Bu yıl Ramazan ayında ortalama 16 saat süren bir oruç söz konusudur. Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak önemlidir. Yapılan birçok bilimsel çalışmada Ramazan orucunun vücuttaki metabolizmayı yavaşlattığı belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre diyetimiz normal vücut ağırlığımızı korumak, ağırlık kaybetmemek veya ağırlık kazanmamayı destekleyecek şekilde olmalıdır.
Ramazan ayında sahura kalmamak ya da kalkıp sadece su içmek, açlık süresini 16 saatten ortalama olarak 20 saate çıkarmaktadır. Bu da açlık kan şekerinin daha erken düşmesine neden olarak gün içindeki hayat kalitemizi etkilemektedir.

Sahur yemeği yavaş sindirilen, gün boyu besleyici özelliğini sürdüren besinlerden oluşmalıdır. Posadan zengin besinler; kepek, tahıllar, tam buğday, tohumlar, patates, sebzeler, meyveler gibi besinlerde bulunur ve yavaş sindirilmektedir. Bu besinler vücutta posa miktarını arttırdıkları için oruç süresince kabızlığı, mide bulantısı ve mide bozulmalarını önlemeye yardımcıdır. Sahur yemeğinde çok hızlı sindirilen besinlerden sakınılmalıdır. Örneğin, şeker, beyaz un ve diğer saflaştırılmış şekerleri içeren besinlerin tüketim miktarı konusunda dikkatli olunmalıdır. Kızartılmış besinleri tüketmekten sakınılmalıdır. Bu tür besinler gün boyunca mide bulantısına ve mide bozulmasına neden olabilir. Yüksek tuz/sodyum içeren besinlerden sakınılmalıdır. Bu tür besinler oruç süresince susamayı arttırmaktadır.

İftar yemeği saati bu yılda geç vakitlerde olmaktadır. Bu nedenle vücudumuz için gerekli besin ögelerinin sağlanması önemlidir. İftarda yemeğe 2-3 adet hurma veya su ile başlanmalıdır. Hurma karbonhidrat, posa, potasyum ve magnezyum için mükemmel bir kaynaktır. Hurma aynı zamanda tatlı ihtiyacını da giderip, kilo kontrolüne yardımcı olmasından dolayı iftar yemeklerinin vazgeçilmezidir. İftar yemeğinde; 1 kase çorba, 1 ince dilim tam buğday ekmeği, proteinden zengin bir ana yemek ve yoğurt veya cacık tüketilebilir. Baharatlı besinlerin tüketilmesinden sakınılmalıdır. Baharatlı besinler mide salgılarını uyarır ve oruç sırasında rahatsızlık hissedilmesine neden olabilir. Eğer baharatlı besinler tüketilecekse pişirmede veya yemekler tüketilirken sınırlı miktarda baharatlar kullanılmalıdır. İftar yemeğinden 2-2.5 saat sonra 1 porsiyon meyve tüketilerek ara öğün yapılabilir. Bu ara öğünün yapılması yüksek kalorili şekerli besinler yerine daha sağlıklı bir tercih yapmamızı sağlamaktadır.
Sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. İftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Aynı zamanda uzun süreli açlık ve susuzluktan sonra mineral dengesinin sağlanması açısından günde 1 adet sade maden suyu tüketilmelidir.

Karabük Özel Medikar Hastanesi’nde Hastane Afet ve Acil Durum Planlaması Uygulayıcı Eğitimi, 14-16 Mayıs tarihleri arasında Karabük İl Sağlık Müdürlüğü ve UMKE ‘nin katılımları ile gerçekleşti.

15 Mayıs 2018 tarihinde 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında tüm çalışanlarımızın davetli olduğu Motivasyon Kokteyli düzenlendi. Hemşireler haftası vesilesi ile Mesul Müdürümüz Dr. Mehmet Coşkun, Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Heldan Demiralay’a çiçek taktim ederek, tüm hemşirelerimizin Hemşireler Haftasını kutladı.

Özel Medikar Hastanesi, Şehit Murat Akdemir Anadolu İmam Hatip Lisesi Proje Okulu ve Türk Kızılay’ı tarafından yapılan ortak çalışma ile ‘Kan ve Kök Hücre Bağışı’ projesi yapıldı.

