULULUK, UYKUDA BOĞULMA HİSSİ, YORGUN UYANMA GİBİ YAKINMALAR BULUNUYORSA UYKU APNE SENDROMU AKLA GELMELİDİR. BU DURUMDA, KESİN TANI KOYABİLMEK AMACIYLA UYKU TESTİ YAPILMALI VE GEREKLİ HASTALARA CPAP TEDAVİSİ VERİLMELİDİR.

Deneyimli uzman kadrosu ve modern tıbbi aletlere sahip olan Özel Medikar Hastanesi sadece bölge halkına değil,Kardemir Karabük Spor’a da şifa dağıtıyor.
Avustralya’nın Western Sydney takımın dan Kardemir Karabük Spor’a gelen yeni teknik direktör Anthony Popovic ve yardımcıları hastanemiz de sağlık kontrolünden geçtiler.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Bozbay, KBB Uzmanı Op.Dr. İrem Pehlivanoğlu ve KBB Uzmanı Op.Dr. Gerçek İlker Şiriner’e muayene oldular.
Hastane personeli ve doktorlarına gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür eden Popovic, modern ve güzel bir hastane başarılar diliyorum, hep birlikte güzel işler yapacağız ifadesinde bulundu.

Kış mevsiminin kendini hissettirmeye başladığı günlerde, özellikle kalabalık ve kapalı mekanlarda hızla yayılan virüsler çocukları da tehdit ediyor. Okullarda öksürük, hapşırık ve damlacıklar yoluyla kolayca bulaşabilen enfeksiyonlar, biri bitmeden diğer hastalığın çocukların kapısını çalmasına yol açıyor.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Güçer güneş ışınlarının kuvvetli etkisinin azalması ve ani ısı değişikliklerinin vücut direncini azaltarak kolayca hastalanmaya davetiye çıkardığını belirtirken, kalabalık ve kapalı mekanların riski artırdığını, enfeksiyonların yayılımını kolaylaştırıp hızlandırdığını vurguladı.
çocukların en sık kapısını çalan sonbahar hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Soğuk algınlığı: Sonbahar ve kış aylarında gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en sık görülen ve virüslerle oluşan hafif seyirli bir hastalık. Tedavisinde antibiyotiklerin yeri olmamasına rağmen, antibiyotik kullanımının sıkı kontrolde olduğu Amerika’da bile hastaların yüzde 50’sine antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Hapşırma, boğazda yanma, ağrı, karıncalanma, burun akıntısı ve tıkanıklık ile öksürük en sık görülen belirtileri. Soğuk algınlığına karşı korunmak için el hijyenine dikkat etmek, sağlıklı ve düzenli beslenmek, özellikle C vitamini içeren sebze ve meyveleri ihmal etmemek, kapalı ve kalabalık mekanlardan olabildiğince kaçınmak, uykusuz kalmamak önemli.
Larenjit: Sonbaharda belirgin olarak artan larenjit, kış aylarında azalarak devam ediyor. Üst solunum yolu enfeksiyonundan bir iki gün sonra gelişiyor. Soluk borusunun enfeksiyonu olan bu hastalıkta ödem, ses kalınlaşması, havlar tarzda öksürük ortaya çıkarken bazen soluk borusunun daralması artınca solunum sıkıntısı meydana geliyor ve acil hastaneye gidilmesi gerekiyor. Larenjitten korunmak için üst solunum yolu enfeksiyonuna karşı alınan önlemler yeterli.
Orta kulak iltihabı: Çocukluk çağında özellikle de sonbahar ve kış aylarında çok sık görülen orta kulak iltihabına çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu neden oluyor. Kulak ağrısı, ateş ve huzursuzluğa yol açan
orta kulak iltihabı tedavi edilmese bile kendiliğinden iyileşebilen bir hastalık. Ancak hastalığın doğal seyri, erken ve yeterli bir antibiyotik tedavisi ile kısaltılarak, olabilecek komplikasyon tehlikesi azaltılabilir. Kalıcı işitme kayıplarına sebep olduğu için orta kulak iltihabı önemsenmeli. Çocuğunuz yıl boyu 5’in üzerinde orta kulak iltihabı oluyorsa geniz eti, alerji ve bağışıklık sistemi açısından değerlendirilmeli.
Sinüzit: Buruna ve sinüslere solunum havasıyla ulaşabilen mikroplar burada enfeksiyon oluşturuyor. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunu izliyor. Burun tıkanıklığı, koyu sarı-yeşil renkte burun akıntısı, ateş, diş ve baş ağrısı, burundan konuşma gibi belirtileri var. Mutlaka uzman hekim gözetiminde tedavi edilmeli.
Grip (Influenza): Genellikle soğuk algınlığı ile karıştırılan grip nezlenin aksine daha ağır seyreden, ateş, kas ağrıları, terleme, halsizlik ve baş ağrısı gibi şikayetlerin daha yoğun yaşandığı çok daha ciddi bir hastalık. Grip olan çocuğun okula gönderilmemesi diğer çocuklara bulaşmayı önlemek açısından çok önemli. Çocuğunuza spor yaptırarak, onu alışveriş merkezi gibi kapalı mekanlar yerine açık havada etkinliklere yönelterek, bulunduğu ortamın sık sık havalandırılmasını sağlayarak, ellerini sık sık sabunla yıkaması ve fastfood yiyeceklerden uzak durmasını sağlayarak gribe karşı koruyabilirsiniz. Ayrıca sonbaharda grip aşısını öneriyoruz.