Safranbolu Misak-ı Milli Meydanında gerçekleştirilen projeye halkın ilgisi olduça büyük oldu. ‘Bir Damla Kan Bir Umut’ sloganı ile yola çıkan öğrenciler, Özel Medikar Hastanesi sponsorluğu ile halkı bilinçlendirme amaçlı broşürler dağıttı. Bir günde toplamda 98 ünite kan bağışı yapıldan proje kapsamında öğrenciler çeşitli etkinliklerle halkın ilgisini çekmeyi başardı.

Özel Medikar Hastanesi sosyal sorumluluk projesi kapsamında, Diş Hekimi Dt. Metin Cingöz öncülüğünde, Yenice Yortan Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencilerine ücretsiz diş taraması yapıldı.

Lise öğrencilerinin katılımları ile gerçekleştirilen taramada öğrencilere ağız ve diş sağlığı ile ilgili dişlerin düzenli fırçalanması, diş ipi kullanımı, sağlıklı beslenme ve rutin diş hekimi kontrolleri hakkında bilgiler verildi.

26. Bölge Kastamonu Eczacılar Odası’nın Kastamonu eczacılarına yönelik gerçekleştirdiği buluşmada, Kalp ve Damar Cerrahisi Doç. Dr. Caner Arslan ve Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Bozbay kardiyovasküler hastalıklar hakkında eczacılarımızi bilinçlendirdi. Dunyada mortalite (ölüm) oranının en çok olduğu kardivaskuker hastalıklardan korunma, hipertansiyonla mücadele ve sağlıklı beslenme konularında sunumlar gerçekleştirildi. Daha sonra Kulak Burun Boğaz Uzmanımız Op. Dr. Gerçek İlker Şiriner ‘Burun Estetiği, Sinüzit Cerrahisi, Mevsimsel Alerjik Rinit ve Dolgu / Botoks ile ilgili sunumunu gerçekleştirdi.

Yoğun katılım olan toplantıda desteklerini esirgemeyen ve bizi son derece guzel ağırlayan 26. Bolge Eczacılar Odasi Başkanı Ecz. İhsan Orkun Yilmaz , Genel Sekreter Ecz. Hakan Yılmaz ve toplantımıza katılan tüm eczacılarımıza teşekkür ederiz.

Hastamız Osman Erdoğan (68) idrar yapamama nedeniyle bir aydır sonda kullanmaktaydı. Hastanın gırtlak kanseri ve ileri derecede kalp yetmezliği mevcuttu. Kalp pili ile hayatını devam ettirmekteydi.  Farklı bir hastanede yapılan tetkik ve muayene sonucunda hastaya prostat büyümesi teşhisi konularak ameliyat olması gerektiği söylendi. Karabük ve Ankara’daki hastaneleri dolaşan hastaya ameliyat olmasının çok riskli olduğu söylenerek ameliyat yapılmadı.

Osman Erdoğan Özel Medikar Hastanesi Üroloji Uzmanı  Dr. Emin Coşkun’a başvurdu. Hastaya anestezi uzmanlarımız tarafından başarılı bir anestezi yapıldı. Ameliyat sırasında  kalp pili durdurularak  bir saat süren kapalı prostat ameliyatı yapıldı ve yaklaşık 100 gr prostat dokusu çıkartıldı. Başarılı geçen ameliyat sonunda hastamız sağlığına kavuştu.

Özel  Medikar Hastanesi olarak hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi sunar, sağlıklı bir hayat dileriz.

Günümüzde sağlıklı yaşam halen yaşamamızın temel parçası olmaya devam etmektedir. Tıp biliminin gelişmesiyle beraber  insan ömrünün uzatılmasında birçok başarılı sonuç elde edilmiştir. Yalnız tüm gelişmeler mukabilinde kaliteli, yani sağlıklı yaşam konusunda istenilen başarıya ulaşılamamıştır. Bu konuda bir çok nedenin olduğu da bilinmektedir. Yaşam tarzı, beslenme, sosyal, ekonomik  ve ekolojik faktörler insanların sağlıklı yaşamasında belirleyici etkenlerdir. Bir iç hastalıkarı uzmanı olarak diyebilirim ki  günümüzde her geçen gün hastalıklar artma yolunda devam etmektedir.

Yaşam tarzımızı spor, yürüyüş ve kültürel aktivitelerle zenginleştirebiliriz. Teknoloji geliştikçe ne yazık ki insanlar aktivitelerden yoksun kalıyorlar. Bunun için ayrıca günlük zamanımızı da sağlıklı ve değerli kullanmalıyız. Ekolojik faktörler sağlımızda bulunmaz nimettir. Basit bir örnek vermek gerekirse, herkesin evinde, işinde  kullandığı ‘’piller’’ o kadar tehlikelidirki, gerekli olduğu kadar, çok da zehirlidir. Kesinlikle doğaya, çöpe atılmamalıdır. İçeriğinde bulunan ağır metaller zehirli madde olarak topraktan sudan geri dönüş yaparak insan sağlığını ciddi şekilde bozarak ağır hastalıklara sebep olmaktadır. Ağır metal diye bilinen alüminyum, arsenik, bakır, kurşun, çinko, civa, kadmiyum, nikel gibi çok yaygın metaller insan sağlığını tehdit etmektedir.

Ağaçların, ormanların giderek yerini tutan betonlaşma, sanayileşme  ve her gün artan araba sayısı insan sağlığı için önemli tehdit oluşturmaktadır. Özellikle hazır gıdalar, kimyasal koruyucular içermektedir. Sebze ve meyvelerin yetiştirilmesinde kullanılan kimyasal gübreler giderek yok edilmelidir. Uzak doğuda özellikle Tibet Eyaletinde hiçbir kimyasal ürün kullanılmadan, doğal şartlarda meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Bu topraklarda Dünya’nın en uzun ömürlü ve sağlıklı insanları geleneklerini bozmadan, dünyaya meydan okumaya devam etmektedir.

Ülkemiz  zengin tarımsal topraklara sahip olmasına rağmen çocuklardan büyüklere mide-bağırsak hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları, kan değerlerinde eksiklik (anemiler), vitamin eksiklikleri (avitaminoz), solunum yolları ve allerjik hastalıklar, orta ve büyük yaşlarda ht+dm+kalp hastalıkları, romatizmal, kas ve kemik hastalıkları her geçen gün artmaya devam ediyor.

Ülkemizde  tüm imkanların ve ürünlerin bulunmasına karşılık kişisel hijyen konusunda halen çok geride kaldığımızın sonucudur. Ağız ve diş sağlığına halen önem verilmemektedir. Anti-hijyen sebeplerden dolayı enfeksiyon hastalıkları çok sık karşılaştığımız hastalıklar arasındadır. Sürekli Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri uyarı yapmaktadır; ”Lüzumsuz antibiyotik kullanmayalım!” Biz doktorların bu konuda çok meraklı oldukları söylenemez çünkü kronik hastalarımız bir çok ilaç kullanmaktayken antibiyotiklerden doğabilecek yan etkiler biz doktorları tedirgin etmektedir. Lakin enfeksiyon semptomları ve enfeksiyon değerleri yüksek olan hastaya antibiyotik vermemek, hastayı enfeksiyon riski altında bırakmak kadarda tehlikelidir.

Sağlıklı yaşam için sağlıklı ve düzenli beslenme , bir çok hastalıktan korunmanın temel faktörlerinden sayılır. “Sigara” insan sağlığını  ciddi şekilde tehdit eden zehirli maddedir. Günlük en az 1.5-2 lt su içilmelidir, daha sağlıklısı her yemekten önce mutlaka bir bardak su içilmelidir.

Yemek öğünlerinin sayısı ve içeriği önem arz etmektedir, ana öğün 3 çeşit, ara öğün 2 veya 3 çeşit olmalıdır. Eski yıllarda ara öğün çok önemli değildi yalnız son yıllarda sedanter, hareketsiz çalışma ve yaşam, insanların efor harcamasına engel teşkil eden  önemli sebepler arasındadır.

Bu nedenle ana öğünlerde alınan fazla kalori  vücutta yağ deposu oluşturmaktadır. Vücut yağ depolamaya başladıkça metabolik sendrom diye adlandırdığımız hastalıkların temeli atılmaya başlar. İnsülin direnci, kan yağları ve karaciğer fonksiyon testlerinde artış, kan basıncı artışı  ve kilo artışı bir çok hastalığın habercisi olarak kendini göstermeye başlar.