Hastanemiz  Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Bozbay Kalp damar hastalıklarına yakalanma oranı her geçen gün artığını ve sonbaharda bu rahatsızlıkların 3 katına çıktığını söyledi

Biyolojik bir neden olmamasına rağmen ülkemizde koroner kalp hastası sayısı her yıl yüzde 4,7 oranında yükseliyor. Özellikle de yaz aylarını geride bıraktığımız bu günlerde kalp damar hastalıkları görülme sıklığının yaklaşık 3 katına çıktığı biliniyor.

Bunun nedeni sonbaharda hava sıcaklığının giderek düşmesi ve kalp damarları başta olmak üzere tüm damarlarda büzüşmeye ve kan basıncında artışa neden olması. Kan basıncındaki artış kalbin iş yükünü artırıyor ve kandaki pıhtılaşma hızlanıyor. Bu nedenlerden dolayı göğüs ağrısı ve kalp krizi bu mevsimde çok daha fazla görülüyor. Beslenme düzeninde, yaşam şartlarında ve insan psikolojisinde sonbahar döneminde meydana gelen değişimler de kalp hastalıklarının oluşumunu hızlandırıyor. Uzmanlar özellikle bu günlerde kalp sağlığınızı korumak için kendinize ekstra özen göstermeniz gerekir diyor ve uyarısında bulunuyor ve kalp sağlığınızı korumak için şu öneride bulundu
1- KENDİNİZE ÖZEL SONBAHAR DİYETİ UYGULAYIN 
Sonbaharda yaz aylarına oranla çok daha yüksek kalori içeren besinler tüketiliyor. Bu durum da ister istemez kilo alımını hızlandırıyor. Birden ve fazla miktarda alınan kilolar kan basıncında ve kan şekerinde yükselişe, dolayısıyla da kalp hastalıklarına neden oluyor. Sağlıklı bir kalp için yaz sonrasında, beslenme düzeninize dikkat etmeniz ve kilo almamanız gerekiyor.

2- ÇOK SOĞUK HAVALARDA KAPALI ORTAMLARDA SPOR YAPIN
Havaların soğumasıyla birlikte bu dönemde yaza oranla çok daha az spor yapılıyor. Spor aktivitelerinin azalması da vücut ağırlığında artışa neden oluyor. Hava çok soğuk olsa bile sporu hayatınızdan çıkartmayın. Yalnız spor için dış mekanlar yerine kapalı ortamları tercih edin. Özellikle tok karna ve soğuk havada ağır egzersizler yapmayın. Günde en az 30 dakikanızı egzersize ayırın.