Kas ve kemik sistemi vücudun temel yapısıdır. Sağlıklı beslenme kas ve kemik sistemini korur, vücudun metabolizmasında önemli rol oynar. Kas ve kemiklerde bulunan mineraller ve diğer etkenler  vücudun pusulasıdır.

Kanda analiz edilen iyonlar-elektrolitler, kan sayımı ve kan değerleri, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, kolestrol paneli, crp, aso, rf, sedim vs. geniş yelpaze altında  kan değerlerinin her birisi kendine has özelliğe sahiptir. Laboratuvar tetkiklerinin  hastalıkların teşhisinde çok önemli yeri vardır. Ayrıca tetkikler ileride oluşabilecek hastalıkların önlenmesinde de biz doktorların yoluna ışık tutmaktadır.

Hastamız Bahri Demir Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Gerçek İlker Şiriner’e baş ağrısı ve sürekli balgam çıkarma şikayetleriyle başvurdu. Çekilen tomografi sonucunda diffüz nazal polipozis ve kronik sinüzit hastalığı teşhis edildi. Hastamızın medikal tedavisi düzenlendikten sonra ameliyat planlanması yapıldı. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Gerçek İlker Şiriner tarafından başarılı bir şekilde fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi yapıldı. Tedavi sonunda hasta konforunun korunması amacı ile tampon kullanılmadı. Hastamız ameliyat sonrası sağlığına kavuştu ve taburcu edildi.

Özel Medikar Hastanesi olarak hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi sunar, sağlıklı bir hayat dileriz.

Özel Medikar Hastanesi Beslenme ve Diyetisyen Uzmanı Yasemin Demirsoy öncülüğünde, çocuklara ‘’Sağlıklı Beslenme’’ ile ilgili eğitici bilgiler verildi. İlkokul 1. ve 4. Sınıfların katılımları ile gerçekleştirilen sunum öğrencilerin büyük ilgisini çekti. Hem eğlenceli hem öğretici bir sunum gerçekleştiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Demirsoy ‘Gelecek nesillerin çok daha sağlıklı ve bilinçli olacağına inanıyorum’ Özel Medikar Hastanesi olarak, bu tarz eğitici ve çocuklarımızın doğru beslenmeleri hakkında ki faaliyetlerimiz ve sunumlarımız devam edecek’ diye belirtti.

Batı Karadeniz Bölgesine ve tüm Türkiye’ye sağlık hizmeti veren hastanemiz verdiği hizmeti geliştirmeye devam ediyor. Hastanemizde devam eden Sağlıkta Kalite Standartları düzenlemeleri ile ilgili Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Heldan Demiralay’ın sunumuna Mesul Müdür Dr. Mehmet Coşkun ve tüm departmanların kalite sorumluları katıldı.


Özel Medikar Hastanesi 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü, hastane içerisinde ve ONEL AVM’de kutladı. Bu özel günde tüm kadınlarımıza çiçekler taktim edilirken, hastanemizin tanıtımının yapıldığı standımızı ziyaret eden herkese, tansiyon ölçümü yapıldı. Hastanemizde gerçekleştirdiğimiz kutlamalarda, tüm kadın hastalarımıza, yakınlarına ve hastane personelimize çiçekler dağıtıldı. Varlıklarıyla dünyayı güzelleştiren tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun.

Türkiye’nin en uzun boylu kızı Karabük doğumlu Rümeysa Gelgi, Karabük Özel Medikar Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçti. Rümeysa’nın sağlık durumunun oldukça iyi olduğu belirtildi. Medikar Hastanesi olarak kendisine sağlıklı bir ömür dileriz.


Batı Karadeniz’in merkezinde, tüm branşlarda hizmet veren, tam donanımlı bir sağlık merkezi olan Karabük Özel Medikar Hastanesinde başarılı burun estetiği operasyonu yapıldı. Aydın ilinden gelen 27 yaşındaki Özgür Soylu burun estetiği operasyonu için hastanemiz uzmanlarından Op. Dr. Gerçek İlker Şiriner’i tercih etti.


Kardemir Karabük Spor’un yeni transferleri Murat Akın, Leandro Rıta Dos Martıres ve Yusuf Akbulut Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçti.

Süper ligde ilimizi temsil eden Kardemir Karabük Spor, kamp dönemi sonuna yaklaşırken transferlerine devam ediyor.

Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçen başarılı futbolcular, Genel Cerrah Op. Dr. Mustafa Başar, Ortopedi Uzmanı Dr. Müfit Pehlivanoğlu, Dahiliye Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğluna muayene oldular.

Futbolcularımıza hoşgeldin diyor, Kardemir Karabük Sporumuza başarılar diliyoruz.

Süper ligde ilimizi temsil eden Kardemir Karabük Spor, kamp dönemi sonuna yaklaşırken transferlerine devam ediyor.

Özel Medikar Hastanesinde sağlık kontrolünden geçen başarılı futbolcular, Genel Cerrah Op. Dr. Mustafa Başar, Ortopedi Uzmanı Dr. Müfit Pehlivanoğlu, Dahiliye Uzmanı Dr. Ali Akçay, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Erden ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İrem Pehlivanoğluna muayene oldular.

Futbolcularımıza hosgeldin diyor, Kardemir Karabük Sporumuza başarılar diliyoruz.

Karbonhidratları özellikle ekmek grubu besinleri daha az tüketmek kilo vermek isteyenlerin genelde ilk aklına gelen çözümdür. Son zamanlarda karbonhidrat oranı düşük, protein oranı yüksek besinlerle beslenme modası ön plana çıkmaya başlamıştır. Ancak yeterli ve dengeli beslenme programı içinde protein kadar karbonhidrat ve yağ da vücudumuz için çok önemlidir.

Proteini yüksek diyetler normal diyetlere göre daha kolay kilo vermeye yardımcı olabiliyor ancak diyetin genel planı içinde çok dengeli bir planlama yapılması gerekiyor. Protein vücuda dengeli bir şekilde alınmadığında içerisinde bulunan yağ ve kolesterolden kaynaklı kilo vermeye çalışırken karaciğer, böbrek ve damarlarımızın normalden daha fazla zarar görmesi riskiyle karşılaşabiliriz.
Bu diyetleri yaparken protein seçimi de çok önemlidir. Proteinleri yağsız besinlerden seçmeliyiz. En iyi protein kaynakları yağsız süt ürünleri, yağsız etler, balık gibi besinler tercih edilebilir.

Protein ile kilo vermek neden daha kolay?
Bedenimiz yüksek proteinli besinleri sindirmek, kullanmak için daha fazla çaba harcar. Bu da daha fazla kalori harcamamızı sağlar. Ayrıca, yüksek proteinli besinler midenizi daha uzun sürede terk ederler, böylece daha uzun süre kendinizi tok hissedersiniz.
Günlük alınması gereken protein miktarı vücut ağırlığının kilogramı başına 0.8-1.0 gram olmalıdır. Yaklaşık 70 kg olan bir kişinin günlük ortalama protein ihtiyacı 56 gr ila 70 gr arasında değişmektedir. Fakat proteinden zengin beslenildiğinde vücuda alınan protein miktarı 110g ila 140 arasında değişmektedir. Yüksek miktarda protein alındığında ve kişi iyi bir egzersiz yapmadığında proteinin fazlası vücutta yağa dönüşüyor. Her öğün için alınması gereken protein 27 -30 gramdan daha fazla olmamalıdır.

Ancak her protein içerik olarak birbirinin aynısı değildir. Örneğin fındıklar, tam tahıllılar, ve sebzeler de protein içerir ama yağsız kasları yapabilmek için bedende gerekli olan 9 amino asidin hepsini içermezler. Yağsız kasları yapabilmek için 9 amino asidi içeren yani tam protein olarak bilinen hayvansal ürünler tüketilmelidir. Bu hayvansal ürünler tavuk, hindi, deniz ürünleri, az yağlı süt ürünleri, yağsız biftektir.

Proteinden zengin diyetleri uzun süre uygulamak dengeli beslenme ilkelerine uygun değildir. Fakat spor yapan kişilerde bir beslenme uzmanı kontrolünde dengeli bir beslenme programı uygulanarak yapılabilir. Kilo vermek isteyen kişilerde kontrollü bir şekilde kısa süreli olarak, metabolizma hızını arttırmak için proteinden zengin diyetler yapılabilir. Ancak bu diyetleri alışkanlığa dönüştürüp, yaşam tarzı haline getirmeyecek şekilde, diyetisyen ve danışan ortak kararı ile sağlığa zarar vermeyerek dengeli bir beslenme programı oluşturularak uygulanabilir.