3- GRİP VE ZATÜRRE AŞISI OLUN
Sonbaharda kapalı ortamlara girişle birlikte solunum yolu hastalıkları da artıyor. Solunum yolu enfeksiyonları kalp hastalıklarını tetikliyor. Bu nedenle özellikle bu dönemlerde çok kalabalık ortamlara girmeyin, ellerinizi sık sık yıkayın. Solunum yolu enfeksiyonlardan korunmak için mutlaka grip ve zatürre aşılarını yaptırın.

4- DEPRESYONA KARŞI ÖNLEM ALIN 
Günlerin kısalıp, gecelerin uzadığı bu mevsimlerde depresyon gibi ruhsal hastalıklar artış gösteriyor. Bu da kalp damar hastalıklarını tetikleyebiliyor. Depresyondan kaçınmak için mümkünse gün ışığına çıkın ve spor yapın. Depresyon durumunuz çok belirgin hale geldiği takdirde ise mutlaka psikiyatri uzmanına başvurun.

5- KALP HASTASIYSANIZ KONTROLLERİNİZİ AKSATMAYIN
Kalp hastasıysanız ilaçlarınızı ihmal etmeyin. Soğuk mevsimlerde damarlardaki büzüşmeye bağlı olarak kan basıncı artabiliyor. Bu nedenle kan basıncı kontrollerinizi yaptırın ve gerektiği takdirde doktorunuzun önerisiyle ilaç dozunu ayarlayın.

6- KIYAFET SEÇİMİNİZE DİKKAT EDİN
Vücut ısısında ani değişimler göğüs ağrısı ve kalp krizini tetikleyebiliyor. Bu nedenle özellikle ani ısı farklarının yaşanması durumunda kıyafet seçiminize dikkat edin. Vücut ısısını koruyacak şekilde giyinmeye özen gösterin.

7- SİGARAYI BIRAKIN
Soğuk havalar damarların büzüşmesine neden oluyor. Sigara içtiğiniz takdirde ise bu büzüşme daha da artıyor. Bu nedenle de kalp krizi riski belirgin bir şekilde yükseliyor. Sağlığınız için sigarayı hayatınızdan çıkartın.

8- ALKOL KULLANMAYIN 
Alkol, damarları genişleterek vücut ısısının düşmesine ve kan basıncında ani değişimlere neden oluyor. Sonuç olarak alkol kalp krizi geçirme riskinizi artırıyor.

9- SONBAHARDA KALBİNİZİ KONTROL ETTİRİN
Mevsim değişimleriyle birlikte kalp damar sistemi üzerinde birtakım önemli değişimler gözleniyor. Bu da kalp damar hastalıklarına bağlı istenmeyen olayları tetikleyebiliyor. Mevsim değişikliklerine sağlıklı bir şekilde uyum sağlayabilmek için, özellikle 40 yaş üstündeki erkekler ve 50 yaş üstündeki kadınların mutlaka bir kardiyolog tarafından muayene ve tetkik edilmeleri gerekiyor.

Hastanemiz Üroloji Uzmanı Op.Dr. Emin Coşkun erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden birinin prostat kanseri olduğunu belirtti.

Prostat kanseri, erken evrede yakalandığında tedavi başarısı yüksek kanser türleri arasında yer almaktadır. Genellikle başlangıç evresinde belirti vermeyen bir kanser olduğu için de 40 yaşından itibaren her erkeğin yıllık prostat muayenesini ve kan tahlillerini mutlaka yaptırması gerekmektedir.

Prostat Kanseri Nedir?

Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrol dışı büyümesiyle ortaya çıkar. Kanserli hücreler öncelikle kontrolsüz büyüme göstererek prostat içine yayılır. Ardından prostatı çevreleyen kapsüle uzanır, kapsülü delerek prostat dışına doğru yayılır. Prostat kanseri, iyi huylu prostat bezi büyümesinden farklı olarak prostatın merkezinden değil, kapsüle yakın, merkezden uzak bölgesinden kaynaklanır. Bu nedenle prostat kanserinde idrar şikâyetleri daha geç dönemde hastayı rahatsız eder. Büyüme ve yayılma döneminde yakın organlara, lenf sistemine ve kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine sıçrayabilir. Prostat kanseriyavaş seyirli olduğu gibi tümör, oldukça agresif karakter göstererek kemik ve diğer organlara sıçrayabilir.