EEG RADYASYON İÇERMİYOR
EEG, (Elektroensefalografi) hakkında bilgi veren Özel Medikar Hastanesi Nöroloji Uzmanı, “Beynin normal elektriksel faaliyeti başta epilepsi (sara hastalığı) olmak üzere pek çok durumda bozulur. EEG’yi oluşturan beyin dalgalarının değerlendirilmesi ile bu bozukluğun yeri ve şekli hakkında bilgi edinilir. EEG tüm yaş gruplarında ve hamilelerde de çekilebilir. Radyasyon içermemektedir. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi EEG’ye göre daha sonradan geliştirilmiş olan inceleme yöntemleri beynin elektriksel faaliyeti konusunda bilgi vermezler. Özellikle epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verdirecek olan inceleme yöntemi EEG’dir” diye belirtti.

EEG NASIL ÇEKİLİR
Nöroloji Uzmanı, beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrodlar aracılığıyla EEG aletine iletilirek, verilerin ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedildiğini, çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi sözkonusu olmadığını söyledi. Uzman Doktor, “Bu işlemler yapılırken hasta herhangi bir ağrı duymaz. Çekime gelirken tok olunmalıdır” dedi.

UYKUDA EEG NEDEN ÇEKİLİR?
Bazı durumlarda EEG’nin uyku halinde de çekildiğini belirten Nöroloji Uzmanı, bunun nedenini şöyle anlattı: “Uyku, beyindeki anormal elektriksel faaliyetin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Epilepsi teşhisi için uyanıklık halinde 20 dakika süreyle yapılan EEG’nin yeterli bilgi vermediği durumlarda, gündüz 3-4 saat süreyle uykuda EEG çekilir. Çekim süresinin uzamasıyla anormal beyin dalgalarına rastlama olasılığı da yükseltilmiş olur.
Hastanın bu tür çekime gelmeden önceki gece uykusuz kalması, gerek gündüz uyumasını kolaylaştıracağı, gerek anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır.”

EMG ( ELEKTROMİYOGRAFİ) NEDİR?
EMG’nin EEG’den farklı olarak beyin dalgalarının değil, vücudumuzdaki sinir ve kasların elektriksel yöntemle izlenmesi olduğunu söyleyen Dr. Tanrıkulu, “Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. İğne EMG’de ise kaslar elektrik uyarımı verilmeden, iğne aracılığıyla incelenir” dedi.
Vücudumuzdaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle incelendiği EMG’nin, sinir yaralanmaları, sinir sıkışmaları, sinirlerin fonksiyonlarını bozan hastalıkların teşhisi (Şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi), kas hastalıklarının teşhisi, kas erimeleriyle giden omurilik hastalıklarının teşhisi için yapıldığını söyleyen Uzman Doktor şunları kaydetti: “Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. Bunun için sinir trasesi boyunca cilt bölgelerine düşük şiddette elektrik akımı uygulanır ve sinirin veya cildin başka bir yerinden bu akım bilgisayarlı aletlerle toplanarak ölçüm yapılır. Böylece sinirin sağlıklı fonksiyon yapıp yapmadığı anlaşılır.”

BİR 30 İLE 60 DAKİKA ARASI SÜRÜYOR
Kasların içine de ince çaplı tek kullanımlık steril iğne şekilli elektrodlar konulmak suretiyle, incelenen kasın ya da sinirinin sağlıklı olup olmadığı, kaslarda oluşan elektrik aktivitenin EMG cihazı ekranından izlenmesi ve analiz edilmesi yoluyla anlaşıldığını belirten Uzman Doktor, “EMG incelemesi, değişebilmekle birlikte yaklaşık yarım ila bir saat arasında süren bir incelemedir” dedi.

EMG ÇEKTİRECEKLERE TAVSİYELER
Özel Medikar Hastanesi Nöroloji Uzmanı, EMG çekimine gelirken hastaların şunları yapmasını istedi:
1-Hastanın aç olması gerekmez.
2- Düzenli olarak kullanmakta olduğu ilaçlar varsa bunları almasında sakınca yoktur.
3- Ancak, özel durumlarda bazı ilaçları kullanmaması gerekir, bu durumlarda hekim tarafından gereken uyarı önceden yapılır.
4- Rahat bir giysi giymesi, incelemeyi kolaylaştırır.
5- Kalp pili taşıyorsa inceleme öncesi hekimi uyarması önerilir.

Ağır çantalar çocukların sağlığını tehdit ediyor. Öğrencilerin daha küçük yaşlarda sırtına binen bu fazla yükler; sırt, bel ve ayak ağrılarının yanı sıra baş ağrıları ve uykusuzluğa neden olabiliyor. Her 10 çocuktan 1’i ise skolyoz yani omurga eğriliği tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Medikar Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Tayfun Güngör, hem aileleri uyardı hem de omurga sağlığı ile ilgili bilgi verdi.
Ağır çanta skolyoza neden oluyor.

Okula yürüyerek giden, ağır çantaları uzun süre taşımak zorunda kalan çocuklarda boyun, sırt, bel ve ayak ağrılarının yanı sıra gerilim tipi baş ağrıları ve uyku düzeninde bozulmalar görülebilmektedir. Eğer önlem alınmazsa ilerleyen süreçte başta skolyoz olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Okul çantalarının ağır olması ve tek taraflı taşınması, yanlış oturma pozisyonu, kas iskelet yapısına uygun olmayan egzersiz hareketleri skolyozu tetikler. Omurga eğriliği olan her 4 çocuktan biri tedaviye ihtiyaç duyarken, tedavi gereksinimi olan kız çocuklarının erkek çocuklardan 8 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Ayrıca çocuğun kas-iskelet yapısına uygun sportif aktivitelerde bulunmaması, okuldaki masa ve sandalyelerin çocuğun bedenine uygun olmaması ve yanlış pozisyonda oturma skolyoza neden olmaktadır.

Çocuğunuzun gövdesi bir yana doğru eğilmişse dikkat!
Skolyozun erken tanı ve tedavi ile önlenebilmesi için öncelikle farkındalığın artırılması gerekmektedir. Ailelerin çocuklardaki omurga eğriliklerini erken fark edilmeleri için mutlaka çocukları kontrol etmeleri gerekmektedir. Hızlı büyüme çağına giren 10-12 yaş arası kız çocukları ve 13-14 yaş arası erkek çocuklarının yılda 2 kez omurga muayeneleri yapılmalıdır. Gelişme çağının başlangıcında özellikle diş teli takan, esnek bağ yapısı olan, ayak problemleri ve yürüme güçlüğü çeken kilolu çocuklar skolyoz konusunda risk grubunda olduklarını için yakın çevrelerince daha sık gözlemlenmesi gerekmektedir. Gelişme çağındaki bir çocukta başın bir yana eğilmesi, yüz ve omuz asimetrisinde bozulma, sırtın bir bölümünde göze batan kabarıklık, gövdenin bir yana doğru yer değiştirmesi, pelvis ve kalça asimetrisi, bacak boyu farkı, ayak şekil bozukluğu ve yürüme dengesinde bozukluk gibi bulgular skolyozu akla getirmektedir. Bu durumda çocuğun vakit kaybedilmeden bir uzaman götürülmesi ve gerekli tedavi planlamasına başlanması gerekmektedir
Ağır ve albenili çantalar yerine hafif ama sağlam modelleri tercih edin
Okul çantası seçimi çocuklar için çok önemlidir. Kalın ya da ağır materyallerden uzak durularak hafif çantalar tercih edilmelidir. Mümkün olduğunca çok bölmeli olmasına dikkat edilerek kitap, defter gibi ağır materyaller sırta yakın bölmelerde taşınmalıdır. Alınacak çantanın çocuğun sırt ergonomisine uygun olmasına da dikkat edilmelidir. Çocuk evden çıkarken aileler mutlaka çantanın ağırlığını kontrol etmeli, çanta gereğinden fazla ağır ise hafifletilmeli ya da ağırlık dengeli değilse dengeli hale getirilmelidir. Ayrıca omuz kayışları da gevşek ya da gergin olmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Çantanın tek kolla değil her iki kolla taşınması gerekmektedir.