Prostat Kanseri Belirtileri

Prostat kanserinin belirtileri,hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu bakımdan sinsi karaktere sahip bir hastalıktır. Özellikle erken dönemlerinde hiç belirti ve şikayet görülmeyebilir. Prostat kanseri belirtileri ortaya çıktığında, hasta bazı tedavi şanslarını kaybedebileceğinden, düzenli doktor kontrollerinin tedavi başarısında önemi büyüktür.

Prostat kanseri belirtilerişöyle sıralanabilir;

  • İdrar yapma güçlüğü
  • İdrar akışında kuvvet azalması
  • Menide ya da idrarda kan görülmesi
  • Boşalma esnasında ağrı
  • Kasık bölgesinde rahatsızlık hissi
  • Kemik ağrıları
  • Sertleşme bozukluğu

Prostat kanserini haber veren bu belirtiler bazen iyi huylu prostat büyümesinin bir göstergesi de olabilir.  Prostat bezinin büyümesine bağlı olarak gelişen benign prostatik hiperplazinde (prostatın iyi huylu büyümesi) de benzer belirti ve şikayetler görülebilir. Eğer prostat kanseri vücudun başka bölgelerine ve organlarına yayıldıysa, o alanla ilgili belirtiler de verebilir. Örneğin; kemiğe yayıldıysa kemik ağrısı gibi…

Prostat Kanseri Risk Faktörleri

Prostat kanserinin nedenitam olarak bilinmemektedir. Prostat kanserihücre düzeyinde gerçekleşen genetik kusurlara bağlı bazı prostat hücrelerinin kontrol dışı büyümesi ve normal hücrelerin yerini almasıyla oluşur. Daha sonra da çevre dokulara ve ileri seviyelerde ise uzak organlara yayılabilir.

Prostat kanseri nedenleri ve risk faktörleri şöyle sıralanabilir;

  • Kalıtsal veya Genetik Faktörler
  • Prostat kanserlerinin %9’u kalıtsal olup, prostat kanseri olanların %15’inde hastalık birinci derece erkek akrabalarından geçmektedir. Kadınlarda meme ve yumurtalık kanserleriyle bağlantısı bilinen BRCA2 genindeki mutasyon, erkeklerde prostat kanseri riskini de arttırdığı gözlemlenmiştir.
  • Genetik Olmayan (Çevresel) FaktörlerProstat kanserinde çevresel faktörler genetik faktörlere göre daha etkilidir. Örneğin, Çin’de yaşayan bir Çinlinin prostat kanserine yakalanma riski, bir Amerikalıya göre çok düşükken, aynı Çinli birey Amerika’da uzun süre yaşadığında bir Amerikalıya benzer prostat kanseri riski taşımaya başlamaktadır.
  • Yaşın Etkisi
    Prostat kanseri
     riski yaşla birlikte artar. 50 yaşın altındaki erkeklerde nadir görülen prostat kanserine, 55 yaşın üzerindeki erkeklerde sıkça rastlanır. Yaşamları boyunca her 6 erkekten 1’ine prostat kanseri tanısı konulacağı bilinmektedir.
  • Irk Faktörü
    Prostat kanserinde ırk faktörü de önemlidir. En çok siyahi erkeklerde görülen prostat kanseri, daha sonra beyaz erkeklerde görülür. Nadir olarak da Asya/ Pasifik adalarında yaşayan erkeklerde de görülür.
  • BeslenmeProstat kanseri üzerinde beslenmenin direkt etkisi kanıtlanamamıştır.  Daha önce yapılan araştırmalar, selenyum ve E vitamininin prostat kanseri riskini azaltabileceğini göstermiş olsa da sonradan yapılan araştırmalardan edinilen daha net sonuçlar, her ikisinin de fayda sağlamadığını ortaya koymuştur. Yine de sağlıklı beslenme kanser riskini azalttığı için sağlıksız besinler tüketmek prostat kanseri riskini doğrudan yükseltebilir.

Prostat Kanseri Tanısı

Hastanın PSA kan testi ve/veya makattan parmakla muayene sonuçlarına göre prostat kanseri olasılığı söz konusu ise, şüphenin biyopsi ile onaylanması gerekir. Prostat kanserine, prostat bezine yapılan bir veya birden fazla biyopsi sonucunda tanı konulur. Biyopsi, hastada var olan benin prostatik hiperplazi, kanser veya var olan diğer medikal problemleri belirler. Biyopsi sırasında, iğne yardımıyla rektumdan girilerek prostat dokusundan birkaç ufak parça örnek alınır. Bu doku örnekleri, mikroskop altında incelenerek kanser hücreleri varsa tespit edilir.

Prostat Kanserinde Erken Teşhis

Prostat kanserinde diğer kanserlerde olduğu gibi erken teşhis ile yaşam kaybı oranları azaltılabilir. Erken teşhisin sağladığı bir diğer fayda ise prostat kanseri tedavisine bağlı yan etkilerin minimum düzeyde kalmasıdır. Prostat kanserini erken teşhis etmek için Prostat Spesifik Antijen (PSA) olarak bilinen protein seviyesini ölçen kan testi, dijital-rektal muayene ve/veya transrektal (makattan) ultrason yöntemleri kullanılmaktadır. Ancak prostat kanserinde tarama, karmaşık ve tartışmalı bir konu olup yaşamsal risk faktörünü azalttığına dair yeterli kanıtlara henüz ulaşılamamıştır. Dahası, tüm tarama testleri, bazı riskler taşır. Faydalarına bağlı belirsizliklerin ve olası zararlarının, prostat kanseri tarama testleri öncesi uzman bir doktorla konuşulması önemlidir. Tarama testlerinin potansiyel faydaları, belirsizlikleri ve riskleri birlikte konuşulduktan sonra hastanın kişisel tercihine göre yapılmalı ya da yapılmamamladır.

Prostat Kanseri Evreleri

Prostat kanseri gösterdiği yayılım durumuna göre evrelere ayrılır. Prostat tümörünün mesane ya da rektum gibi çevre dokulara yayılıp yayılmadığı, lenf bezleri ve kemikleri etkileyip etkilemediği evrelemede en önemli kriterlerdir. Tümörü derecesini belirten gleason skoru ve PSA seviyesi de prostat kanseri evrelerini belirlemek için önemlidir.

Prostat Kanseri Tedavisi

Prostat kanseri tedavisinde kanserin büyüme hızı, yayılım durumu, hastanın genel sağlık durumu ve uygulanacak tedavinin etkinliğinin yanı sıra, olası yan etkilerine de bağlı olarak farklı tedaviler tercih edilebilir. Eğer prostat kanseri erken bir evrede ise hemen tedavi yerine takip önerilebilir. Cerrahi seçeneği ise prostat kanserinde en yaygın ve etkili tedavi yöntemlerindendir. Robotik, laparoskopik ve açık cerrahi yöntemler mevcut olup her bir cerrahi yöntem hastaya göre tercih edilmelidir. Cerrahi yaklaşımda amaç prostatın tamamının alınmasıdır. Uygun vakalarda prostat çevresinde bulunan ve peniste sertleşmeye yardımcı olan sinirler korunabilir.

Erken evre prostat kanserinde tercih edilen ameliyat, laparoskopitir. Yine erken evrede prostat ışın tedavisi (radyoterapi) de uygun hastalarda önemli bir tedavi seçeneğidir. Laparoskopik cerrahi, hastaya konforlu bir ameliyat süreci sağlar ve kanser kontrolü açısından da yüksek başarı oranlarına sahiptir. 4-5 adet küçük delikten yapılan bu ameliyatlar sonrasında hasta daha az ağrı çeker ve günlük aktivitesine kısa sürede dönebilir. Ameliyat kesisi olmadığından,  bu ameliyatlar kozmetik olarak da büyük oranda hasta memnuniyeti sağlar. Prostat kanseri tanısı ve tedavisindeki büyük gelişmeler, bu hastalığı korkulan bir hastalık olmaktan çıkarmaktadır.

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

btnimage