Hormonları adeta bir orkestra şefi gibi yöneten hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörler, “Dev hastalığı” olarak tanımlanan Gigantizm rahatsızlığına neden olabiliyor. Bir anda ayakkabı ve yüzüğün sıkmaya başlaması, adet düzensizliği gibi sorunlara neden olabilen hipofiz bezi tümörleri, hamile kalmada güçlük ve cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açabiliyor. Medikar Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Serkan ATASOY, hipofiz bezi tümörleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

Hormonları Orkestra Şefi Gibi Yönetiyor
Beynin tabanında, “Sella Turcica” yani Türk eyeri olarak bilinen kemiğin içerisindeki bölgede yer alan hipofiz bezi, yaklaşık 0,6 gram ağırlığında olsa da önemli görevleri bulunmaktadır. Buluğ çağına geldikten sonra biraz daha büyüyen hipofiz bezi, vücuttaki hemen hemen bütün hormonları kontrol etmektedir. Tiroitten büyüme hormonuna, böbrek üstü bezlerinin çalışmasından doğumda rahmin kasılmasını dek birçok fonksiyonda hipofiz bezi önemli rol oynamaktadır. Ayrıca östrojen ve testosteron salgısının kontrolünü de hipofiz bezi sağlamaktadır.

Hamile Kalmanızı Engelleyebilir

Hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörlerin nedeni tam olarak bilinmemektedir. İyi huylu olan hipofiz bezi tümörleri kansere yol açmamaktadır. Tüm beyin tümörleri arasında üçüncü sırada yer alan hipofiz bezi tümörleri, kadınlarda neden olduğu yumurtlama problemleri nedeniyle gebelik üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir. Hipofiz bezi tümörleri ayrıca;
• Baş ağrısı
• Görme bozukluğu veya kaybı
• Adet veya hormon bozuklukları
• Göğüsten süt gelmesi
• Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu gibi değişik belirtilerle ortaya çıkabilmektedir.

Hipofiz bezi tümörlürü bazen çok büyüyerek kendi içinde kanama yapabilmektedir. “Hipofizer apopleksi” yani ani hipofiz yetmezliği durumunda hasta aniden şoka girerek, hormonların yetersiz kalması sonucu tansiyon düşüklüğü, şok, çift görme gibi bulgularla acile başvurabilmektedir.
Ayakkabınız bir anda sıkmaya başlayabilir

Hipofiz bezi tümörleri en sık el ve ayaklarda büyümeyle kendini göstermektedir. Çocukluk çağında hızlanan büyüme devlik de denilen Gigantizm hastalığına neden olabilmektedir. Erişkin kişilerde herhangi bir sorun yokken, bir anda ayakkabılar ayağa olmamaya veya yüzük parmağa küçük gelmeye başlayabilmektedir. Genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkan hipofiz bezi tümörleri bazen de Cushing hastalığı belirtisi olan; ani tansiyon ya da şeker, özellikle karın ve ense yağlanmasıyla ortaya çıkabilmektedir.

Erken Dönemde Teşhisle Tamamen Tedavi Edilebiliyor

Hipofiz bezi tümörleri iyi huylu olmasına rağmen, hormon salgıladıkları için insan vücudunu yorarak yaşam kalitesi ve süresini azaltmaktadır. Detaylı bir muayene ve hasta hikayesinin ardından hormon tetkikleri ve gerekli görüldüğü durumlarda MR çekilerek teşhis rahatlıkla konulabilmektedir. Geçmişte sadece cerrahi yöntemler kullanırken artık tümörün türüne göre hem cerrahi hem de medikal tedavi uygulanabilmektedir. Prolaktinoma yani süt hormonu salgılayan tümörlerde nadiren cerrahiye başvurulurken çocukluk çağında devlik ya da erişkin çağda el ve ayaklarda büyüme olması, Cushing sendromu ve non sekretuar adenomların tedavisinde ise ilk tercih cerrahi olmaktadır. Cushing sendromu, akromegali veya prolaktinomada cerrahiyle başarı sağlanamazsa ilaç ile ayda bir yapılan enjeksiyonlar da kullanılabilmektedir. Cerrahi yöntemde, hastanın durumuna göre mikroskop eşliğinde ya da endoskopik yollar tercih edilmektedir. Erken teşhis ve tedaviyle hastalar sağlığına kavuşarak normal yaşantısına dönebilmektedir. Tekrarlama riski bulunan hipofiz bezi tümörlerinin düzenli kontrollerle takip altında tutulması gerekmektedir.

2016 © Copyright - Medikar Hastanesi

Karabük Nöbetçi Eczaneler     -     Acil        4447078

btnimage